Mehmet: Ne oldu? İkimiz aynı anda yazdık. Ada: Sus söyleme diye bir şarkısı var Zülfü Livaneli’nin biliyor musun? Mehmet: Ah evet, bayılıyorum ona. Ada: En sevdiğim şarkısı. Ada: Sana bir şey soracağım. Mehmet: Sor. Ada: “Uzak değildi bombaların sesinde büyümüş çocukların sesleri” dediğimde iki kere ses kelimesi oluyor, bombaların içinde mi desem? Mehmet: Evet, öyle yap bence de. Ama fazla da göze batmıyordu. Ada: Bugün her dediğimi kabul ediyorsun. Mehmet: Uzak değildi bombaların içinde büyümüş çocukların sesleri, iyi bence. Mehmet: Melih nasıl bir adam, iyi mi? Ada: Melih mi bilmem? Benim hakkımdan çok şey biliyor. Ada: Melih’i boş ver, Sus Söyleme deyince aklıma bir film geldi. Yeşil Bir Dünya, diye. Orada Ayşegül Aldinç söylüyordu bu şarkıyı. Biliyor musun? Mehmet: Bilmiyorum, başka kim oynuyor? Ada: Tolga Savacı. Mehmet: Bir defa izlemiştim sanırım. Ama hiçbir şey hatırlamıyorum. Bir sahne dışında. Hani Ayşegül Aldinç’in şarkı söylediği bir sahne vardı. Ada: Sus Söyleme’yi söylüyo...
Eskiden yazarak kaçardım. Yazarak kaçmak iyi gelirdi. Önceleri hep şiir yazardım, liseye kadar yazdım. Sonra karamsar şiirlerimi bırakıp düz yazıya döndüm. Eski bir arkadaşım şiirlerimde genel olarak bir konu olmadığını oradan oraya geçtiğimi söylemişti, bunu ben konuşurken de söylerlerdi. Aslında benim için bağlantı vardı, mavi rengiyle başlayıp denize gelip sonra denizin hiç olmadığı bir şehirle bitirebiliyordum yazdıklarımı. Chatgpt bile beni tanımlarken “Konu değiştirmen çok akıcı. Bu, yüksek işlem hızına, meraklı bir zihne işaret ediyor.” dedi. Belki arkadaşımın dediğinde takıldım, belki daha çok şiir okudukça gerçekten artık daha iyi şiir yazmayacağıma inancımdan dolayı şiir yazmayı bıraktım. Ama Teoman gibi geri döndüm. Şiir yazayım diye değil, gerçekten bazen öyle anlar geliyor ki, yazmasam olmuyor. Ama daha çok düz yazıyorum ya ters ya da her ne ise! Eskiden yalnız kalmayla ya da bazı anlarda olmama isteğiyle böyle baş ederdim. Bazen eski Pınar’a soruyorum ne yapardı zor anlar...
“Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı.” Bu şiiri ortaokul Türkçe öğretmenim ezberletmişti. O zamanlarda ezberlerken ne kadar da basit ne kadar da herkes yazabilir gibi gelmişti. Sonra kelimeleri ezberlediğinde anlamdan ne kadar koptuğunu fark ettim. Yazarken de okurken de öyleydi. Ezberlediğimiz şeylerin derinliği belki de uçuyordu. Sonraları fark ettim. Zamanın fedakarlığını, birine verebileceğiniz en güzel şeyin sadece “zaman” olduğunu. Sonra zamanyok diye e-posta adresi aldım. Ama yine de zamanı olduramadım. Ne de bize gelmeyen zamanları, işleri, bitmeyen işleri, bitmeyecek işleri. Bizden önce gelen işleri. Özgürlüğümüzü elimizden alan, bizi burada bırakan, bir sevgi sözcüğünü bile bu zamana yetiremeyen işleri. Bazen o tozu alınması gereken fazladan eşyayı atasım, ...
Yorumlar
Yorum Gönder