<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275</id><updated>2012-01-28T21:16:13.617+02:00</updated><category term='pentel'/><category term='kakaolu kek'/><category term='2009'/><category term='şarkı'/><category term='balık'/><category term='fatih akin'/><category term='Leyla ile Mecnun'/><category term='moritz'/><category term='tencere'/><category term='küçük kara balık'/><category term='portakal ağacı'/><category term='babazula'/><category term='fotoğraf'/><category term='kestaneli dondurma'/><category term='yaş pasta'/><category term='solino'/><category term='dört'/><category term='çift katlı otobüs'/><category term='Trt1'/><category term='papatya'/><category term='kedi'/><title type='text'>Rüzgara doğru</title><subtitle type='html'>kaçış vakti.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>81</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-350373062364247919</id><published>2012-01-03T01:28:00.001+02:00</published><updated>2012-01-03T01:28:21.880+02:00</updated><title type='text'>2012</title><content type='html'>Sevgili 2012 bana mutluluk getirmen mumkun mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-350373062364247919?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/350373062364247919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2012/01/2012.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/350373062364247919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/350373062364247919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2012/01/2012.html' title='2012'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2585002346776555140</id><published>2011-07-10T11:25:00.001+02:00</published><updated>2011-07-10T12:42:37.009+02:00</updated><title type='text'>bir pazar sabahı</title><content type='html'>Küçük bir tebessüm başlatır her şeyi.  Gözlerinin içi gülen biri bir diğerinin de güldürebilir gözlerini. Küçük bir an, hani birden söylediğin sıradan, “bir kahve içelim” demek kadar basit bir söz değiştirir eskiyi. Karşındaki artık hani bir zamanlar herkes gibi gördüğün sabahları merhaba derken yüzüne bile bakmadığın biri değildir artık. Gördüğünde gözlerini kaçırdığın, anlamasın diye telaşla konuştuğun, konuşurken birden garip bir şekilde güldüğün biridir. O biri kimdir ki? Garip bir sancı girer kalbine onu gördüğünde. Sokaktaki herkes ona benzer. Trafikte bekleyen adam, markette şampuan seçen adam hepsi odur. Ama aslında hiçbiri. Beklersin, en zoru beklemek. Gelsin de bir şey söylesin, bitsin bu kalp ağrısı. Konuşursun, konuşturmaya çalışırsın. En güzeli o da seviyor mudur diye hayal kurmaktır aslında. Hayalinde ne olduğunun önemi yok. Yatağa uzanırsın, aslında gördüğün sadece bembeyaz, alçak bir tavan. Ancak gördüğünü uçsuz bucaksız bir gökyüzü sanırsın, onun altında sen ve o, bir nehir de olabilir yanınızda, belki papatyalar. Çok mu romantik oldu? Bir de şarkı olmalı. Hangi şarkı? “Başka türlü bir şey” olabilir misal. Sonra uzun zamanlar. Hani hep çalıştığın için kendine bir türlü ayıramadığın uzun zamanlar. Sonra konuşmaya gerek yok. Güzel susmalar. Sonra yürürsün. Hiçbir yere acelen yok, belki ayağında bir sandalet, kafanda bir şapka, saçlarında toka yok, en güzeli zaman yok. Kimse beklemiyor. Zaten ikiniz de aynı yerdesiniz, bekleyeniniz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir gün, hani bir Pazar günü, yine senin çalışmak zorunda olduğun, herkesin yatakta bilmem kaçıncı uykusuna daldığı bir gün değişir her şey. Evet der, karşındaki, bugün itiraf edebilirim. Bugün zamanı geldi. Ya sen der? Sen seviyor musun, saate bakarsın, çoktan geçmiş her şey sanki. Oysa sen hayallerinde yaşarken her şeyi tüketmişsin. Telefonun ucunda bekler seni sessizce, ya sen der tekrarlayarak, bu sefer tükenmiş sanki sesi. Hayır dersen, tamam deyip gidecek gibi. Bilmem ki dersin. İnsan ne söyleyeceğini bilemez kimi zaman. Bunca vakit nasıl anlamadın demek geçer içinden. Yine de evet seviyorum ben de dersin, çünkü bilirsin dolaysız cevapların insana daha güzel geldiğini. Sonra gelir. Gözlerine bakamazsın, içine garip bir ağrı girer, karnında karıncalar. Sanki hiç konuşmamış gibi, “merhaba” dersin. Bir uçan balonun içindesiniz, biri gelse patlatsa düşeceksiniz bir anda yere. Ama garip bir mutluluk, yatağa girdiğinde bugün ne oldu diye düşündüğün, mutluluktan uyuyamadığın bir his.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir ay sonra. Hiç tanımadığın bir yüzle gelir yanına. Gözlerini göremezsin. Konuşmak istediğinde konuşmaz. Israr etmenin ne kadar anlamsız olduğunu bildiğin halde ne oldu diye sorarsın. Cevapsız bir sürü soru… Belki birisi balonu patlattı. Siz de düştünüz tüm yalanların ortasına. Her şeyi zamana bırakalım dediğini hatırlarsın başta. Belki de her şey sevdiğini söyleyene kadar dersin, sonrası hep sıradan, yine aynı ilişkiler, aynı gitmeler. Bilirsin birinin peşinden gitmenin doğru olmadığını. Kalırsın ve beklersin, aynı sabahları yaşadığın, aynı kokuyu, aynı renkleri gördüğün halde susarsın. Belki bugün gelir diye aynanın karşısında daha çok durursun. Saçlarına daha çok bakıp, daha kırmızı bir ruj sürersin dışarı çıkarken. Onu görürsün sonra, bana kahve borçlusun der, elin titrer, yüzüne bakarsın, sanki o aranızdaki kırgınlıklar yaşanmamış gibi hissedersin, insanın sevdiğini affetmesi ne kolay, bir tebessüme bakar. Gözlerine bakarsın, yorgunluktan küçülmüş gibi karşında oturur, gitme demek istersin, biraz daha kal. Ama bilirsin gideni tutmak zordur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine yalnızlık. Doğum gününü bu yıl da tek başında kutlarken anlarsın. Gitmiştir o, yazmak da konuşmak kadar gereksiz. Sadece bakarsın arkasından. O da dönüp bakar mı, hala seviyor mu o gözler beni diye merak eder mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2585002346776555140?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2585002346776555140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/07/bir-pazar-sabah.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2585002346776555140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2585002346776555140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/07/bir-pazar-sabah.html' title='bir pazar sabahı'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6190236507109089323</id><published>2011-06-17T13:09:00.001+02:00</published><updated>2011-06-17T13:14:02.507+02:00</updated><title type='text'>Vazgeçebilmek.</title><content type='html'>Vazgeçebilmek adına güzel bir yazı, benim şu anda tüm derdimi anlatıyor sanırım, Elif Şafak'dan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/621622-vazgecebilmeye-methiye"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6190236507109089323?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6190236507109089323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/06/vazgecebilmek.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6190236507109089323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6190236507109089323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/06/vazgecebilmek.html' title='Vazgeçebilmek.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1867768832110821541</id><published>2011-06-12T12:00:00.001+02:00</published><updated>2011-06-12T12:00:16.129+02:00</updated><title type='text'>Kırk ikinci basamak</title><content type='html'>Arkamda duvar. Dünyanın üzerimde döndüğü, zamanın olmadığı bir yer burası. Kaçık bakışlarıyla terk edilenler, terk edenler var sadece. Bazen başımı ellerimin arasına alıp oturuyorum önümdeki koltuğa. Bazen resim yapıyorum, güçsüz çizgilerimle. Beceriksiz olmama gülüyorum sonra. Bahçenin ortasında bir kare var, çimi daha bir koyu sanki oranın, belki orası bir havuz olacaktı, ama sonradan vazgeçilmiş olmalı. Hafızam bu tür havuzların yuvarlak olduğunu hatırlatsa da oranın vazgeçilmiş bir havuz yeri olduğu hakkındaki düşüncem hiç değişmedi. Karenin etrafında dolanır, yavaşça sınır çizgilerine basar ayaklarımı izlerdim saatlerce. O zamanlar ayakkabıdan habersiz olmalıyım. O kare beni bazen içine çeker, ortasında saatlerce oturur, sanki bir şarkı dinliyormuş gibi uzağa bakardım hep. Bazen biri olurdu karşımda. Kendimle konuşmaya o günlerde başlamıştım sanırım. Ağacın altına yastığımı koyup tam da olmayacak bir zamanda uykuya dalardım. Uykumun ortasında bisikletli bir çocuk geçerdi önümden. Uyandığımda rüyaya mı alışmak gerek, gerçeğe mi anlayamaz, sadece yastığın yeşil olmasına güler, geçerdim. O zamanlar alışmaya çalışıyordum. İstemesek de içimizdeki öyle yapıyordu. Alışmalıydık. Yanımdaki adam gözlüklerini indirip yavaşça gülümserdi bazen bana. “İsmin ne?” diye sorardı sürekli. Bu yüzden onun salak olduğunu düşünürdüm. Bana bakıp gülümsediğinde mutlaka gözlüğünü çıkarırdı. Bazen onla saatlerce otururduk, ben bakışlarımı kareye çevirip, öğrendiğim tek şarkıyı defalarca içimden söylerdim. Onun nereye baktığını bilmem, ona bakmazdım ben. Onun yanımda olduğu bazen aklıma gelir, bazen de onu unutup giderdim yanından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odam yeşil. Tavanda iki lambayla aydınlatılmış geniş bir oda. Sabahları güneş gözümün içinde doğar sanki bazen. Dört penceresinden gün gözükür, yıldız gözükür, ay gözükür. Bazen pencerenin önünde saatlerce ayakta durup dışarı bakardım. Karşımdaki binanın benim odamla aynı kattaki tek penceresine odaklanır, bakışlarımı oradan hiç ayırmazdım. Neye baktığımı anlamak için düşünüp dururdum. Yine o adam bazen sırtıma dokunarak beni yatağa oturtturur, durmaz bir şarkı açardı, yani ben uyuyana kadar bitmezdi. Su içip uyurdum sonra. O şarkıdan sonra suyun tadı bir garip olurdu zaten.  Karşımdaki masayı ikiye bölmüştüm. Yarısında resim yapıp diğer yarısında yazıyordum. Boyalarla konuşurdum bazen. Yazmak tuhaftı. Yazarken elim titrerdi. Sözcüklerim benden ayrıldığından olsa gerek yazdıktan sonra tüm enerjim bitmiş gibi olurdu. Suratım aynada beyazlaşır, masanın üzerinde uyuyakalırdım. Yazmak tuhaftı. Dikdörtgene benzeyen bir şekil çizip siyaha boyardım onu. O adam gelip resimlerime bakmak istediğinde bazen göstermezdim ona. Gösterdiğimde anlatmamı isterdi çünkü. Resmimi anlamsız hissettiğimden başka şeyler anlatırdım ona. Bir gün dikdörtgenli resimlerime bakarken gördüm onu. Dolabımın alt köşesine saklamıştım oysa. Onlara bakarken onu gördüğümde, mahrem yeri görünmüş bir insan gibi utanmıştım.  Beni fark ettiginde yine gozlugunu cikartip gulumsedi. Sinirlerim tamamen cekilmisti sanki. Yaklasti sonra, saclarima dokundu ilk defa. Uzundu saclarim. İcimden bir sey gecti, bir ruzgar, bir ses, bir adim. Arkama donup yatagima uzandim ardindan. Sonrasi karanlik. İsigi kapatip gitti o. Siyahti gozleri, simsiyah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu merdiven mermerden mi? Binanin girisine uzanan merdivenleri sayardim bazen. Kirk ikiden sonra kafama bir sey takilir, saymayi unutup otururdum kirk ikinci basamaga. Bilmedigim baska bir yere gider, susardim, kirk ikinci basamagi severdim. Ustune bir kare cizip yesile boyamistim onu. Adam gelip yanima otururdu.  Biz kirk ikinci basamakta oturup bulutlara bakardik. Ben bulutlarla ilgili sacma sacma seyler anlatirdim ona. Mantigimi kaybetmistim. Sonra susardik. Gozlugunu takmazdi bulutlara bakarken. Digerleri gibi degildi o. Arada bana cikolata getirirdi, sanirim en cok cikolatayi seviyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaki boslugu kesfetmem cok zaman almadi. Ben digerlerinden farkliydim. Oyle dusunuyordum yani. Her insanin bir digerinden farkli oldugunu dusunmesi gibi basit degildi bu. Onlar surekli yuksek sesle konusup ayni seylerden bahsederlerdi. Ayni rengi, ayni sarkiyi, ayni filmleri, ayni kitaplari severlerdi. Bazen onlarla ayni seyi sevdigimi fark ettigimde, hemen bir baskasini severdim. Ayni bahcede, ayni koridorda, ayni binadaydik ama ben onlardan degildim. Arkadaki boslugu, bahcenin oraya giden kapisini acik unuttuklarinda fark ettim. Hep kapali, griden demir bir kapiydi. Bahcenin kaldirimi uzerinde gezinip icimden sarki soyledigim bir gundu yine. Kapiyi fark edince adimimi attim arkadaki bosluga. İceride mi disarida mi oldugumun bilincine varmadan, yeni bir yer kesfetmenin heyecaniyla etrafimi inceledim. Her sey eskiydi sanki. Sari bir bankin ayaklari curumus, birkac odun parcasi uzerine yigilmisti. Kucuk bir toprak parcasi vardi bankin saginda, karsisinda yamuk bir yukseklik, yuvarlak bir pencere... Orasi bir cennet gibi gozukmustu bana. Eskimis, tozlanmis, kirlenmis her sey oradaydi. Cennet diye bir tanimlamam yoktu zaten. Cennet insanin kendisini hissettigi yer olabilirdi belki ya da olmaliydi. Arkadaki bosluk –bu adi da ben koymustum- hem cizdigim, hem yazdigim bir yer oldu sonrasinda. Kapisi sadece benim icin acik olan bir yerdi, evet cennetimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanimdaki odada yasli bir teyze kaliyordu, yaz kis demeden terlik giyerdi hep. Zar zor yurudugu halde her gun o merdivenden inip bahceye iner ayni banka otururdu. Ben de karenin ortasina oturup onu izlerdim. Bana baktiginda terliklerine bakardim. Onunla kendimi dunyanin merkezine koydugum hikâyelerimi anlatirdim ona. Seviyordum sanirim onu. Yasli ve suskundu. Kimsesi yoktu belki de. Ben vardim, o vardi, arkadaki bosluk ve kare vardi sadece. Keyfi yerindeyse eski sarkilardan soylerdi. Sesi guzel degildi, ama guzel soylerdi. Ona bakip gulerdim. Hep sigara ve cay icerdi. Bense hic sigara icmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diger yanimdaki odada yaslarimizin ayni oldugunu dusundugum bir kadin kaliyordu. Kadin kisa saclarini her seferinde bicimsiz keser, bana bazen gulumseyip bazen de kizardi. Ona hicbir sey demezdim, kizmazdim. Umurumda degildi cunku o. Eteklerini, perdeyi, sacini her seyi keserdi. Makasi elinden aldiklarinda yırtardı eteklerini, saçını yolduğunu bile görmüştüm. Deliydi. Umursamazdim onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`Artik kapi hep acik olacak senin için.` dedi o adam. Gozlugunu indirdi yine gulumsemek icin. Arkadaki bosluk benimdi artik. Ona sarildim sonrasinda.  Siyah gozleri dolmus, bana bakiyordu adam. O da benim gibi digerlerinden farkliydi. Beyez giymiyordu digerleri gibi. Bana surekli adimi sormasina sinir olsam da seviyordum onu. Resimlerime bakıp hikâyeler anlatıyordum ona. Yazdiklarimi okuyup defterin bos biraktigim sol sayfalarini o dolduruyordu. Beraber oturup dakikalarca susuyorduk. Onun odasi koridorun sonundaydi. Bazen odasindaki sandalyeye oturup karsimdaki kitaplari izlerdim. O bana bakip suyu icmemi isterdi, sonra uyuyakalirdim. Buluttan hikâyelerimi anlatırdım ona. `Kare` haric her seyi biliyordu o. Gulumsediginde bile huzunlenen bakislarini uzerime diker saatlerce o beni, ben kareyi izlerdim. Dedim ya ona bakmazdim, bazen onu unutup giderdim bile. Ama o hep gelir, ismimi sorardi. Salakti sanirim biraz ya da unutkan. Benim fotografimi cektiginde anlamsizca gulerdim kadraja. En cok ben umrundaydim onun, digerlerine sadece `Nasilsin` diye sorardi. Bana bir de adimi ve hikâyelerimi sorardı. Digerlerinin adi umrunda mi degildi yoksa benim adimi mi unutuyordu bir turlu anlayamazdim. Sormazdim da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Adim İdil benim, dedem koymus adimi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1867768832110821541?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1867768832110821541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/06/krk-ikinci-basamak.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1867768832110821541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1867768832110821541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/06/krk-ikinci-basamak.html' title='Kırk ikinci basamak'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2888953047959829912</id><published>2011-06-10T23:14:00.006+02:00</published><updated>2011-06-10T23:32:04.428+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leyla ile Mecnun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Trt1'/><title type='text'>Leyla ile Mecnun</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-zXTvc1p3FS0/TfKMlLvLDlI/AAAAAAAAAM4/eO9gd2aA5Ug/s1600/167813_189984974364265_189981374364625_620897_298053_n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 156px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-zXTvc1p3FS0/TfKMlLvLDlI/AAAAAAAAAM4/eO9gd2aA5Ug/s200/167813_189984974364265_189981374364625_620897_298053_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616706255718125138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tezimi yazdığım dönemde bir dizi keşfettim. Leyla ile Mecnun, TRT1'de çarşambaları 22:00 civarında yayımlanıyor. Bayadır dizi bağımlılığı olmayan biri olarak bu dizi çok hoşuma gitti. İzleyen pek yok, aslında sanırım takipçisi var ama, benim tanıdıklarımdan pek yok. O yüzden kendim anlatıp kendim gülüyorum. Absürt bir komedi, inanılmaz güzel esprileri var içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haftaki bölümünde konu "klon"la ilgiliydi. Dizideki oyuncular yok şöyle yok böyle falan deyip kendi klonları yaptırıyorları profesöre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi benim de beş klonum olsa. Sırasıyla klonlarım şunları yapsa:&lt;br /&gt;Misal biri sabah benim yerime kalksa, işe gitse.&lt;br /&gt;Biri tezimi düzeltip enstitüye teslim etse.&lt;br /&gt;Bir diğeri birbirinden sinir insanlarla benim yerime konuşsa.&lt;br /&gt;Biri istediği kadar yemek yese ve hiç kilo almasa. &lt;br /&gt;Biri her gün benim yerime dişlerini fırçalasa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de Büyükada'ya, ya da Ağva'ya ya da ne bileyim bir yerlere gitsem, buradan uzak bir yerlere, ayaklarımı uzatıp güneşin kemiklerimi ısıttığı bir yere. Sonra kahve içsem öylece denize bakarken. Ne derdim, ne tasam olmasa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada benden size en büyük tavsiye Leyla ile Mecnun izleyin izlettirin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2888953047959829912?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2888953047959829912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/06/leyla-ile-mecnun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2888953047959829912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2888953047959829912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/06/leyla-ile-mecnun.html' title='Leyla ile Mecnun'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-zXTvc1p3FS0/TfKMlLvLDlI/AAAAAAAAAM4/eO9gd2aA5Ug/s72-c/167813_189984974364265_189981374364625_620897_298053_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3159562723704008101</id><published>2011-05-31T17:56:00.001+02:00</published><updated>2011-05-31T17:59:26.126+02:00</updated><title type='text'>Hoşça kal.</title><content type='html'>Herkes yürüyor. Bir şekilde zaman geçiyor. Zamanın şarkısız geçtiği olmuş mu bugüne kadar. Her gün farklı bir şarkı çalıyor içimde. Benim kadar karamsar olmamalıydı bir insan. Sesim titrek, sesim ağlamaklı, gitmek istiyorum diyorum, kalsam ne olur bilmiyorum; gittiğimde ne olduğunu bilmediğim gibi. Hiçbir şey yürümedi. Ben eskisi gibi bir çikolataya sevinemedim, gülemedim gözlerine, sevemedim tekrar seni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum tüm suç benim, suç benim kararsızlığım. Oysa ben tüm insanları, hisleri tanıdığımı zannederdim. Öyle değilmiş. Bazen insan orta yoldan da yürüyebilirmiş, ne sağa, sola geçmeden. Kimseyi geçirmeden içinden, geleceğini bilmeden öylece asılı kalabilirmiş. Biliyorum bunlar bize göre değil. Zaman geçmiş, her yer hep seninle dolmuş. Ne bileyim adım atmadığımız yer kalmamış buralarda. Bundan sonra hani birkaç yıl sonra aynı yerlerden geçince ne değişecek? İçimiz mi sızlayacak, ne bileyim o aldığım saati taktığında, zaman duracak mı bu sefer? Ya da tüm aldıklarımız başkalarının kolunda mı olacak, başkalarını mı soğuktan koruyacak bana aldığın ceket? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum ben haksızım. Neden yazıyorum onu da bilmiyorum. Belki pişman birkaç sözüm olacak sonrasında. "İkimiz biriz" dediğinde buna hayır dediğim için kızacağım her seferinde. Ağlamadığımı, üzülmediğimi sanıyorsun yine. Ne çok yanılıyorsun yine. Biliyorum giden benim ve kalan yine sensin. Ama yine korkuyorum. Yine bir sonbahar günü, hiç bilmediğim bir istasyonda seninle karşılaşır ve ne konuşacağımı, nereye bakacağımı bilemem diye korkuyorum. Ama ne olursa olsun, rüya gibi kâbus gibi biter bazı şeyler bir gün sonra. Bizimki de böyle. Zor ama hoşça kal.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3159562723704008101?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3159562723704008101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/hosca-kal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3159562723704008101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3159562723704008101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/hosca-kal.html' title='Hoşça kal.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8511195480884601300</id><published>2011-05-27T23:12:00.003+02:00</published><updated>2011-06-07T10:50:50.412+02:00</updated><title type='text'>Karnımdaki Karıncalar</title><content type='html'>Bir yerde, bir zamanda, belki de bir kokuda kendimi unutmuş olmalıyım. Aynaya bakıyorum bir iki gündür. Yüzümde bir “Amelie” gülümsemesi. Bahar gelmiş, hanımeli kokusu tüm sokağı kaplamış olabilir, hatta en sevdiğim şarkıyı bir anda radyoda duymuş, eski bir arkadaşıma yolda rastlamış olabilirim. Ama bu mutluluk nereden geliyor? Sanki yeni bir ülke buldum, yeni bir icat ya da? Uyumadan önce karnımda mı midemde mi olduğunu anlamadığım bir dalgalanma. Yoksa doktor bir arkadaşa mı danışsam, yeni bir hastalığa mı kapıldım acaba? Sonra uyku, masal gibi rüyalar ardından. Eski karamsar beni hangi sokakta, hangi zamanda bıraktım bilmiyorum. Kendi kendime uyanıyorum. Gök mavi. Hava güzel, bahar gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sen. Biraz uzakken hafif, yaklaşınca yoğunlaşan bir koku. Gülüyorum. Sanki midem ağrıyor, oysa daha bir şey yemedim ki. Yoksa midem değil karnım mı? Karnımda karıncalar dans ediyor sanki.  Bazen konuşurken kelimelerim anlamsız birer cümleye dönüşüyor. Doğruyu söylemiyorum, söyleyemiyorum. Sen de söylemiyorsun. Garip bir sır. Sadece ikimizin bildiği. Beni görmesen, yani biz mektuplaşan bir arkadaş olsak; yine anlayacaksın beni. Belki bir kelimemden, belki bir cümlenin sonuna getirdiğim bir noktalama işaretinden. Bugün moralin bozulmuş diyeceksin. Ben de anladığını bildiğim halde yine nasıl anladın diye soracağım. Belki de bir şeyim yok yalanına sığınacağım. Sen inanmayacaksın yine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine başlayacak gün. Pastayı sevdiğimi bildiğin için ben gelmeden bir dilim ayıracaksın bana. Bense ne kadar mutlu olduğumu belli etmeyip sadece teşekkür edeceğim. Ama sen yine anlayacaksın beni. Sonra ben şaşıracağım; benim gibi çekingeni kaç kişi anlamış ki?&lt;br /&gt;Sonra akşam. Garip bir özlem. Keşke sabah olsa. Yine hanımeli, bahar kokusu, yine sen kokusu olsa her yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen yaklaşıyorsun ya kimi zaman bir bahaneyle o zaman bir rüzgâr esiyor içimden. Karnımdaki karıncalar daha hareketli dans ediyor, sağ elim sol elim gibi sanki çirkin bir yazı yazıyor kâğıda. Sen gülüyorsun; gözlerin küçük, ne renk olduğu anlaşılmıyor. Bir an sanki söylesem diyorum. Hani giderken “hoşça kal” der gibi rahat olsa sesim. Sonra birden susunca ne saklıyorsun benden diyorsun. Ne saklıyorum ki? Karnımdaki karıncaları düşünüyorum. Sonra kafanı sallıyorsun, beni gördüğünü biliyorum. Hatta karnımdaki karıncaların bile farkındasın. Bana ayırdığın çikolatayı yerken, bugün bir farklısın sen diyorsun. Karıncalar daha hızlı karnımda. Söylesem diye geçiriyorum içimden hani mantığımı falan dinlemeden. Hem mantık nedir ki? Sonra bakıyorum sen yaklaşmışsın söylemeye. Sadece bir şarkılık vaktimiz var. Söyleyemiyorsun. Söylesen bu mutluluk gider mi diye korkuyorsun. Ben de korkuyorum. Ne yapacağımı bilmeden akşam oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra uyku yavaştan geldiğinde garip bir rüya görüyorum. Rüyamda her yer papatya, beyaz. Sen yine söylemiyorsun, ama ben anlıyorum söylemeden de dediğini. Korkuyoruz masal biter diye. Sonra gün doğuyor yine. Rüyamda seni gördüm diyorum. Orada söyledim mi diyorsun. Bu sefer gerçekten şaşırıyorum. Karıncalar daha da hızlı. Söylemedin ama biliyorum diyorum. Küçük gözlerini kısıp ben de biliyorum diyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki üç gündür aynaya bakıyorum. Yüzümde farklı bir tebessüm, karnımda garip bir ağrı. Benim bildiğim sende, senin bildiğin sende gizli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8511195480884601300?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8511195480884601300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/karnmdaki-karncalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8511195480884601300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8511195480884601300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/karnmdaki-karncalar.html' title='Karnımdaki Karıncalar'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-4584347341945857834</id><published>2011-05-14T17:55:00.002+02:00</published><updated>2011-05-14T17:57:19.927+02:00</updated><title type='text'>Sürgü</title><content type='html'>&lt;em&gt;Yollar karanlık olabilirdi elbet,&lt;br /&gt;Sonundaki aydınlığa inat.&lt;br /&gt;ve yavaşça yaklaşabilirdi,&lt;br /&gt;Bilinmeyene adımlar...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yıllardır unuttuğu bir yeri hatırlayabilir insan. Çocukluğunu karıştırıp korkuyla eskiye sarılabilir birden. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah beyaz zeminin ardından dümdüz bir yol gözüküyor adamın önünde. Renkler karıştırıyor, aydınlıkla karanlık arasındaki çizgiyi. Adımlar birer birer kayboluyor arkasında adamın. Yenik düşüyor gözleri tanımadığı bu karanlığa, soldaki aynada beliren suretinden korkuyor, bir anlık göz yanılmasıyla. Nesnelerin sessizliği bozan garip tıkırtıları zaten yavaş olan adımlarını iyice yavaşlatıyor adamın. Ardından vücudu soğuk bir esintiyle diriliyor. Saçları birden çekiliyor sanki, köklerinden. İçeriye girdiğinde ardında bıraktığı dışarıda, eski bir sokak lambası güçsüzce yansıttığı ışığını söndürüveriyor, gecenin ortasında. Nesneler ne kadar da zamansız… Sokak lambasına bakıp rahatlıyor adam. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece karanlık... Korkunun nasıl başladığıyla ilgili çok şey söylenebilir belki. Ama en önemlisi belirsizlik ve bilinmezdir. Elleriyle yokluyor tanımadığı nesneleri. Solunda bir masa var, ayağı takılıyor zemine düşürdüğü bir kaleme. Sesler bildik tıkırtısıyla dolduruyor sessizliğini zamanın. Hiç olmadık yerde, yanlış hareketlerinin kurbanı vücudundan ter boşalıyor adamın. Dikkatsizliği geliyor aklına, en zor zamanlarında başından hiç ayrılmayan. Küçük bir vücut yeniden canlanıyor gözlerinde, çelimsiz ancak sevimli, oyunlara hep geç kalan dengesiz bir çocuk kayboluyor beyninde. Silmek istiyor adam, silmek istiyor her şeyi. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçları yeniden çekiliyor köklerinden, acımıyor. Köklerinden tutup kaçacak gibi bir el hissediyor saçlarında. Çocukluğunu hatırlıyor birden adam. Tüm yanlışlarının ardından, annesinden sonra gelen kadının kafasına uzattığı eli geliyor aklına. Kısacık saçları köklerinden çekilir, yok olurdu o zamanlar. Hiçbir bünye annesinin gidişine alışamazdı elbet. Alışamıyordu çocuk, ne yeni gelen kadına, ne de uykusundan vakitsizce uyandırılmasına. Bu yüzdendir ki uykuları dengesini karıştırır çocukluğundan beri.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ taraftaki merdivene yaklaşıyor adam sonunda. Değişen her şeye inat hâlâ aynı yerde duran basamaklardan iniyor sonra. Basamakların tahtadan olduğu zamanlardaki uykularını hatırlıyor, deliksiz ve huzurlu. Annesi geliyor yine aklına, tüm uykularından önce, uzakları ona yaklaştıran nefesiyle; annesini hatırlıyor, mavi elbisesiyle odasına girişini ardından. Yutkunuyor ardından adam, ağlamamaya karar verdiği ilk günden beri yaptığı gibi. Merdivenin tahta basamaklarından düştüğünde, alnından akan kanlardan arda kalan dikiş izine değdiriyor elini, korkuyor geçmişin bu denli yakın olmasına tenine. Merdiven şimdi beton bir duvar gibi ruhsuz oysa. Basamaklar eski dengesizliğinde değil en azından, sessizce iniyor adam, gittikçe sağa dönen basamaklardan.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenin sonuna yaklaştığında tanıdık rutubet kokusunu duyuyor tüm ağırlığıyla, o bildik kokusuna alışıyor bodrumun. Saklambaç oynadığı zamanlar bile böyleydi, eşyalar sanki buraya atılmanın hüznünden dolayı böyle kokarlardı. Şimdi karanlıkta gözükmüyor eşyalar. Ancak zor değildi onların eski eşyalar olmadığını anlamak. Mesela önceden gözü kapalı bilirdi, sağdaki kırık dökük komodini. Şimdi yerinde ne vardı bilinmez. Ama öyle sertti ki, az önce dizini vurduğunda mutlaka bir iz bırakmıştı derisinde. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korku tüm nesnelerin ve karanlığın bilinmezinde başlıyor. Yeniden titriyor vücudu, sudan yeni çıkmış misali. Adımları ürkekçe dönüyor çocukluğundan beri kapalı duran kapıya. Sağında solunda yerini yeni yeni öğrendiği nesnelere çarparak ilerliyor, kapının mavisi, belli belirsiz gözüküyor uzaktan. Adımları anlamsız bir cesaretle hızlanıyor. Yorulmuş bedeninde adam, birden küçük bir çocuğa dönüşüyor sanki. Çelimsiz çocuğun gülümseyen suratı beliriyor belleğinden çıkardığı bir hatırada, hiçbir şey silinmemiş gibi yeniden canlanıyor hafızasında. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çelimsiz çocuk gözlerinin önünde koşuyor dengesiz adımlarıyla. Merdivenin basamaklarının tahtadan olduğu zamanlarda gizlice inmişlerdi yine eski eşyaların atıldığı bodruma. Bir zamanlar evin en güzel köşesindeki tablo, sol kolu yanmış bir koltuk, çürüyen kütüphane, yasaklandığında yırtılan bir sürü kitap, kırık dökük hediyeler yersiz yurtsuz duruyordu o zamanlar bodrumda. Gizlice indikleri bodrumdaki rutubet kokusuna alışmıştı burunları. Karıştırdıkları eşyalarda hep ayrı bir şey vardı, dedesinin sallanan sandalyesinin orada olması ne kadar da anlamsızdı mesela. Oysa dünyadaki en güzel şeydi o ve bu yaşta tüm cesaretlerini toplayarak bodruma kaçmalarının en anlamlı nedeniydi kahverengi sandalye. Biri yukarıyı gözetlerken diğeri  sallanan sandalyede oturur, yırtılmış sayfalarını çevirirdi kitabın.. Bazen anlamadıkları bir dilde konuşurdu yazar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`Kapıyı açalım mi?` derdi çelimsiz çocuk her defasında, gözlerini kocaman açıp. Koşarak çıkarlardı bu sorunun ardından korku nöbetlerine tutulup. Kapının ardında garip bir giz vardı, bilmedikleri. Sürgüsünü çekilince açılırdı belki mavi kapı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hatırlıyor kapının bulunduğu zeminden önce ayağına takılan yüksekliği. Sağında gözlerinin belli belirsiz seçtiği askılık eskisi gibi yerinde duruyor hâlâ. Gülümsüyor, korkunç ve garip bir ifadeyle. Tekrarlar dengesini bozar insanın ve alışsın diye insanlar tekrarlara, nakarat koyarlar şarkıların aralarına. Korkuya sığındığından beri ağrıyor midesi, gece sabaha doğru ilerliyor. Elini uzatıyor boşluğa. Kaybolmuyor karanlıkta eli, tanıdık sürgüsüne dokunuyor mavi kapının adam. Defalarca kez nefes alıyor, cesaret tüm sınırlarda korkuyu ve heyecanı da getiriyor yanında. Siyah bir ölüm geliyor aklına, yeni boyanmış beyaz bir duvarın ardındaki tabut geliyor sonra gözlerinin önüne, ardından daha konuşamazken okuduğu dualar... Ölüm geliyor aklına: beyaz tenli ve çelimsiz... Ardından geri çekiliyor dengesiz adımları zayıf çocuğun, sanki hiç koşmamış gibi kaçıyor geldiği yere. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekiyor adam sürgüsünü mavi kapının, sert bir çekişte. Açılıyor onca sene korkup da açamadığı giz. Açılıyor annesinin saçındaki uzun örgüleri birden. Yine usulca fısıldıyor uykuya dalmadan önce. Gitme diyemeden annesine, uykuya dalıyor çocuk. Mavi kapı, korkunç kabuslarını hatırlatıyor adama. Annesi gittiğinde ve çelimsiz çocuk zamansızca sonsuz bir uykuya daldığında başlayan uykusuz geceleri geliyor aklına. Düşüşler geçiyor gözünün önünden. Terasın gri betonunda koştukları anlar geliyor aklına. Belleğinden silinmemiş bir gülümseme ayılıveriyor birden. Çelimsiz çocuk gülümsüyor, silinmemiş bir hatırada yeniden. Silmiyor hafıza, silmiyor hiçbir şeyi. Tüm nefesini tutuyor adam, gülüyor önce korkunçça, birden ağlamaya dönüşüyor gülüşü, eli kapının sürgüsünden ayrılmamışken daha. Düşüşler geliyor aklına, daha bir adım yaklaşmışken arkadaşına. Düşüşler beliriyor gözlerinde kırmızıya boyanmış gride. Bir vücut hatırlıyor belli belirsiz, zayıf ve gri zeminde boylu boyunca uzanmış… Suskunluğa alışmamış dilinin, konuşamadığı zamanı hatırlıyor birden, sonrası yok. Sonrası beyaz duvarın ardında tanıdık suratların taşıdığı bir tabut...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elini çekiyor sürgüden, tek basamak var zemine. İşte o anda korku birden çekiliyor vücudundan, serin bir hava esiyor arkasından, bodrum eskiden de böyle de eserdi, kimsenin bilmediği bir taraftan. Vücudu doğruluyor, saçları sanki tek tek köklerine yerleşiyor adamın. Annesi yavaşça okşuyor saçlarını, gözlerini kapatmadan önce çocuk. Mavi kapının ardında sessiz bir karanlık gözüküyor, sonu olmayan, boş ve yalnız… Ellerini ceplerine sokup ilerliyor adam. Çelimsiz surat yine gözlerinin önüne geliyor, gülümsüyor yaramaz bakışlarla:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`Kapıyı açalım mı, açıp kaçalım mi?`&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;25.07.2007 02:13:50&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-4584347341945857834?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/4584347341945857834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/surgu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4584347341945857834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4584347341945857834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/surgu.html' title='Sürgü'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8083646410172210506</id><published>2011-05-11T20:39:00.003+02:00</published><updated>2011-05-14T17:58:33.538+02:00</updated><title type='text'>ARSIZ ZAMAN</title><content type='html'>I&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten çıktığında çoktan hava kararmıştı. Soğuk, kabanının içinden girip tüm kemiklerini üşütüyordu. Önceden yani lisedeyken falan bu kadar üşümediğini, kar yağarken dışarı gömlekle çıktığını hatırladı. Yaşlanmak diye bir şey gerçekten vardı demek ki. Kışı sevmemek için çok sebep var diye düşündü, yanından geçen araç üzerine çamuru sıçrattığında. Saatine tekrar baktı Işık, oysa daha iki dakika önce bakmıştı; saat altı olmuştu. Bir yere geç kalma telaşıyla kuaföre doğru hızlı adımlarla ilerlemeye çalışıyordu. Önündeki nereye gittiği belli olmayan insan sürüsü olmasa muhtemelen gideceği yere çoktan ulaşmış olurdu. Yolun ortasında bir anda duran kadına kızmak istedi. Sonra ne kadar da çabuk sinirleniyorum dedi. Hızlı adımları birkaç dakika sonra koşmaya dönüştü. Bir şey unuttuğunu düşünüyordu, ama neydi? Koşmak onu birden rahatlatmıştı, kuaföre yaklaştığını görünce sevindi. İçinde garip bir heyecan vardı, gece olacakları aklında kurup duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuaförden içeri girdiğinde fön makinelerinin sesiyle, son ses açılmış müzik çoktan karışmıştı. İnsan, boya, saç kokusunun bir olduğu koku burnuna geldiğinde, hoş geldiniz, ne vardı, dedi kuaför. Ne vardı denir mi efendim demedi. Kuaföre düğüne gideceğini ve istediği saç modelini yapabileceğini söylerdi. Hep böyle yapardı, bu kadar sesin içinde kuaföre ne yapacağını anlatıp sonra aynadan kuaförün “tamam, tamam” deyip bambaşka bir model yaparken görüp delirmektense, en iyisi buydu. Kuaför gülümsedi. Çoğu kadın böyle bir şey söylemezdi çünkü.  Işık doktorların ve kuaförlerin işine karışmazdı, hassas mesleklerdi bunlar. Işık’ın da işine karışmasalar iyi olurdu aslında. Aynada uykusuzluktan morarmış gözaltlarına baktı, kaç gecedir geç yattığını hatırlamıyordu bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuaför birkaç şey söyledi, saçların kırık ya da kesime ihtiyacı var gibi, ya da sen en son ne zaman kestirdin, böyle şeyler, Işık hiçbirini dinlemedi. Sonra devam etti kuaför, kimin düğünü? Kuaförler her derdi dinler, her yüzü hatırlarlardı. Arkadaşımın dedi, Işık. Bu kadar, aslında konuşmayı severdi. Ama daha ne diyecekti ki? Saçı bittikten sonra kendine baktı. Evet, bugün güzel bir gün dedi içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünün yapıldığı yere tam zamanında varmıştı, henüz davetliler yeni yeni geliyordu. Bir yere geç kalmayı da erken gitmeyi de sevmezdi. Dışarısı epey soğuktu, taksi şoförünün az ileride indirme teklifini kabul ettiği için kendine kızıyordu.  &lt;br /&gt;Arkadaşının annesini gördü, İdil gelin odasında dedi, Işık gelin odasına doğru ilerledi, kapıyı açtı. İdil, ne kadar da güzel, beyaz bir gelindi. Onunla ilk tanıştığı günü hatırladı. Lisenin ilk günleriydi, okula alışmaya alıştığı dönemler. İdil de o da servisle dönüyorlardı eve. Her gün servisi beklerken başlamıştı onların arkadaşlığı. Sonra bir şekilde devam etmişti, dört sene, beş sene derken onlar tanışalı on sene olmuştu. Bunca sene bir kez kavga etmemişlerdi. İdil, Işık’a sarıldı, hoş geldin canım arkadaşım, dedi. İdil salondaki herkesten daha heyecanlıydı, dört senedir sevdiği adamla evleniyordu, hemen kapının arkasındaki Erdem’le. Erdem akademisyen olmaya inat etmiş, tüm ezberlere, kurallara karşı biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş salon doluyordu. Işık tekrar saatine baktı, saat yedi kırk beş. Ama Özge de Şebnem de ortalarda yoktu. Özge’yi aradı, on dakikaya oradayım dedi. Ardından Şebnem’i, Şebnem bir türlü yolu bulamıyordu.&lt;br /&gt;Saat sekiz olduğunda, gelin ile damat, şahitler ve nikâh memuru, çoktan yerini almıştı, arka fonda diğer düğünlerden farklı olarak Goran Bregovic’den bir şarkı çalıyordu. Farklı olmalıydı elbet. İdil de diğerlerindendi. Öyle sokakta falan hani yani bir anda tanıştığınız, otobüste gördüğünüz, markette merhabalaştığınız birinden epey farklıydı. Gözleri parlıyordu İdil’in, bugün onun günüydü, en mutlu günü. Işık ayakta geç kalan arkadaşlarını da bekliyordu, bu arada fotoğraf makinesini ayarlarken hafıza kartı takılmamış uyarısını gördüğünde, neyi unuttuğunu hatırladı, evet, dedi bu güzel günde fotoğraf çekilemeyeceğiz. Işık fotoğrafa çok önem verirdi, her güzel anı bir karede yer almalıydı onun için. Hatta kötü günler bile. Kimi zaman ağlamaktan gözlerinin şiştiği berbat bir günde kendi fotoğrafını çeker, aylar sonra o fotoğrafa bakar ve şimdi her şeyin düzeldiğini düşünerek mutlu olurdu. Sadece bu konuda oynardı Polyannacılık oyununu. Yoksa genelde takıntılı, insanların dediklerine alınan, kimi zaman da mutsuz biriydi. Neyse dedi içinden Işık, Şebnem’de de vardı sonuçta fotoğraf makinesi. Sonra telefonu çaldı, baktı arayan Irmak. Açıp çabuk söyle Irmak, nikâh başlayacak şimdi dedi. Lise arkadaşlarından bir diğeri de Irmak’dı, düğüne gelemeyecekti. Sonra sesin çok yakın geldiğini anladı, karşısına baktı Irmak. Mor bir elbise vardı üzerinde. Onu hep mor rengiyle hatırlayacaktı Işık, upuzun saçlarını açık bırakmış, gözlüklerini çıkarmıştı. Işık güldü. Irmak son dakikaların insanıydı, belki de bu yüzden daha da çok severdi Işık onu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adınız, soyadınız, annenizin adı, babanızın adı, iyi günde, kötü günde evlenmeyi kabul ediyor musunuz, peki siz şahitler? Tüm bu sorular sorulurken Özge ile Şebnem hâlâ gelememişlerdi. İdil ve Erdem evet dedikten sonra konfetiler yağdı, salonun ortasına, sonra dans, sonra müzik. Masaları teker teker gezdi gelin ile damat. Tabii önce büyükler, ilk önce akrabalar, en sonunda onları en iyi anlayan dostlar. Özge ikizi Gözde ile gelmiş, hemen onların ardından Şebnem de salona girmişti. Hepsi bir masaya oturmuştu: Işık, Irmak, Özge, Gözde ve Şebnem. Yaklaşık bir iki aydır görüşmüyorlardı. Yıllar hiçbir dostluğu eskitmezdi. İstersen senelerce konuşma, görüşme. Ama geldiğinde yeniden aynı gülümsemeyle aynı muhabbetle devam et. Fotoğraf çekilirken İdil ve Erdem ile yine aynı yöne bakarak aynı yönde gül. Kimi böyle arkadaşlıklara, daha çok küçükken, lise sıralarında rastlar, kimi çok daha sonra. Sonra yemekler geldi, daha bir çatal atmadan, müzik, oynamaya geldik dercesine çıktılar hepsi ortaya. Bir garip heyecan... İçlerinden biri evlenirken geleceği düşünme telaşları, ama hepsi bitti oynarken. Önce davul, sonra göbek, sonra halay, ne kadar da unutmuşlardı iş gücün arasında eğlenmeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özge ile Irmak lisenin ilk yılındayken tanışmışlardı; Şebnem, Işık ve İdil ise farklı bir sınıftalardı bu dönemde. Lisenin ikinci yılına denk gelmişti hepsinin tanışması. Şebnem tutkulu bir Fenerbahçe taraftarı ki bu yüzdendir yıllıkta ona yazan kişiler illa ki bu sevdasından bahsetmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özge halay çekerken yanındaki Işık’a sen ne zaman evleniyorsun dedi. Sahi ne zaman evlenecekti Işık, bilmiyorum dedi Işık. Özge Işık’ın gördüğü en zeki, en iyi dinleyen insandı, her derdini rahatlıkla anlatabilir, gecenin köründe alakasız bir nedenle onu arayabilirdi. Onunla ve Irmak ile tanışmaları epey ilginçti. Bir gün Özge ve Irmak panoya o haftanın önemine ait şiir, yazı vs. asıyorlardı; İdil ve Işık da sınıflarına yeni gelen bu iki kişiye bunlar neyle ilgili ya da kimin yazısı gibi bir soru sormuşlardı. Ama niyeyse Özge ve Irmak pek umursamıştı bu soruyu. Sonra basketbol oynarken samimi olmuştu bu ikili ve neden sonra kimya öğretmenleri bunlara bir şekilde bitirim ikili lakabını takmıştı. &lt;br /&gt;Sonra ortaya İdil geçti ve çevresine sıralandı kızlar. Dakikalarca oynadılar, güldüler. Yine yıllar sonra beraber olmak ne güzeldi. Bugün güzel bir gün diye geçirdiler içlerinden her biri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8083646410172210506?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8083646410172210506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/arsiz-zaman.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8083646410172210506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8083646410172210506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/arsiz-zaman.html' title='ARSIZ ZAMAN'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5260654800954018276</id><published>2011-05-04T11:02:00.001+02:00</published><updated>2011-05-04T11:05:05.443+02:00</updated><title type='text'>Bahar vakti.</title><content type='html'>Kitabı bitirmeye on sayfa kala çıktım evden. Önceden bir kitabı yarım bırakmanın unutkanlığa neden olduğunu düşünürdüm. Tüm telefon numaralarını aklımda tutmaya çalışırdım; bir gün bunayacağıma inanıyordum çünkü. Gittiğim yere varmama elli dört dakika var, sen de bir saat. Bir saat nasıl geçer ki; bu kış vakti, İstanbul’da trafiğin bir türlü bitmediği bir yolda, yine kalabalık bir otobüste. Hem insanlara, hem de saate bakmadan geçmesi gereken elli iki dakika. Bak gördün mü, hemen de geçiverdi iki dakika. Ama bu geçen dakikalar senin için. Ben şu anda ilk durakta inme ihtimali yüksek olan kişiyi hesaplıyorum. Sezgilerime güvendiğimi ve o kadar sene aldığım olasılık dersinin sadece bu hesaplamaya yaradığını söylemiş miydim? Zamanın geçmesi için ilk yol; müzik dinlemek. Ama şarkının bile bittiği bir nokta var. Kimi zaman tüm yol boyunca kaç tane şarkı dinlediğime bakıyorum; bir türlü sayamadım bunu. Çünkü olasılık hesaplarım her seferinde tuttuğundan hemen önünde beklediğim kişi bir sonraki durakta iniyor. Sonra uyku. Uzun yol gidenler bilir. Otobüste camdan bakıp direkleri saymak veya kitap okumak mide bulandırır. Tek seçenek kalır sonra: uyku. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sabah yedide yola çıkarım. Çoğu zaman hava durumuna bin kez baktığım halde giyeceklerimi bir türlü tutturamam. Benim mont giydiğim günün öğlesinde gözüme güneş girer, ince bir ceketle çıktığım gün ise yağmur yağar, soğuk olur, içim titrer. Kimisine şaşırırım, her şeyi düzgün tuttururlar. Ne bileyim, bir restorana giderler; bu Çin’de olur, Hollanda’da olur; işte bir yerde olur, dilini bilmedikleri bir ülkenin mönüsünden bile güzel bir yemek seçerler. Benim gibi korkak değillerdir; bir insan her seferinde mantarlı tavuk mu yer? Ki bu dediğim insanlar da sen ben gibi hatta benden senden daha sıradan. Neden böyle olur? Herkesin yani çok basit bir kişinin bile konuşabildiği, anlaşabildiği yerde sen susarsın. Neden gelen böreklerin hepsi maydanozlu olur? Tek maydanoz sevmeyen ben miyim? Kahve içeriz. Bak kahveyi çok severim. Güneş de sever. Güneş kim mi? Güneş fotoğrafçı, herkes çeker değil mi? Dün İstiklal’ de yürürken baktım etrafımdan ne kadar çok kadraj var; ama biz hiçbirine bakıp gülmüyoruz. Hepimizin çocukluğu az çok aynı yere gitmiyor mu, hepimiz izlemişizdir Susam Sokağı’nı, Süper Baba’yı; okumuşuzdur Küçük Kara Balık’ı. Biz değil miydik fotoğraf makinesi gördüğünde ‘domates’ deyip gülen. Ben de artık herkes gibi ‘doğal gibi’ poz veriyorum fotoğraf çekilirken; sanki her şey normalmiş gibi, gün yine akıyormuş gibi. Uzatmaya gerek yok. Ben Deniz, büyük bir şirketin -adını vermesem de olur- pazarlama müdürüyüm. Bundan önce hangi hayalimi sattım bilmiyorum. Ama işim bu; hayal kurup, hayal satıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamdan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Onu sevdiğim zamanlarda beni sevsin diye senelerce okudum, ilkokul, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora. Doktora yaparken anladım; babamın beni sevmesi için okumama gerek yoktu. Bıraktım, doktora tezimi bir hafta kala, tez danışmanımı çılgına çevirerek her şeyi bıraktım. Yıllarca tüm çalışkanlığımla her şeye dört elle sarılıp, daha az uyuyup, daha az konuşup, uzaklara gitmemiştim. Ve en önemlisi bir anda hiçbir şeyi yarım bırakmamıştım; bu kadar sene üniversiteyi bırakıp gideni, istifa edeni hayranlıkla izlemiştim. Ne kadar korkaktır çalışanlar bilir misiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bıraktığımda; o gün evin bahçesinde –bu eve taşınalı sanırım hiç çıkmamıştım- kahve içip zamanı durdurdum. Somut olarak hem de. Evdeki tüm saatler durdu; dört kırk ikide. Filmlerde kahve içenleri gördüğümde hem içim giderdi. Ben hiç yalnız ya da biriyle huzurlu olarak kahve içtiğimi hatırlamıyorum. Ya bir proje için uykusuz kaldığım vakit dayanıyorum kahveye ya da sabah kalktığımda bir adım daha atabilmek için bir yudum alıyorum kahveden. Oysa ne çok severim ben kahveyi. Sonra sevdiğim başka şeyleri gördüm o gün. Ben baharı severim. Nisanı, mayısı; yavaştan arkadan rüzgâr eserken güneşin kemiklerimi ısıttığı hanımeli kokan bir günde, bir kez daha içtim kahveden. Bunca yılın bana öğrettiği en iyi şey kahve yapmaktı sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mete’yi aradım. Mete şimdi gözlüğünü masasının üzerine bırakıp telefonda arayanın ben olduğunu görünce gülümsüyor olmalı. Mete’nin tekrarı bu, her seferinde aynı şeyi yapar. Kahveyi sütsüz ve şekersiz sever, en sevdiği şarkı “Öyle Sevdik Seni”dir. Mete İstanbul’da bir üniversitede öğretim üyesi. Çocukluk arkadaşım, terasta çadır yapıp pis börek-maydanozsuz- yerdik. Maydanoz sevmez, hindistan cevizini de.  İlkokulu birlikte okuduk Mete ile doktoranın son zamanına kadar beraberdik, ben bitirmedim; o devam etti. Önemli değil. Mete benim bir insanım, güzel insanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradım. Nasılsın dedi, Mete. Nasıl olayım dedim. Şekerli, karışık. Güldü, öğleden sonra dersim yok, iş çıkışında görüşelim mi dedi. İstifa ettim, dedim. Nasıl dedi Mete, ne zaman? Şimdi, tam olarak şimdi. O anda genel müdüre özenle düşünüp yazdığım, tüm noktalama işaretlerine dikkat ettiğim ve dilekçe formatının tüm gereklerini yerine getirdiğim istifa mektubunu veriyordum. O zaman dedi Mete, Ortaköy’de dört kırk ikide, dedi. Güldüm. Mete farklı, farklı telden çalar hep. Onunla neden bu kadar iyi anlaştığımı anlatmama gerek yok sanırım. Hiç geç kalmaz. Geldiğimde banka oturmuş beni bekliyordu. Bırakmak nasıl dedi?  Neyi dedim, sigarayı mı? Bırakmak için başlamak gerek öyle değil mi Deniz? Karşımızda deniz, bu anı ne çok özlemişim Mete. Doktoranın son derslerinde İTÜ’den yavaşça aşağıya doğru iner; Ortaköy’e yürüyüp günün batmasını izlerdik. Ne romantik değil mi? Aslında değil. Çoğu zaman kavga ederdik Mete ile yol boyunca. Bir türlü alışamamıştı; yaz, kış dondurma yemek istememe; ben de onun trafik ışıklarına bir kez olsun bakmamasına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün önce yine bir nisan sabahı, saat yedide gülümseyerek uyandım. Uzun zamandır hiç içten gülümsediğimi hatırlamıyorum. Pencereden kolumu çıkartıp havayı kontrol ettim, evet, bahar gelmişti. Kitabımı okurken kahvaltı yaptım. Bahar gelmiş, bahçedeki çimler iyice büyümüştü. İnce bir gömlek, hırka giyip çıktım dışarı, kitabı bitirmeme on sayfa kalmıştı oysa. Gitmem gereken yere elli dört dakika var. Ama benim içimdeki heyecan çoktan oraya gidip türlü hayaller kuruyor. Sonra geçiyor zaman son yirmi iki dakika falan derken bakıyorum dinlemem gereken sadece üç şarkı kalmış, iniyorum durakta. Karşımda Güneş. Çok bekledin mi diyorum? Yeni geldim diyor. Yüzümdeki mimikler gülmeye hazırlanırken fotoğrafımı çekiyor. Bugün başka bir gün. Ben yıllar sonra otuz altı yaşında senelerce hayalini kurduğum pastacıyı açıyorum. Her şeyi bırakıp çikolata rüyasında dalacağım bir yeri. Güneş de ilk güne özel, pasta yiyenlerin yüzündeki mutluluğu fotoğraflayacak. Benim fotoğrafımın ismi; dondurmalı pasta yiyen Deniz’in tebessümü olacak. Mete, Mete nerede peki? Mete trafik ışıklarına bakmadığı bir gün bir aracın altında kaldı. Yok, biliyorum bu üçüncü sayfa haberi gibi oldu. Tabii böyle bir saçmalık olmadı, Mete doçentlik unvanını bir hafta önce aldı. Mete hemen yanımda, dondurmalı pasta mutluluğumun başında.  Yeniden, Güneş için bir bahar gününde bu sefer sahiden doğal bakıp bir poz verebiliriz sanırım, hayata yeniden başlarken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5260654800954018276?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5260654800954018276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/bahar-vakti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5260654800954018276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5260654800954018276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/05/bahar-vakti.html' title='Bahar vakti.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2513525611500505601</id><published>2011-04-29T22:46:00.001+02:00</published><updated>2011-04-29T22:46:54.969+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='portakal ağacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kakaolu kek'/><title type='text'>Kek yaptım!</title><content type='html'>Bir kek yaptım ve hayatım değişti demeyeceğim. Zira karakter olarak köklü değişimlere alışkın biri değilim. Saçımı dokuz senedir kestirmediğimi söylersem buna bir açıklama olur sanırım. Lisedeki edebiyat öğretmenimiz dersin birinde on yıl sonra kendinizi nasıl görmek istiyorsunuz diye bir ödev vermiş. Vermiş diyorum çünkü her nedense o gün okula gitmediğim için bu ödevden habersizdim; ta ki sınıfa gelip de çok yüksek sorumluluk duygusuna (!) sahip arkadaşlarımın ödevi bana söylemediğini öğrenene kadar. Bunun konumuzla ne alakası var demeyin. Ben o dönem boyunca bir gün okula gelmemiştim ve o da bu ödeve denk gelmişti. Diğer arkadaşlarım yıllar sonra yazdıklarına baktıklarını söylerken benim böyle bir yazım olmaması çok acıydı. Öğretmenle aramın iyi olmasından sanırım ödev için bir kez daha sorumluluğa tabi olmadığım için böyle bir yazıyı daha sonradan da yazmamıştım. Çünkü zor işti, böyle bir şeyi yazmak ki kendin hakkında yazıyorsun en zoru da bu. Yıllar sonra her şey hakkında kararsız kalmamı ve okul bittikten sonra ne yapacağımı bilememi içten içe buna bağlıyorum. Bir şekilde tesadüfi olarak gerçekleşen bu olay benim kararsızlıklarımın, hedeflerimi belirleyemememin bir sebebiydi. Ben de bu kararsızlıklarımı bir gün olsun bir köşeye bırakıp tezimi yazmaya çalışan zavallı bir yüksek lisans öğrencisi olarak dün aldığım kek kalıplarıyla kek yapmaya karar verdim. Sanki onca makale okumak zorunda olan ben değilmişim gibi. (bildiğiniz öğrenci psikolojisi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi siz sevgili okurlara da tüm bu işimin arasında kek tarifini yazıyorum. Ne mutlu ders çalışmayan öğrencilere!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malzemeler:&lt;br /&gt;• 4 yumurtanın sarısı&lt;br /&gt;• 4 yumurtanın beyazı&lt;br /&gt;• 1,75 su bardağı toz şeker&lt;br /&gt;• 1 su bardağı soğutulmuş demli çay&lt;br /&gt;• 1 su bardağından biraz az sıvıyağ&lt;br /&gt;• 1 veya yarım paket kakao (25gr'lık)&lt;br /&gt;• 2,5 su bardağı un&lt;br /&gt;• 1 paket vanilya&lt;br /&gt;• 1 paket kabartma tozu&lt;br /&gt;• 1 yemek kaşığı süt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce fırınımızı 175 derece ayarlayalım.Yemek kitaplarının son cümlesinde söylediği önceden ısıtılmış fırına diye başlayan cümleyi ben başında söylüyorum ki önünüzde bir kek karışımı ve ısıtılmamış fırınla kalmayın diye.&lt;br /&gt;İlk olarak yumurta sarılarını ve şekeri iyice karışana kadar çırpalım.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-xptDqYeh6Jk/TbsgCPbvSCI/AAAAAAAAAL0/GrSt2xUsMEg/s1600/11012011249_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-xptDqYeh6Jk/TbsgCPbvSCI/AAAAAAAAAL0/GrSt2xUsMEg/s320/11012011249_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601105784440047650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayı, yağı ve kakaoyu bu karışıma ilave edip yine çırpalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ywUWrQItZMs/Tbsgq5L4kyI/AAAAAAAAAME/--00q7kS5_w/s1600/11012011252.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ywUWrQItZMs/Tbsgq5L4kyI/AAAAAAAAAME/--00q7kS5_w/s320/11012011252.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601106482842604322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci aşamada un ve vanilyayı da ekleyip karıştıralım. Ek olarak sütü de ilave edelim. Sonra ayırdığımız dört yumurta beyazını da bu karışıma ekleyip karıştıralım. Bunların hepsini karıştırdıktan sonra kabartma tozunu da ekleyip çok az karıştıralım.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-2zDCTWxcYQs/TbsgqhmW6iI/AAAAAAAAAL8/udETb3Aghrc/s1600/11012011254.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-2zDCTWxcYQs/TbsgqhmW6iI/AAAAAAAAAL8/udETb3Aghrc/s320/11012011254.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601106476511193634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karışım yukarıda görülen kıvama geldiğinde ister kek kalıbına, ister bir tepsiye döküp  fırınımızda kalıbın büyüklüğüne göre 30 40 dakika arası pişirelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-OVO-3Twvppw/TbsgrGSwEMI/AAAAAAAAAMM/o-0MePfHAwk/s1600/11012011264_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-OVO-3Twvppw/TbsgrGSwEMI/AAAAAAAAAMM/o-0MePfHAwk/s320/11012011264_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601106486361067714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii pişirmeden önce kalıbımızı yağlayalım ve biraz un serpelim. Bu yağlama işinden benim gibi nefret ediyorsanız annenize yaptırın. İşte bu kadar, sonra da afiyetle yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-UwZTCEVs6jM/TbsgrpOc6XI/AAAAAAAAAMU/cPQtbBWJQQ8/s1600/11012011266_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-UwZTCEVs6jM/TbsgrpOc6XI/AAAAAAAAAMU/cPQtbBWJQQ8/s320/11012011266_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601106495738276210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.portakalagaci.com/oburcuk/2004/09/ayl_kek.html’deki tarif biraz değiştirilerek yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada küçük bir not yaklaşık birkaç ay önce saçımı kestirdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2513525611500505601?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2513525611500505601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/04/kek-yaptm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2513525611500505601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2513525611500505601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/04/kek-yaptm.html' title='Kek yaptım!'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-xptDqYeh6Jk/TbsgCPbvSCI/AAAAAAAAAL0/GrSt2xUsMEg/s72-c/11012011249_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7939106188785951890</id><published>2011-04-27T20:39:00.002+02:00</published><updated>2011-04-27T20:42:29.784+02:00</updated><title type='text'>Pinhâni</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-IzOzMBe8trk/TbhjhIF76kI/AAAAAAAAALs/21ZRFspegmU/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 153px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-IzOzMBe8trk/TbhjhIF76kI/AAAAAAAAALs/21ZRFspegmU/s320/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600335557394426434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar gelmiş. Baharın geldiğini içimdeki umuttan anlarım. Bahar geldiğinde, pencereden içeri gün sızar, o gün gördüğümü bilirim güneşi, günü. Sokaktaki tüm taşlar yeşil olur sanki. Yeşillik olması şart değil etrafında. Dış kapıyı açtığımda; hemen bir iki adım ötede uyuyakalmış kediye bir günlük olsun kızmam. Bir günlük barışık kalırım şehrin tüm kedileriyle. Sonra aynaya bakıp yavaşça düzeltip saçlarımı gülerek giyinirim, mutlu olduğunda şarkı söyleyerek tıraş olan babalar gibi ben de bir şarkı bulurum kendime. Sesim duvarı geçer, yavaş yavaş çıkarım kapıdan. Baharın ilk gününü yürüyerek kutlarım hep. Kaç aydır ayağımdan çıkarmadığım çizmeleri giyerek çıkarım dışarı. Hem çizmelere de bir veda etmek gerek. Önce yavaş, kulaklıkta duyduğum şarkının melodisine ayak uydurarak,  yavaşça yürürüm sokakta.  Sonra etrafıma bakar, insanları izlerim; yüzlerinden dertlerini, mutluluklarını okumaya çalışırım. Sonra durur, bir bank ararım oturacak. Çoğu zaman tüm banklar dolmuş olur. O zaman bulutlara bakarım, bulut mavi, deniz mavi. Mavinin ne çok içimi rahatlattığını hatırlar gülümserim. Sonra çok daha küçükken mavi boya kalemimle turuncuyu evlendirdiğimi hatırlarım.  Biraz daha yürüdükten sonra atlıkarıncayı görünce mideme bir sancı girer, başım döndüğü halde aralıksız izlerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir bahar sabahında tanıştım ben Pinhâni ile. İsimlerini nereden duyduğumu bile hatırlamıyorum. Ancak böyle bir isme sahip grubu merak etmemek benim için imkânsız. Bu yüzden bir şekilde tanıştım Pinhâni şarkılarıyla. Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp Yeni Türkü’den sonra bir grubun cd’sini aldım. Oysa tüm şarkılarını dinlemek mümkündü internetten. Destek olmalıyım ve eskiden beri iyi bir Pinhâni dinleyicisi olduğumu belki torunlarıma da anlatırım düşüncesiyle aldım bu cd’yi. Albümü dinlerken hissettiklerimi en son “Tutunamayanlar” ı okurken hissetmiştim, o zaman da kitap bitmesin diye tüm kelimeleri yavaş yavaş okur, her cümleyi, her karakteri beynime kazımaya çalışırdım. Bu şarkıların bende yarattığı ilk his bu oldu. O gün kulaklıkla eve gelene kadar aralıksız aynı şarkıları dinleyip durdum, malum yolum uzun. Bu sefer sıkılmaktan korktum. Diğer tüm sevdiğim şarkılara yaptığım gibi binlerce kez dinleyip onları bir kenara bırakmaktan korktum. Sonra bir vakit gerekirdi bu kenarda bıraktığım şarkıları tekrar duyabilmem ve tekrar sevebilmem için. Ama olmadı. Pinhâni beni bırakmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine bir bahar gününü, yani bugünü yeni bir şarkısını dinleyerek geçiriyorum. Yavaşça adımlarımı atarak toprağı hissediyorum. Bastığım yer asfalt yahut taş olsa bile hissediyorum altındaki toprağı. Böyle bir zamanda dinliyorum “Yitirmeden” i. Ben küçüklüğümü herkese göre çok daha fazla hatırlarım. O zamanlar kurduğum hayalleri, ilk renkli kurşun kalemimi, Susam Sokağı’nı, Susam Sokaklı beslenme çantamı, Ninja kaplumbağaları, kar oynarken üşümediğim zamanları,  ayağımı sıkan 27 numara ayakkabılarımı ve bir sürü şeyi çok net hatırlarım. Sanki Pinhâni çocukluk arkadaşım gibi geliyor bana. Uzun zamandır görmediğim ve yeni bulup da bir yerlere koyamadığım, sarılıp hiç bırakmak istemediğim. Bu yüzden bu anlamlı şarkıyı –Yitirmeden’i- dinlerken küçük dünyamdan gidenleri düşündüm, benim kırdığım insanları. Kimi zamansa arkasına bakmadan gidenleri düşündüm. Ama bir vakit bu bahar gününde yitirmeden değer vermeye karar verdim yanımdakine, en sevdiğime. Ben hep atlıkarıncanın yanında bekledim çocukluk arkadaşım, iyi ki geldin Pinhâni, bir bahar günü melodi oldun, tüm şehri turuncuya boyadın. Maviyle turuncuyu evlendirsek mi ne dersin?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7939106188785951890?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7939106188785951890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/04/pinhani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7939106188785951890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7939106188785951890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/04/pinhani.html' title='Pinhâni'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-IzOzMBe8trk/TbhjhIF76kI/AAAAAAAAALs/21ZRFspegmU/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8239733305568512839</id><published>2011-04-27T20:37:00.002+02:00</published><updated>2011-04-27T20:39:34.561+02:00</updated><title type='text'>Mektup</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Y8GshzrKWW4/Tbhix9knNKI/AAAAAAAAALk/MfcjQPyk1eA/s1600/02072009%2528005%2529.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y8GshzrKWW4/Tbhix9knNKI/AAAAAAAAALk/MfcjQPyk1eA/s320/02072009%2528005%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600334747116450978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Selim;&lt;br /&gt;Bir insanın bir işi yapmaktan mutluluk duyduğunu görmek ne büyük zevk. Ben bunu daha çok küçükken babaannemin gözlerinde gördüm, gelecek misafir için sarma sarıyordu; ama ne zorluğundan, ne de tek başına bu işi yapmasından şikâyet eder hali vardı. O sıralar dokuz-on yaşlarındaydım sanırım – herkese doktor veyahut öğretmen olacağım dediğim zamanlar-. Bu mutluluğu bir de lisedeki edebiyat öğretmenimde gördüm; her dersi bir filmdi sanki kaçırılmaması gereken. Yıllar geçtikçe ‘ben ne olacağım’ sorusu beni daha fazla rahatsız eder hale geldi. Oysa çocukken ne kolaydı doktor olacağım diye cevap vermek. İlkokul yıllarında bir ara öğretmen olmaya karar verdim; illa ki öğrendiklerimi birilerine öğretmem gerekiyordu çünkü. Sonra ne oldu bilmiyorum, ÖSS tercihlerinde bir tane bile öğretmenlik tercihi yapmamamın sebebini hatırlamıyorum. Bir şekilde daha az istediğim bir bölümde okudum. Ama benim için olduğum yeri sevmeye çalışmak zor değildir. Bu yüzden diğer lisans arkadaşlarım gibi ‘sevmediğim bölüm’ diye başlayan cümleler kurmadım. Ama sonra bir şekilde yüksek lisans yaptıktan sonra bu bölümü gerçekten sevdiğime inandım. Belki de insan alışıyor, yaşadığı şehre, yediği yemeğe alıştığı gibi. Tezimi yazarken anladım ki; benim de sevdiğim bir işi yaparken gözlerimin mutlulukla parladığı bir işim olabilir, hem de bu iş ilkokul yıllarımdaki hayalime de benzer olabilir ve pek tabii ben de bir akademisyen olabilirim. Çalışmanın türlü zorluğunda, uykusuz geçen gecelerde ve en zoru insanlara hâlâ neden ders çalıştığını anlatmanın imkânsızlığında bile ben bu mesleği sevebileceğime inandım ki hep sevdim de Selim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şehre geleli altı ay oldu Selim, sadece altı ay ve bu altı ayda kimse nasıl bir akademisyen olduğumu merak etmedi, merak ettikleri tek şey İstanbul’daki üniversiteden neden böyle bir üniversiteye geldiğimdi. Neden daha iyi olan imkânlarımı reddetmiştim ki? Herkes buraya geçiş gözüyle bakarken benim buraya gelişim nedendi? İnsan neden karşısındakini bilmeden yargılar?&lt;br /&gt;Dün nehrin kenarında otururken bu altı aydır görmediğim şeyi fark ettim Selim. Bu ne zamandır var bilmiyorum ama insanlar konuşmadan tüm dertlerini, mutluluklarını anlayabiliyorum sanırım. Bunu ukalalık olarak görmezsin umarım. Mehmet’in gözlerinde de aynısını görmüştüm. Bir insanın beni sevmesinden ne kadar uzağım bilemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben İstanbul’dan kaçtım Selim. Mehmet nişanımızdan altı ay sonra öldü, ben ölümü hiç görmemiştim Selim. Ama onu hastane odasında kimse yanı başımda yokken görünce ne yapacağımı bilemedim. Neredeydi her şeye karşı soğukkanlı olan Işık? Benim ezberimde ‘en sevdiğin ölünce ne yapacaksın’ a ait bir cevap yoktu. Oturdum, ağladım, sustum. Cevap çok açıktı Selim, hiçbir şey yapamazsın. Mehmet benimle aynı üniversitede asistandı, aynı zamanda oda arkadaşımdı. Bir süre okula gidemedim, ölüm insanın alışkanlıklarını bir anda değiştiriveriyor. Saçlarımı ilk defa o dönem kestirdim ve sonrasında hiç uzatmadım. Haftalar sonra okula gittiğimde odanın kapısına baktığımda, tabelada yazan adını gördüm, o an nefesim kesildi Selim. O kadar garip ki; sen alıştığını zannederken tüm izler seni bir anda yakalayıp yeniden başlıyordu yıkıma. Okuldaki odada ve evdeki tüm eşyalarını toplayıp kullanmadığım bir odaya koydum onları. Ama geçmiş insanın aklından bir türlü gitmiyordu, istersen tüm eşyaları yak, kaldır. Okulda çoğu konuşmalar ‘Mehmet olsa’ diye başlıyordu, sonra benim de orada olduğumu fark edip susuyorlardı. Bu sessizliği dinlemek ise en kötüsüydü Selim. Benim tüm alışkanlıklarım Mehmet ile doluydu, nasıl yaşayacağımı bilemedim. İki yıl dayanabildim; sonra buraya geldim; işte herkesin kaçmak istediği yere; herkesin gitmek istediği yerden geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkamda tüm sevdiklerimi bırakmış olsam da içim rahattı. Mehmet’in olduğu şehirde ben nefes bile alamıyordum çünkü. Burada sadece okulun olacağını düşündüm. Ama başka birini sevebileceğimi tahmin edemedim Selim; karşıma senin çıkacağından habersizdim. Burada oda arkadaşımın daha ilk günden “Adın Işık demek, o zaman sadece adlarımızı yazdıralım tabelaya da; Selim Işık olsun, tutunamayan olsun” diyebileceğini ve sonrasında o nehrin kıyısında bana bakarken gözlerinin güleceğini bilemedim. &lt;br /&gt;Dün okula geldiğimde istifa etmiş olduğunu öğrendim. Sana kızmadım. Yerinde olsam aynısını yapardım. Hoşça kal Selim. Benim neden “evet” diyemediğimi anlarsın umarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerle Işık…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8239733305568512839?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8239733305568512839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/04/mektup_27.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8239733305568512839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8239733305568512839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2011/04/mektup_27.html' title='Mektup'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Y8GshzrKWW4/Tbhix9knNKI/AAAAAAAAALk/MfcjQPyk1eA/s72-c/02072009%2528005%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5011853631165495497</id><published>2009-12-21T11:49:00.004+02:00</published><updated>2009-12-21T12:00:32.730+02:00</updated><title type='text'>Benim de yapmak istediklerim var</title><content type='html'>2010 yılına yaklaştığımız şu günlerde yapmak istediğim bazı şeyleri resmileştirmek adına buraya yazmak istedim. Gün geçtikçe buraya yenilerini eklemeye devam edeceğim. İşte o liste;&lt;br /&gt;1.Daha az stres yapıp daha rahat yaşamak.&lt;br /&gt;2.Büyükada'ya gitmek. Orayı yine çok sevmek.&lt;br /&gt;3.Çkl tayfası ile daha çok görüşmek.&lt;br /&gt;4.Bitirimle daha çok konuşmak.&lt;br /&gt;5.Mehlika'nın yanına gidip ona sürpriz yapmak.&lt;br /&gt;6.Burçak'ın araması ve onunla konuşmak.&lt;br /&gt;7.Daha çok yüzmek, depresif değil daha huzurlu yaşamak.&lt;br /&gt;8.Aileme ve arkadaşlarıma daha çok zaman ayırmak.&lt;br /&gt;9.Deri mont almak.&lt;br /&gt;10.Avatar'ı izlemek.&lt;br /&gt;11.İngilizce'yi çok iyi ögrenmek.&lt;br /&gt;12.Artık araba sürmeyi öğrenmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5011853631165495497?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5011853631165495497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/12/benim-de-yapmak-istediklerim-var.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5011853631165495497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5011853631165495497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/12/benim-de-yapmak-istediklerim-var.html' title='Benim de yapmak istediklerim var'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-4313189832059363386</id><published>2009-11-28T21:45:00.001+02:00</published><updated>2009-11-28T21:49:42.496+02:00</updated><title type='text'>Hikaye.</title><content type='html'>Hikayeleri severim. Ne anlattığı çok önemli değil. İlla ki senden benden bir şey vardır içlerinde. Kendi yazdıklarımı ise seviyor muyum bilmiyorum. Çünkü çoğu zaman yazdıktan sonra okumadığım için unutuyorum onları. Önceden yazdıklarım bu yüzden hep aklımdan gidiyor. Bir arkadaşım vardı. Vardı demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum zira kendisi hala bedenen yaşasa da kendisinin arkadaş olduğumuzu kabul ettiğini sanmıyorum. Her neyse bu arkadaşım da yazıyordu ki hala yazıyordur herhalde. Ona da hikaye yazmasını söylemiştim. Hikaye yazmanın güzel olduğunu çünkü hikaye yazarken uydurduğunu ve uydurmanın insanın hoşuna gittiğini söylemiştim. Bilmiyorum bir hikaye yazdı mı sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben ona bir mektup yazmak istedim. Nitekim uzun zamandır böyle şeylerle uğraşmıyoruz. Yazarak bir şeyleri anlatmak değil amacım. İnsanlar zaten anlamak istediklerini bir şekilde anlarlar. Karşılarındakini dinlemeye önem vermeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl oldu bilmiyorum. O kadar iyi giderken her şey bir gün yani durup dururken aramıza yan yana otururken binlerce duvar girdi. Ben küçükken çok çizgi film izledim. Belki Casper olup o duvarlardan geçerim diye düşündüm. Her geçen gün yeniden yazdım bitirme hiçbir şeyi diye. Aradaki duvarlar her geçen gün daha da yükselip kalınlaştı. Benim önceden izlediğim çizgi filmler bir işe yaramadı. Sonra konuşmadık. Konuşmamanın sebebini sormayarak ama. Ben sormaya cesaret etsem de karşımdaki tamamen sessiz kalınca bana da susmak düştü. Hep birlikte sustuk. Sonra bu arkadaşım gitti. Arkasında sorular bırakarak tabii. Başkalarından öğrendik neyin ne olduğunu. Gerçi hala aramızdaki duvarların neden bu kadar büyüdüğünü anlamış ya da öğrenmiş değilim. Eskiyi hatırlayıp arada ne oldu diyorum. Nasıl olur da insanlar birbirlerini anlamadan bu kadar çabuk karara varabiliyorlar? Ne kaybettim bilmiyorum. Ama onun bir şey kaybettiğini düşünmediği ortada. Onu onca zaman düşündükten sonra çekip gitmesi içten değil. Belki bizim hikayemizde olmak istemiyordu. Belki başka sebepleri vardı. Ama bu sebepleri açıklamadan gitmek bile her şeyi tüketiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi geçen zamanı düşünüyorum da. O kadar çok şeyi beraber yaşadığın beraber yemek yiyip çay içtiğin insanlara bir sebep açıklamak bu kadar zor mu? Bu kadar mı nefret eder insan durup dururken? Hak vermek elde değil. Biz tüm sınırları zorladık. Hikayemizi daha da uzatmak için her gün sorduk neden diye. Oysa o arkadaşım cevap vermedi. Umarım şu an güzel hikayeler yazıyordur. Bize anlatamadığı sebepleri -ki varsalar eğer- hikayelerinde uydurma kahramanlara anlatıyordur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-4313189832059363386?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/4313189832059363386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/11/hikaye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4313189832059363386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4313189832059363386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/11/hikaye.html' title='Hikaye.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6070293239462492156</id><published>2009-09-26T19:41:00.002+02:00</published><updated>2009-09-26T19:49:56.391+02:00</updated><title type='text'>Ve ukalaca bir başlık atmak istersen.</title><content type='html'>ve birini silmek istediğinizde hayatınızdan&lt;br /&gt;uzak durun ondan&lt;br /&gt;konuşmayın, söylediklerini dinlemeyin&lt;br /&gt;hatta kimi zaman sorgulayın dediklerini&lt;br /&gt;onu ukala bir tavırla haksız çıkartın yahut öyle çıkartmaya çalışın&lt;br /&gt;ve çok istiyorsanız birinin sizden uzaklaşmasını&lt;br /&gt;bunu direkt ona söyleyin&lt;br /&gt;gerek yok dolaylı yollara&lt;br /&gt;anlamsız yazılara&lt;br /&gt;gerek olmayan üçüncü kişilere&lt;br /&gt;ne kimseyi yorun, ne de siz yorulun&lt;br /&gt;başka sözlere, bahanelere sığınmayın&lt;br /&gt;artık bitti demek çok kolay oysa.&lt;br /&gt;karşındaki sizi arkadaşı sanabilir. önemli mi ki siz sanmadıktan sonra&lt;br /&gt;yoksa bir karşılık mı bekliyorsunuz,&lt;br /&gt;bir siyasetçi ayağında çıkarcı mısınız hala?&lt;br /&gt;siz vazgeçmeden onun kalmasını&lt;br /&gt;siz ne yaparsanız yapın kalmasını mı bekliyorsunuz&lt;br /&gt;sustuktan, gittikten ve yargıladıktan sonra hala?&lt;br /&gt;yanılıyor musunuz?&lt;br /&gt;yanılıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimi insanlar üç kimileri daha fazla şans verir sevdiklerine&lt;br /&gt;ben binlerce şans veririm&lt;br /&gt;her sabah yenilerim şanslarını&lt;br /&gt;ve ne tesadüf ki&lt;br /&gt;kimileri fark etmez bu şansı.&lt;br /&gt;ve sonra&lt;br /&gt;tükenir her şey.&lt;br /&gt;bu yazı ve ile başlar çünkü bir başı yok sonu ve ortası var sadece...&lt;br /&gt;ve biter.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6070293239462492156?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6070293239462492156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/09/ve-ukalaca-bir-baslk-atmak-istersen.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6070293239462492156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6070293239462492156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/09/ve-ukalaca-bir-baslk-atmak-istersen.html' title='Ve ukalaca bir başlık atmak istersen.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5169086752892797263</id><published>2009-09-22T13:52:00.001+02:00</published><updated>2009-09-23T21:23:17.180+02:00</updated><title type='text'>2009'a devam mı dedik ne?</title><content type='html'>Uzun zamandır yazmıyorum. Öyle ki en son temmuzda yazmışım. Hem vaktim yok, hem de yazacak bir sıkıntı bulamıyorum sanırım. Mutlulukları da yazmak güzel tabii. Ama ben pek tercih etmiyorum bunu. Yine öğrencilik devri başladı. Bu sefer zorlayacak gibi. Belki de sadece bir başlangıç zorluğu. Bilmiyorum, bakıp göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirim gitti. Onun altı ay görmemek kötü olacak. Umarım iyidir şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseyi kırmak istemediğimi bilsin insanlar. Beni tanımadan hakkımda oluşmasın önyargı duvarları. Nedensiz sorgulamasınlar tanımadıkları insanları. Bilmiyorum belki anlarlar diye beni söylüyorum bunları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kısa zamanda bir yazıyla buluşmak dileğiyle diyeyim en saçma köşeyazarları tavırıyla. Hoşça kalın efendim, hep bizden kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5169086752892797263?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5169086752892797263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/09/2009a-devam-m-dedik-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5169086752892797263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5169086752892797263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/09/2009a-devam-m-dedik-ne.html' title='2009&apos;a devam mı dedik ne?'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-180398369470748109</id><published>2009-07-22T15:20:00.000+02:00</published><updated>2009-07-22T15:22:12.964+02:00</updated><title type='text'>Karar alma süreçleri.</title><content type='html'>Okul bitti. Farkında olmadan dört sene daha geçip gitti hayatımdan. Yüksek lisans yapacağımdan bir şekilde hala öğrenciyim. Ama ne olursa olsun artık bir mezunum. Mezun olmak büyümekle ne kadar eşdeğer bilinmez ama. Ben bu son birkaç haftadır ciddi anlamda çocukluktan çıktığımı büyüdüğümü hissettim. Eskiden çocuk olmaktan bıkmışken; şimdi büyük olduğunu anlayıp kendini alınması güç kararlar ortasında bulmak daha kötü oldu. Giden eski geleni her şekilde arattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar demişken benim kadar kararsız bir insanın; aynı anda dört beş kararı vermesi güç –hele ki bunlar hayatına bir şekilde yön çizecekse.- Bir kapıyı  kapatsam da başka kapılar açma zorunluluğu beni düşünce buhranından bir türlü kurtaramadı. Büyüdüm. Bunun farkındayım. Saçma hallerim değil büyüyen. Düşünmeyi hiçbir zaman bıraktığımı hatırlamıyorum ama; şimdi cidden artık düşünüp karar verme zamanı. Ama işin kötüsü bu kadar kararı bir anda vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafam o kadar dolu, o kadar yoğun ve yorgunum ki; düşünmeye, konuşmaya, okumaya, yazmaya vaktim olmuyor. Hele ki yazmaya. Oysa yazacak çok konum vardı, finallerim bitmeden. Şimdi word’u açtığımda hem kendimden, hem de yazmaktan kaçıyorum çoğu zaman. Yazdıklarımı herkes okusun, ama şunu bunu anlamasın derken, siliyorum sonra. Şimdi yazıdğım gibi saçma bir yazı çıkıyor ortaya. Sadece kendimin anladığı, ammavelakin herkesin okuduğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul bitti dedim ya. Arkama dönüp bakıyorum dört seneden sonra. Bu kadar zaman içinde kaç kişi aldım yanıma diye. Belki iki, belki üç. Daha fazlası yok biliyorum. Bazen insanlara neden hissettiklerimi söylemiyorum diye kızıyorum kendime. Söylesem de anlamıyorlar çoğu zaman. Sonra şu üniversiteden neredeyse tek başına mezun oluyorum. Yanımda beni gerçekten tanıyan bir insan getirmeden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sevdiğim, değer verdiğim insanlar. Bazen şaşırtıyorlar beni. Her şeyi yok edebiliyorlar anında. Bilmiyorum farkında değiller, onları sevdiğimi, ki aslında kaç kez söylemişimdir. Ne olursa olsun silmiyorum yine de onları. Ama onlardan bazıları nedense bir şekilde yavaş yavaş siliyorlar beni.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-180398369470748109?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/180398369470748109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/07/karar-alma-surecleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/180398369470748109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/180398369470748109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/07/karar-alma-surecleri.html' title='Karar alma süreçleri.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-4327409213847216820</id><published>2009-05-22T19:22:00.001+02:00</published><updated>2009-05-22T19:29:23.051+02:00</updated><title type='text'>Mezun olmaya doğru</title><content type='html'>Okul bitiyor. İstemeyerek geldiğim ve isteyerek bitirdiğim üniversite sonunda bitiyor. Bitmesini istiyor muyum bilmiyorum. Aslında okumak yani bir nevi beleşten yaşamak ve özgür kalmak güzel. Ama sanırım üniversite bana, ben ona bir türlü alışamadık. Gerçi gidince anlaşılır her şey. Belki gidince olmayınca anlayabilirim her şeyin değerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunun şurasında kaldı bir, bir buçuk ay. Bundan sonra artık mezun oluyorum(z). Sonra hayat. Tüm zorluklarıyla. Çalışmak. Belki güzel bilmiyorum. Kimi zaman güzel şeyler hayat etsem de çok yakın görmüyorum hayallerimi. Yapmak zorunda olduğum halde hiçbir şey yapmıyorum. Bilmiyorum belki de bu son bir ayı daha iyi geçirmeye çalışıyorum. İsterdim ki; şu okuldan mezun olduğumda içimde kalan daha çok insan olsun. Bilmiyorum. Bir şekilde ya ben ya da başkaları yanlış yaptı. Bu yüzden sadece birkaç kişiyi yanıma alabiliyorum. Liseden alışık olmadığımdan garip geliyor bu durum. Kimi zaman diyorum; daha yeni tanıdığım insanları daha&lt;br /&gt;önce tanısaydım. Ama yine de erken ya da geç tanımak da güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktisat okumak bana ne getirdi henüz bilmiyorum. Bu okulda okumak, bu insanları tanımak ne anlama geliyor, sanırım mezun olunca anlayacağım. Lisedeki gibi önceden bilemiyorum her şeyi. Lisede farkındaydım; o insanların hayatımda her zaman olacağını ve bir şekilde orayı hiç unutamayacağımı. Ama şimdi her şey belirsiz. Herkes iş bulamayacağım diye korkuyor. Benimse çalışmamla ilgili durum o kadar keskin ve belirli ki; ben de bundan korkuyorum. Mutluluk doğru işi seçmek de yatar derler sevgili kişisel gelişimciler. Doğru iş ne ki? Para mı? Kariyer mi? Kültür mü? İşini çok sevip iflas etmek mi? Güzel hayallerim var aslında. Belki olmaz diye söylemiyorum. Ama olurlarsa eğer sanırım mutlu olabilirim. Belki daha çok yazmaya zamanım olabilir o zaman. Uyku problemi çekmem misal. Kahvaltıyı yolda değil de; evde yapabilirim o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olanın istemek ve yapmak olduğunu bildiğim halde dediğim gibi hiçbir şey yapmıyorum. Gerçi engellerim yok değil. Ama bir şekilde yapabileceğimi biliyorum. Bazen ne olursa olsun her şeyi bırakıp küçük bir köye göçesim geliyor. Rekabetin, bu hızlı koşuşturmanın, insanları çekemezliğin olmadığı bir köye... Ama sanırım biz seviyoruz İstanbul'u, bu tempoya, bu çirkinliğe, havasızlığına, stresine rağmen. Sabahları tüm sinirlerimizi toplayıp çıkıyoruz yola, akşam ne getirir bilmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezun olmadan bir iki şey yazmak istiyorum yapmak istediklerimle ilgili. Belki on yıl sonra baktığımda anlamlı olur, bunları bunları yapmışım diye. Umarım üşenmem de bir yoluna koyabilirim hayatımı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-4327409213847216820?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/4327409213847216820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/05/mezun-olmaya-dogru.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4327409213847216820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4327409213847216820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/05/mezun-olmaya-dogru.html' title='Mezun olmaya doğru'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1102092609435288793</id><published>2009-05-21T22:09:00.002+02:00</published><updated>2009-05-21T22:39:30.731+02:00</updated><title type='text'>ÇKL'li olmak.</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/ShW5_nr1cNI/AAAAAAAAAK0/bT7sxCLfWq0/s1600-h/DSC02947.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338377435953328338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/ShW5_nr1cNI/AAAAAAAAAK0/bT7sxCLfWq0/s320/DSC02947.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;19 mayıs'ta mezun olduğum lisenin pilav günü vardı. Bir iki yıl öncesine kadar geleneksel olup sonra bir süre yapılmayan, bu sene yeniden yapılmaya başlayan pilav günü. Liseye gitmeyeli uzun zaman oldu. Malum okul liseden anadolu lisesi haline getirilince bizim dönemden kalan bir tek idare oldu. Bu gibi sebepler ve zamansızlık uzun zaman koydu araya.&lt;br /&gt;Ama uzun zaman sonra okulu görmek güzel oldu. Her ilkbaharda olduğu gibi bu yıl da sarmış sarmaşıklar binayı. Okula adım attığımda nedense hiç mezun olmamışım gibi geliyor. Bir zamanlar herhangi bir merdiveninde koştuğumu, çardağında oturduğumu, sıralarını eskittiğimi unutamıyorum. Okul aynı bize göre yani. Yine küçük. Yine bizden. Her ne kadar artık çoğu hocamız gitse de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okula ilk geldiğim günü, ismimi listede görüp de burayı istemediğimi ama ilk gün kayıt yaptırdığımı dün gibi hatırlıyorum. Bazı şeyler şans. Belki o gün o tercihi yapmış olmasaydım; hayatıma giren onlarca güzel insanı hiçbir zaman tanıyamayacak, çok güzel bir lise dönemi geçiremeyecektim. Tesadüf mü, kader mi bilinmez. Belki de bunların hepsi aynı kapıdan geçer.&lt;br /&gt;Çemberlitaş büyük bir okul değildi. Ama nedense gözümde hep büyük kaldı. Isınmayan sınıflarında bile üşümedim çoğu kez. Biz bilmiyorum, bir şekilde şanslıydık. Hayatım boyunca tanıyabileceğim tüm güzel insanları aynı anda tanıdım, aynı zamanda büyüdük onlarla. Kimi zaman bir şiir dinletisinde, bir tiyatroda, bir maçta, bir konferansta aldık soluğu. Bilmiyorum nereden geliyordu bu enerji. Şimdi tekini yapmaya bile yetmiyor gücüm. Gerçekten gülebilmenin, koşmanın, dans etmenin, susmanın adresiydi ÇKL. Hatta hala öyle. Bir pilav gününde mezun olduktan dört yıl sonra çok daha iyi anlıyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzeldi ÇKL. Tüm insanlarıyla, gitmeleriyle, kalmalarıyla. Şimdi yıllığa bakıyorum. Zaman geçmiş. Biz 2005'te mezun olduk. Yıl 2009. Değişen ne? Sadece zaman. Biz birbirimizi gördüğümüzde hala gülebiliyor, hala hiç durmamışız gibi konuşabiliyoruz. Yine aynı kareye sığabiliyoruz anlayacağınız. Ve her gittiğimizde ÇKL'ye; sanki hiç gitmemişiz gibi hissediyoruz. Pilav gününde bir hocanın dediği gibi 'Hadi zil çaldı derse giriyoruz.'&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1102092609435288793?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1102092609435288793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/05/cklli-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1102092609435288793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1102092609435288793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/05/cklli-olmak.html' title='ÇKL&apos;li olmak.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/ShW5_nr1cNI/AAAAAAAAAK0/bT7sxCLfWq0/s72-c/DSC02947.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6743345036008169390</id><published>2009-05-05T23:32:00.001+02:00</published><updated>2009-05-05T23:47:12.662+02:00</updated><title type='text'>belirsiz zamanlar</title><content type='html'>Neden yazmaktan korkuyorsun? Başka adlara sığınıp kendi hikayende nefes arıyorsun. Kaçıyorsun. Kaçmak değil yaptığım diyeceksin. Bırakmak için, unutmak için gidiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zaman oldu sevmek hakkında bir şeyler yazmayalı. Yazmamaya yeminli falan olduğumdan değil, yazmak istemiyordum sadece. Yazmamak da bir türlü kaçmak değil mi? Ben de sen de kaçıyoruz, başka şekillerde ama. Sen başka bir resme sığınıyorsun. Benim yaptığımsa sesli konuşmamak, bir kağıda bile yazmamak içimdekini. Neden böyle oldu bilmiyorum. Uzak durmaya, yutkunmamaya, sana benzeyen suretlerle seni karıştırmamaya çalışıyorum. Ama tuhaf. Bilinçaltı. Rüya görüyorum. Rüya ki; gerçekle hayalin ortasında asılı kalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf. Tesadüf nedir ki? Bir seçim mi, belki de kaderin bize bir oyunu. Farklı insanlar, farklı zamanlar, farklı beklentiler, farklı mekanlar. Belki de hepsinin tesadüf olduğuna inanmak gerekiyor. Beklemek de kalmak da aynı anda aynı şeyi düşünmüş olup aynı şeyleri yazmış olmak da bir tesadüf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmek garip bir şey. Anlatması yazmaktan bile zor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6743345036008169390?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6743345036008169390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/05/belirsiz-zamanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6743345036008169390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6743345036008169390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/05/belirsiz-zamanlar.html' title='belirsiz zamanlar'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-9076626724285780482</id><published>2009-04-28T21:42:00.001+02:00</published><updated>2009-04-28T21:47:54.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaş pasta'/><title type='text'>Eski eksik zamanlar.</title><content type='html'>Bir tek bana mı böyle oluyor bilmiyorum. Ne zaman, nasıl konuşacağımı, nasıl duracağımı, nasıl bakacağımı kestiremiyorum çoğu zaman. Kendime güvenemediğimden değil bu. Başka. Anlatamadığımı, yazamadığım bir durum. Üşengeçliğime kapılıp yazmıyorum çoğu zaman zaten. Neyin beni beklediğinden habersiz sanki yeni konuşmaya başlamış da ne konuşacağını bilmez biri gibi duruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar o kadar doğal ve rahat ki… ben daha bir al bile diyemiyorum oysa. Sesimi temizlemek bile işime yaramıyor. Aynadaki soğuk, mimiklerini unutmuş bana bakıyorum. Bana yabancı, benden uzak bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liseyi özlüyorum her seferinde. Burada olmak hep onu aklıma getiriyor. Onun ne olursa olsun orada olmasına seviniyorum. Umutsuzca umudu beklemek gibi bir şey yaptığım.&lt;br /&gt;Nereden baktığın önemli değil. Benim durduğum yerde buğulu cam falan yok. Gözlüğü takmayalı dört yıl oldu sanırım. Bazen insanlığa bakıp gülüyorum. Aynı dünyadan olduğumuza inanamıyorum onlarla. Ukalalık falan değil, ama farklı olmanın farkındalığı daha çok acıtıyor beni. Farklısın diyorum aynaya bakarken kendime. O yüzden insanlardan uzak o kadar cümlelerim. İnsanların beni anlamalarını, dinlemelerini beklemek saçma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hissettiğimin önemi yok. Korkuyorum. Garip bir tesadüf olduğunu umuyorum sadece. Gözümü açtığımda geçecek belki de. Yatmadan önce tüm rüyalara hazırlıyorum kendimi.&lt;br /&gt;Bir tek ben mi on dört yıldır yemeyip de ilk defa geçen gün yediğim mandalinanın kokusunda ilkokul birdeki sınıf arkadaşımı buluyorum? Biri durdursun saati ve geçsin karşıma. Desin ki aslında sen de herkes gibisin. Herkes gibi konuşmadan önce mimiklerini başka yere, başka zamana bırakıyorsun. Desin ki gerçek değil aslında gördüklerin. En az senin kadar sıkılganlar yürürken bu sokaklarda. Durdursun biri beni ve sonuna kadar anlatsın dünyayı. Hayır ne olacağımı bilmek istediğimden değil. Sadece biri anlatsın rüyaları, gerçeği, olur olmaz yazılarımı, kalp atışlarımı, hissettiklerimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki anlatırsa biri bana on yıl sonra değil de hemen anlarım neden yaş pastayı her şeyden çok sevdiğimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 aralık 2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-9076626724285780482?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/9076626724285780482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/04/eski-eksik-zamanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/9076626724285780482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/9076626724285780482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/04/eski-eksik-zamanlar.html' title='Eski eksik zamanlar.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-651401780773472653</id><published>2009-04-22T20:53:00.006+02:00</published><updated>2009-04-22T21:32:14.932+02:00</updated><title type='text'>Tesadüfler. Güzel İnsanlar. Güzel Havalar. Belirsiz Nisanlar.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Se9wpeIdS6I/AAAAAAAAAKk/wl-fMWFlTPU/s1600-h/DSC02770.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327600741968071586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Se9wpeIdS6I/AAAAAAAAAKk/wl-fMWFlTPU/s320/DSC02770.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Se9wpM7ns0I/AAAAAAAAAKc/OrZIrsTrDK8/s1600-h/27082008.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327600737350824770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Se9wpM7ns0I/AAAAAAAAAKc/OrZIrsTrDK8/s320/27082008.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Garip tesadüfler. Tesadüf seçim gibi bir şeymiş ya hani. Biz neyi seçtik bilmiyorum. Son zamanlarda diyorum bazı insanları neden daha önceden tanımamışım. Şu saçmasapan son dört yılda neden gereksiz insanlarla kendimi yormuşum. Aslında çok güzel insanlar varmış tanıyacağım, tanımam gereken. Neyse ki, bir yerden dönüp bu insanları tanımam hoş tesadüf. Hem tesadüf ne zaman kötü oldu değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar gelmiş. Bahar güzel. Ama vizelerde günlük güneşlik havasını şimdi yağmura dönüştürünce pek güzel olmuyor. Umarım havalar cuma gününe kadar düzelir. Neyse ki yine de güzel her şey. Yine bir şarkıda onca şey aklıma gelebiliyor, birinin yazdığına çok sinirlenip anında yazasım geliyor. Vizeler bitsin bir tane kaldı zaten. Sonra özgürlük. Sonra aklımdakilerin hepsini yazmayı planlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış zamanlar, yanlış insanlar... ve hala nedense insanları umursuyorum. Aslında hakkımda ne düşündüklerini değil, bana nasıl davrandıklarını umursuyorum. Biri var ve eminim hakkımda atıp tutuyor. Bence insanlar kendileri karar vermekten yoksunlar. Biri benle çok uğraşıyor. Onun yüzünden çok sevdiğim bir insana uzak duruyorum. O da biri'nin dediğini dinliyor daha çok. Biliyorum her zamanki gibi üstünden çok sular geçtikten sonra anlayacaklar her şeyi. Anlamasalar da olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu edebilen, güldürebilen şeyler hala varken. ve yeni yeni tanıdığım insanların değerini anlamışken, gün yüzümüze ışıldarken, her şey bahane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yaşına girmiş Mehlika'nın da doğumgününü kutluyorum buradan ikinci kez. 23 nisan öncesi doğmak yağmuru görmek oluyor. Malum her sene 23 nisan'da yağmur yağar. Benden önce yaşlandın, benden daha çok yaşaman dileğiyle. İyi ki vardın, iyi ki varsın ve iyi ki var olacaksın pek sevgili güzel insanım Mehlika.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-651401780773472653?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/651401780773472653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/04/tesadufler-guzel-insanlar-guzel-havalar.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/651401780773472653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/651401780773472653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/04/tesadufler-guzel-insanlar-guzel-havalar.html' title='Tesadüfler. Güzel İnsanlar. Güzel Havalar. Belirsiz Nisanlar.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Se9wpeIdS6I/AAAAAAAAAKk/wl-fMWFlTPU/s72-c/DSC02770.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5277567220952937114</id><published>2009-04-18T22:18:00.002+02:00</published><updated>2009-04-18T22:29:15.771+02:00</updated><title type='text'>Bahara.</title><content type='html'>Hem bahar gelmiş. Hem bugün çok güzel bir şey olmuş. Hem hava, hem insanlar güzel. Hem de sınavlar neredeyse bitiyor. Kısaca dünya güzel.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5277567220952937114?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5277567220952937114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/04/bahara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5277567220952937114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5277567220952937114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/04/bahara.html' title='Bahara.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8584722143835930559</id><published>2009-02-22T15:07:00.012+02:00</published><updated>2009-02-22T17:41:20.479+02:00</updated><title type='text'>Bulutlu Dün</title><content type='html'>Eski kamera kasetlerini cd'ye çektirdik geçenlerde; annemin fikriyle. Bana kalsa herhangi bir sıkışık anımda -mesela bir final döneminde- düşünür bunu, sonra da unuturdum yapmayı. Ama annemin eline değince iş; tüm bürokrasi ortadan kalkmış, bir anda bitivermişti. Elimdeydi artık eski kasetler; eski kasetlerden çekilme yeni cd'ler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Eskinin çok farklı, sıradışı, mutluluk getiren yapısı bir anda şu çirkin televizyondan yüzümüze gülüvermişti. Öyle ki bu videolar ta 85 senesine, benim olmadığım, abimin 2 yaşındayken; gözlerini kameraya patlattığı yıllara dayandığından garip bir esinti geçti içimizden izlerken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Benim ilk gözlerimi açtığım, terasında civciv beslediğim, koştuğum ve en çok da oynadığım ev; 85'te çekilen videoda henüz inşaat halinde. Dedem evin ve altındaki dükkanın nasıl yapılacağını anlatıyor uzun uzun. Nitekim dediği gibi de yapmışlar evi, dükkanı biraz gecikmeyle olsa da.  (Sanırım benim doğduğum 87 yılında yapılmış ev.) Babam benden altı yedi yaş büyük videoda. Ama aynı sanki. Seneler insanları değil, ilişkileri yaşlandırıyor sadece. Videoda  babam, annem, dedem, halalarım, babannem, amcam hala aynılar. Değişen sadece 'bağ'. Sadece birkaç saç beyazlamış yahut dökülmüştür o günden bu yana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   O gün inşaat halinde olan evden ben ilkokul beşe giderken taşınmıştık. Aslında "yeni" her zaman iyiydi. Yeni ev fikri de bavulları erkenden hazırlamaya itmişti beni. O evin, terasın ya da merdivenin benim için ne demek olduğunu çok değil sadece birkaç gün sonra unuttuğum kitabımı almak için eve geldiğimde anlayacaktım. Daha kapıyı açarkent tanıdık kilit sesi; beni, bir anda yakalayacak, aslında her yeninin arkasındaki eskiyi hiçbir zaman unutturmayacağını acı bir şekilde anlatacaktı. Evin her köşesine bu yüzden son kez bakacak ve bir daha yıkılana kadar eve girmeyecektim. Öyle de oldu. Çocukluğumun evine orası dükkan haline geldikten çok sonra eski halini hatırlamaya çalışarak uzunca bakmış, silik zamanı canlandırmaya çalışmıştım beynimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Çocukluk nasıldır? Nasıl bir büyüdür? Tüm güzellikler çocukluğa aittir belki de? Çocukluğum da büyü de o evle birlikte yok olmuştu. Sonra dediğim gibi ne ben, ne o, ne de herhangi biri değişti. Değişen sadece kelimeler ve düşünerek kurduğumuz cümleler şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Yıl 1998. Bundan tam 11 yıl önce yine eski bir kaset. Bu sefer ben de varım görüntüde. Hem de anlatıcı olarak. O zamanlar nedense bir program sunma merakı sarmıştı beni. 11 yaşındaydım ve dünyanın anlamının sadece güzellik olduğunu sanıyordum safça. Kamerayı annem kullanıyor. Elektronik aletleri bozabileceğime dair olan inanç; beni  sadece sunucu yapabiliyor, Fethiye'de çekilen videoda. Kimi zaman ekranda yüzerken, denize atlarken, dalarken ve her daim suya doymazken ben'i görüyoruz. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;       Tabii bizim videolar biraz acemice olduğu için Fethiye'den İstanbul'a kuzenimin sünnetine geçiyor görüntüler birden. Yine annemin kamerasından, yine 98 senesi. Bir öğle vakti yazın halamların evinde çekilmiş. Kendimden değil, kuzenlerimden anlıyorum ne kadar çok zaman geçtiğini o günden bu yana. Sanli ben bugünmüş gibi, aynı şeyleri düşünüyor, aynı ses tonuyla konuşuyormuşum gibi bakıyorum ekrana. Halamlar, yengemler, babannem, kuzenlerim ve birkaç kişi daha takılıyor görüntülere. Annem de kameradan ses veriyor kimi zaman.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;       Bir sünnet eğlencesinin içinde göbek atıyoruz, kameranın önünde. Senelerdir oynamayı hiç sevmediğim halde yarışıyorum kuzenlerimle öne geçmek için. İzleyince komik geliyor başta. Gördüğün sen'in küçük, kendinin büyük olduğunu sanıyorsun. Sanki bir yabancıyı izler gibi gülüyorsun hareketlerine. Tabii bunlar ilk başta yaptıkların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Sonra gün karardığında, uyku yaklaştığında gözlerine; aslında eskinin seni şimdi tepetaklak ettiğinin farkına varıyorsun. Ben orada sanki hala ben gibi duruyorum. Tabii biraz farklı. Daha mutlu, daha rahatım orada; sanırım o dönem matematikle ilgili olan hayalim kaybolmamış. Belki yazar bile olmayı istiyor olabilirim safça. Hiçbir şeyi tüketmemiş, hiç sahte gülmememişim 98 yılında. Sonra kuzenlerim... Yazmaya bile çekindiğim, berabar büyüdüğüm, beraber yaşlanacağımızı sandığım kuzenlerim... Biz sadece biraz büyüdük. Benim o günden bu yana gün geçtikçe artarak çok saçım döküldü. Ama yüzüm hiç değişmedi, hep aynı tebessümle baktım fotoğraflara ve hiç maydonoz yemedim o günden bu yana. Şimdi bakıyorum da hepimiz başka yoldayız. Sanki birbirimizi hiç tanımamış, ilk adımlarımızı görmemişiz. Oysa şarkıya, davula, duvara, her şeye güldüğümüz zamaan bir el kadar yakın bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Çoktan bitmiş ama şarkı. Tüketmişiz her şeyi. Diyorum ya biz pek büyümedik. Aynı yerden baktık hep hayatlarımıza. Sadece bağlarımız değişti. Birer birer koptular. Toparlayamadık.&lt;br /&gt;                         Haydi, kalkın gidelim artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8584722143835930559?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8584722143835930559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/02/bulutlu-dun.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8584722143835930559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8584722143835930559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/02/bulutlu-dun.html' title='Bulutlu Dün'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1287105129573652295</id><published>2009-02-13T20:19:00.002+02:00</published><updated>2009-02-13T20:32:02.117+02:00</updated><title type='text'>Aralıksız</title><content type='html'>Daha uzun, daha güzel bir masal anlatabilirim ben. Düzden değil tersten tüm dünyayı döndürebilirim. Yaşadığımı unutup, yaşayacaklarımı aklıma getirmeden kendimi bırakabilirim suya; henüz havanın kararmadığı bir yaz gününde. İlaç içmek falan bahane deyip çöpe doldurabilirim ilaç kutularını. Yazmaya dokunmamışken kalemleri, defterleri, yazdıklarımı atabilirim. Günü geldiğinde odamı bile bırakıp gidebilirim bu şehirden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşününce zor geliyor yaşam. Konuşmak, insanlara derdini anlatmak, anlatamamak. Her gördüğünde benimsediğin suratlara gülümsemek, yaşlanmak, büyümek ve büyük olduğunu anlamak zor geliyor. Sabahleyin uyandığında tanıyamıyor insan dünyayı. Oysa daha bir gün geçmiş dünden bu yana. Dün dünde kalmış, yeni bir şarkı uydurmuş bugüne ait dünya. Uydurulan onca şeyin arasında kalıvermiş düşlerim, ben, her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşününce yapamayacaksın gibi geliyor. Buradan gitmek tek çare gibi. Derdini anlatamamak değil, anlaşılmamak yoruyor çoğu zaman. Bazen konuşuyorum, anlıyorlar sanki beni. Bir ya da iki kişi. Çok olmasalar da rahatlatıyorlar bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha uzun konuşabiliriz, aralıksız, üç noktalara sığınmadan. Ama konuşmak dinlendiğinde güzel sadece.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1287105129573652295?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1287105129573652295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/02/aralksz.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1287105129573652295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1287105129573652295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/02/aralksz.html' title='Aralıksız'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2429693637859291501</id><published>2009-01-02T11:40:00.005+02:00</published><updated>2009-01-02T12:18:56.875+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2009'/><title type='text'>Eşyanın Günlüğü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1ukKIhI/AAAAAAAAAJI/fwGUOpZ8qA0/s1600-h/Cover+Solino+vorne+aussen+links.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 183px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1ukKIhI/AAAAAAAAAJI/fwGUOpZ8qA0/s400/Cover+Solino+vorne+aussen+links.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286638646844858898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1UJTW4I/AAAAAAAAAJA/a7XUHeIBrd0/s1600-h/15112008(001).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1UJTW4I/AAAAAAAAAJA/a7XUHeIBrd0/s400/15112008(001).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286638639752895362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1MpBW1I/AAAAAAAAAI4/ck1uli6REK4/s1600-h/08112008(010).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1MpBW1I/AAAAAAAAAI4/ck1uli6REK4/s400/08112008(010).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286638637738449746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p00IsYvI/AAAAAAAAAIw/tw0ERpY7w60/s1600-h/08112008(002).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p00IsYvI/AAAAAAAAAIw/tw0ERpY7w60/s400/08112008(002).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286638631160406770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyaların, şarkıların ve kokuların tıpkı insanlar gibi insanlar gibi anlamları vardır. Onlara sahipken fark etmediğimiz türlü anlamlar, kaybedince mutlu bir hatıradan öte garip bir acıya dönüşür. Bir resim, yağmurda dinlediğimiz o zamanların moda olan şarkısı; sadece eski bir zamana götürmez bizi. Kaldırımda otururken duyduğumuz bir kestane kokusu sadece eski bir mekânı hatırlatmaz bize. O ana tanıklık eden insanı, kalabalık içinde kaybolan kendimizi hatırlatır bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hiçbir şeyi unutmadığını, en küçük ayrıntısına kadar olmasa bile her şeyi aklında tuttuğuna inanıyorum ben. Bazen yapbozdan büyük bir parçanın kaybolması gibi belirsiz bir şey gibi gelir gözümüze eski. Ama bir ayakkabı (sanırım beş altı yaşlarındayken giydiğim, merdivenleri çıkarken ayaklarımı sıkmasın diye ayaklarımı önde katladığım) bir anı değil, bir dünyayı anlatır bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman unutmak istediğimiz bir fotoğraf; (nedense hala yırtmamışızdır) önemli bir belgeyi aradığımız anda karşımıza çıkar. Kötü bir zaman değildir artık hatırlattığı ama.&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;             &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bir şarkı -o aklımda olmasa bile- sahilde geceleyin yürürken o şarkıyı söyleyen gençleri hatırlatır. Nedense şarkı söyleyenleri tinerci sandığımızdan o şarkıyı her duyduğumuzda birbirimize bakıp ilkin gülümser, sonra da korkuyla unuturuz o şarkıyı bir kez daha duyana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski defterlerime yazdıklarımı sanki ben yazmamışım ben yazmamışım gibi okurum çoğu zaman. Uzaktan bakan, beni hiç tanımayan biri gibi. Bazen nasıl bu kadar saçmaladığımı, bazen de neden hala bir kitabım olmadığına şaşarım. İnsan şimdi’yi gelecekten çok geçmişle doldurarak yaşamayı sever, gelecek belki de hepimiz için umutsuz olduğundan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zamana beş altı yaşlarındaki çocuklara bakıyorum. O anlarda mutlu olduğumun farkında olmamanın acısıyla. Belki büyümek denen girdapta sızlanırken,  onu ellerimde tutmak isterken  hüzünle bakıyorum aynadaki aksime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen diyorum ki; eşyalar ‘biz’ olsalar bile her an onlardan vazgeçebilmeliyiz. En sevdiğimiz saati, gözümü gibi baktığımız bir hediyeyi, özenle sakladığımız küpelerimizi tanımadığımız biri alınca eksikliğini hiç hissetmemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalar biz olsa bile biz olmaktan çıkmalı aynı zamanda. Belki başka şeyleri sevmenin umuduyla yaklaşmalıyız dünyaya. Yazdığımız bir yazının kaybolmasına hiç üzülmemiş gibi davranmak zor olmasa gerek. İnsan yastığını değil uykuyu sevmeli belki de. Eşyanın görülmez bağlarıyla olan yakınlığımızı ayırmalıyız birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir gün bir fotoğraf gördüğünde, bir şarkıyı tekrar dinlediğinde, yıllar sonra eve aynı sabunun yeniden alındığını fark ettiğinde; belki de o anı tekrar hatırlamaya çalışmaz, sadece şimdi’yi biz yapan ayrıntılarıyla yaşar insan.&lt;br /&gt;                                       -Eşyaların şarkısı-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2429693637859291501?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2429693637859291501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/01/eyann-gnl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2429693637859291501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2429693637859291501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2009/01/eyann-gnl.html' title='Eşyanın Günlüğü'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SV3p1ukKIhI/AAAAAAAAAJI/fwGUOpZ8qA0/s72-c/Cover+Solino+vorne+aussen+links.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5549466556866392777</id><published>2008-12-06T01:43:00.004+02:00</published><updated>2011-04-29T23:05:23.192+02:00</updated><title type='text'>Nereden gelip nereye gidiyoruz bilmiyorum.</title><content type='html'>Nereden gelip nereye gidiyoruz bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca zamanı içime devirip yazmak zor. Hep bir şeylerin eksik kaldığını, gittiğini bilerek yazmak özellikle. Düşünüyorum da çoğu zaman ben bile anlamıyorum söylediklerimi. Başkalarının okuyacağını, anlamaya çalışacağını ve hatta anlayacağını düşünmek saçma. İhtimallerle yaklaşıyorlar benim bile yaklaşamadığım bana. İnceliyorlar başta hasta vücudumu. Hasta olmaktan memnun bir halim var tüm hastalar gibi. Yavaşça uzanıyorum göğe. Gök dediğin mavi falan değil, gözünü açamayacağın kadar beyaz. Oturuyorum göğe ayaklarımı yere uzatıp. Dünya değil gördüğüm. Küçük binalar büyüyor gözümün önünde. Ben isimlerini sayıyorum şehirlerin, ülkelerin, bilmediğim nehirlerin, tanımadığım insanların. Hasta diyor adam, hasta bu. Şu odaya götürün diyorlar. Oda dedikleri de oda değil öyle. Belki bir bahçe olabilir. Uzun bir yol var, bembeyaz. Burada her şey beyaz. İnsan beyaz, hava beyaz, yer beyaz, duvarlar zaten hep beyaz. Oturuyorum. Onun ya da diğerlerinin ne dediği umurumda değil. Böyle bir düş var mı dünyada yaşayabileceğim? Kimseyi umursamadan, rahatça ellerimi uzatıp ayaklarımı dünyaya indirebileceğim bir yer var mı? Işıklar kapanmıyor. Gündüz hep istediğim gibi bir türlü bitmiyor. Bir nisan sabahında kalmış ayaklarım. Yeşil bir ayakkabım var. Yeşil ayakkabılarımı nasıl boyarım yahut nasıl kirlenir diye düşünmüyorum. Yanımda ne bir çanta, ne de bir kimlik var. Herkese farklı bir isim uyduruyorum. Yalan söylemiyorum. Konuşmak zorunda olmadığımı biliyorum orada. Konuşmak için ellerime, uzağa bakıp kelimeler aramıyorum. Konuşmak istediğimde yavaşça dokunuyor kelimeler sesime. Sesim ben gibi çıkıyor. Ne alçak, ne yüksek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir umut var diyorum. Burada kalabilmek, hiç gitmemek için. Sevdiklerim yavaşça yürüyor önümden. Onlar da beni sevdi mi diye düşünmüyorum. Düşünüp takılmıyorum olmadık engellere. Uzak, yakın tüm fotoğraflar seriliyor göğün üstüne. Ben doğmamışım, ben küçüğüm, ben yürüyorum, ben annemleyim, ben abimle gülüyorum, ben oynuyorum, ben uyuyorum, ben okuyorum, ben yazıyorum, ben büyümüşüm, ben uçuyorum. Fotoğraflar renkli, ben beyaz. Kendimi çizmeye çalışıyorum yeniden. Silik bir ben çıkıyor. Kalem tutmayı unutmuş ellerim. Geriye çekilince saçlarım aşağı göğün küçük deliklerinden birine doğru uzanıyor. Uzun değil saçlarım, kısa da değiller sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyi beklediğimi bilmiyorum. Belki bir balıkçıyım her zaman olmak istediğim gibi. Onun kadar rahatım, oltamı elime almış. Balıkçılar rahat mıdır diye sorup kurcalamıyorum, ayaklarım bulutların üstündeyken. Oysa önceden olsa derdim ki; köprünün üstündeki balıkçılar kızgın ve huysuz, sürekli yer kapma, birbirleriyle takışma halindeler. Benim düşündüğüm balıkçılar gibiyim ben. Oltam elindeyken tüm derdimi, zamanı, her şeyi unutmuş, sadece ve sadece denizi, balıkları, martıları düşünen biriyim. Belki arada gemileri de düşünebilirim diye geçiriyorum içimden farkında olmadan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ses var biliyorum. Beni duyan ya dinleyen. Biri takip ediyor sürekli adımlarımı. Aslında ben bilmiyorum. Belki de bilmiyormuş gibi davranıyorum. Bakmıyorum o yöne. Belki o yönlerde çok fazla yorulduğumdandır. Bir umut, bir çıkış kapısı gitmek için bir ‘gel’, kalmak için bir ‘kal’ sesi arıyorum. Belki diyor izle-yici. Daha çok konuşabiliriz. Gök daha mavi olabilir mesela. Bulutların arasından ayaklarımı sarkıtıp gülüyorum ona. Yeşil ayakkabılarım garipliğime ağlıyor sonra. Belki diyorum kayabilirim beyaz’ın içinden, aşağıda ne olduğunu bildiğim halde. Bekliyorum diyor ses. Ben beklerken susuyor sonra o. Zamanı çarpıp günleri büyütüyor avucunda. Beklemek damarlarına ayırıyor sessizlikleri. Bir ezgi. Bir yalnız. Bir resim. Bir ben. Bir beyaz. Büyüyoruz sonra. Yaşlandıkça gökten yere düşerek, yaşlandıkça düşünerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak ki başa bela. Hele ki okunduğunu bilerek yazmak ne aptallık. Ama kalem tüm zırhını giyinip soyuyor geceyi karanlıkta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuyorum. Öyle bir uyku ki bulutların arasında. Ayağım kayınca dünyaya varıyorum her yolumda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5549466556866392777?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5549466556866392777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/12/nereden-gelip-nereye-gidiyoruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5549466556866392777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5549466556866392777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/12/nereden-gelip-nereye-gidiyoruz.html' title='Nereden gelip nereye gidiyoruz bilmiyorum.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-608330472590316263</id><published>2008-11-12T17:45:00.003+02:00</published><updated>2008-11-12T17:53:06.802+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='babazula'/><title type='text'>Bir Sana Bir de Bana...</title><content type='html'>Size olur mu bilmem; ama ben kimi zaman bir şarkıya takılır. Onun peşinden gider, defalarca dinler, en sonunda şarkıyı adım kadar tanıdık bulur ve sıkılırım. Sonra o şarkıyı yani bir iki ay belki de üç yıl sonra yeniden dinlediğimde başka bir ses duyarım içimde. Bazen sözlerine dikkat etmediğimi ya da arkada çalan bir enstrümanı fark etmediğimi anlarım. Şarkılar, dünyayı döndürür benim için. Hele ki geceleri. Yeni şarkıları ve özellikle denizden gelen sesleri duymak uçurur beni. Şarkı çalarken kulaklarımda kendimi bu dünyadan somutlar, yoldaki hiçbir şeyi görmez, mutlu bir şekilde geçer giderim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım 3 4 sene önce bir şarkı dinlemiştim. O zaman da böyle garip ve içten gelmişti. Sanırım deniz ve bulut etkiliyor beni en çok. Şarkının başı özellikle; insanda öyle bir hafiflik hissettiriyor ki anlatamam. Her şeyi unutup, gözlerini kapatıp uçar gibi.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;    "bulutların üstünde&lt;br /&gt;       bıraktım ben kendimi&lt;br /&gt;           sonunu düşünmeden &lt;br /&gt;                duygular sarınca beni"&lt;br /&gt;                  ………&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-608330472590316263?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/608330472590316263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/bir-sana-bir-de-bana.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/608330472590316263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/608330472590316263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/bir-sana-bir-de-bana.html' title='Bir Sana Bir de Bana...'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-837343873709491058</id><published>2008-11-08T16:41:00.002+02:00</published><updated>2008-11-08T16:42:50.985+02:00</updated><title type='text'>Yol Arkadaşım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRWlO7OaLAI/AAAAAAAAAGc/WKUSsIqIrHY/s1600-h/95.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRWlO7OaLAI/AAAAAAAAAGc/WKUSsIqIrHY/s400/95.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266297015114542082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRWlO4K-dBI/AAAAAAAAAGU/ZiW94sSBBME/s1600-h/yol_arkadasim.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRWlO4K-dBI/AAAAAAAAAGU/ZiW94sSBBME/s400/yol_arkadasim.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266297014294836242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yol Arkadaşım diye bir dizi var Kanald’de, pazartesi günleri yayınlanan. Uzun zamandır dizi izlemeyen bir bünyeye sahibim. İzlemek istediğim programları bile takip edemiyorum o derece. Ama bu dizinin herhangi bir bölümünü ya da herhangi bir karesini kaçırmak istemiyorum. İlginç olduğundan falan değil. Her ne kadar rol olduğunu bilsem de samimi ve yakın geldiğinden olsa gerek bu takibim. İçinde garip bir müzik, doğa, sessizlik var. Belki söylenmemişliklerin gizemi. Ya da tüm yalanların karşısında hayat tam da böyle dedirtecek bir konu. Konu da pek yok aslında. Ama nedense Ayla ve Suat’ı sessizce ekranlarda izlerken buluyorum kendimi. Yakın geliyor yaşadıkları yalanlar. Yakın geliyor belki de akraba ilişkileri –hiç sonuç vermeyen karmaşık ilişkiler- Hiçbir şekilde kapının kenarına bırakamadığımız yaşamlarımızı ve onun içkinlerini sorgulatıyor bana. Dizi belki de bunları yapmak istemiyor. Safça (aşk ne kadar saf olabilir bilinmez) bir aşkı anlatmak istiyor belki de sadece. O küçük Eylül’ü katıp ekran başında olan ben gibi kişiliklerin kafasını iyice karıştırmak istiyor. Olsun, garip bir Ege havası eserken ekranda ben öylece oturup seviyorum izlemeyi. Ki yakında eminim kaldırılacak bu diziyi. Malum reyting derdinde televizyonlar. Yine de bitene kadar Ayla’yı, Eylül’ü ve daha çok Suat’ı izleyeceğim. Belki siz de izleyebilirsiniz. Yani isterseniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-837343873709491058?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/837343873709491058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/yol-arkadam_08.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/837343873709491058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/837343873709491058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/yol-arkadam_08.html' title='Yol Arkadaşım'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRWlO7OaLAI/AAAAAAAAAGc/WKUSsIqIrHY/s72-c/95.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-576026698848891823</id><published>2008-11-07T20:05:00.002+02:00</published><updated>2008-11-07T20:22:47.707+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF6Tp22CI/AAAAAAAAAFk/f5Pf42qWmsM/s1600-h/DSC00722.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF6Tp22CI/AAAAAAAAAFk/f5Pf42qWmsM/s400/DSC00722.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265981101057693730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF6HKhI9I/AAAAAAAAAFc/d4i47UeLFpc/s1600-h/DSC00729.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF6HKhI9I/AAAAAAAAAFc/d4i47UeLFpc/s400/DSC00729.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265981097705022418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF5bc7o2I/AAAAAAAAAFU/UxVArSbUEUI/s1600-h/DSC00717.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF5bc7o2I/AAAAAAAAAFU/UxVArSbUEUI/s400/DSC00717.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265981085971096418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;fotoğrafların altına bir iki cümle yazmak isterdim ama kapı, insan ve gökten başka bir şey yazasım gelmedi. o kapı nereye açılır, bu insan nereye gider ve gök neden mavidir soruları için yakında bir şeyler yazacağım sanırım. yok yok gök neden mavidir sorusuna google ile bir siz bakıverin. diğerleriyse yakında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-576026698848891823?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/576026698848891823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/576026698848891823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/576026698848891823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/blog-post.html' title=''/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSF6Tp22CI/AAAAAAAAAFk/f5Pf42qWmsM/s72-c/DSC00722.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6494443085856687746</id><published>2008-11-07T19:46:00.003+02:00</published><updated>2008-11-07T20:04:22.942+02:00</updated><title type='text'>Bennu Yıldırımlar ve Süper Baba'nın değişmezliği.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSC-WrAXgI/AAAAAAAAAFM/QnfhCR5Yw9s/s1600-h/gul.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 277px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSC-WrAXgI/AAAAAAAAAFM/QnfhCR5Yw9s/s400/gul.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265977872052411906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Süper Baba'dan en çok Elif'i hatırlıyorum, Fiko'dan bile daha çok. Elif'in yani Bennu Yıldırımlar bir bu dünyadan olmama takıntısı, bir farklılığı, bir banane ben giderim havası ve güzel bir sesi vardı. Elif deli, Elif gizemli, Elif mine etekli, Elif farklı. Elif hep farklı geldi onca gelip giden kişiliğin arasında bana. Belki içindeki Bennu Yıldırımlar'dandır bu. Her zaman bir adım yanımızdaymış izlenimi veren gülüşüyle yakaladı ekranlarda bizi. Biz onu ilk gördüğümüzde yani bir cuma akşamı televizyonun önünde diz çökmüş Süper Baba'yı izlerken çok küçüktük. Zira ben babamın hangi şarkıcıyı seviyorsun sorusuna, koltuktan kıpırdamadan Mustafa Sandal diyecek kadar küçüktüm. (bilmem neden böyle saçma şeyler gelir aklıma ve neden hiç unutmam) O öyle deli dolu adımlarıyla yürürken yolda, kaçarken polisten, aşktan, Fikodan, hayattan; öylece giriverdi içimize. Kimi zaman onunla tanıştığımı sanıp saçmaladım rüyalarımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bakıyorum da seneler geçmiş Süper Baba biteli ve Bennu Yıldırımlar ile tanışalı. Yine de hiçbir şey değişmeden kalmış aklımda. O güzel ve bir rüzgar esintisi kadar yakın, her an gidecek kadar da uzak. Sanırım Türkiye'de en sevdiğim oyuncu Bennu Yıldırımlar. Kimi zaman 'yaprak dökümü'ne bile bakabiliyorum sayesinde. Diyorum ki bizim Fikonun peşinde Fikret olup çıkmış pek sevgili Elif. Aslında çoktan olmuştu ya Fikret; tiyatro sahnelerinde. Belki daha çok görürürüz onu yeni projelerde; öyle güzel olur ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Belki yakın bir zamanda Bennu Yıldırımlar ile ilgili güzel bir yazı yazarım, yani çok yazmak isterim. Ayrıca Mehlika'ya not; sınavlardan sonra (umarım) sahnelerdeyim. Bir daha bana kızmana gerek kalmayacak Milka.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6494443085856687746?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6494443085856687746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/bennu-yldrmlar-ve-sper-babann-deimezlii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6494443085856687746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6494443085856687746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/11/bennu-yldrmlar-ve-sper-babann-deimezlii.html' title='Bennu Yıldırımlar ve Süper Baba&apos;nın değişmezliği.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SRSC-WrAXgI/AAAAAAAAAFM/QnfhCR5Yw9s/s72-c/gul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-4642890040729278854</id><published>2008-10-30T00:34:00.001+02:00</published><updated>2008-10-30T00:36:27.301+02:00</updated><title type='text'>Yeniye inat.</title><content type='html'>“Bazen eskiyi olduğu gibi hatırlamak için insan; hep ondan kaçar. Bir köşe kapmaca oyununda bulur kendini. Kaybolan ya da yakalanan kimdir bilinmez ama. “&lt;br /&gt; Dün kaybolmuşum ya da uyuyakalmışım. Onun gibi bir şey. Yeniden eskiye dönmek, onu özlemek gibi. Aslında güzeldir yeni; alışkanlıkları değiştirmedikçe. Alışkanlık nedir ki? Nasıl gelip de öyle vücudumuza oturur ve senelerce çıkmaz üstümüzden? Alışkanlıkları terk edememek değil sorun ama. Sorun insan’lar. Ki insanlar beni anlamaktan oldukça yoksunlar. Ben de pek anlatmıyorum kendimi. Konuşacak bir şey bulamıyorum çoğu zaman. Uzağa, daha da uzağa bakıyorum her seferinde. Ama uzaklar iyi gelmiyor bir süre sonra. Güvenmiyorum kendime sonra. Sesim titriyor. Gülmelerini istiyorum başta. Sonra tüketiyorum kendimi. Her şey bitiyor ve sahne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne düşündükleri umurumda olmasa. Belki durakta otobüs beklerken birileri daha fark eder -benden başka- benim onlardan önce geldiğimi. Gülümseyince çevrilmez suratlar belki. Çok mu şey istiyorum sanki? Kendimle konuşup duruyorum. Bazen çok sevilen biri yapıyorum kendimi. Bazen ağlayan bir oyuncu. Rolünü son sahnesinde unutmuş amatör bir oyuncu değil ama. Gerçekten sevdiği ölmüş gibi, gerçekten ustaca oynayan bir oyuncu. Hakkımda güzel şeyler söylüyorlar. Arada aynanın karşısında şu şekilde poz vermeliyim diye düşünüyorum. Ben saçlarımı kuruturken sadece saçlarımı düşünmem. Ağaç, trafik, yıldız, dünya, mevsim, kitap, kahve, sıkıntı aklıma ne gelirse düşünürüm. Aynaya bakıp oynamaya çalışıyorum kimi zaman. Hazırlıktaki hocam demişti; aynaya bakıp konuşmak insana güven verir. Adamın anlattığı onca İngilizce sözlükten aklımda sadece bunun kalması ilginç. İlkokuldaki hocamla ilgili olarak da sadece zıldır zıp’ı hatırlamam gibi bir şey. (zıldır zıp deve cüce’ye benzer bir oyun, sadece sıra üstündeyken oynanıyordu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman konuşmak istesem boş boş bakıyor elinde sigara tutan eller bana. Oysa anlatacağım çok şey var. Ama hevesim kaçıyor hemen. Ben bir kahve alayım lütfen, evet evet orta şekerli. Çekiniyorum. İnsanlar uzaklaşıyor benden. Hep kendimde suçu arayıp içimden onlara sinirleniyorum. Yönlerine, söz tutmayışlarına kızıyorum insanların. Her şeyi herkesle paylaşmak umudundalar. Günübirlik hayatlarına takılmak istiyorum kimi zaman. Ama olmuyor. Susmak henüz pişmemiş, tatsız bir yemek onların sofralarında. Ben tatsız ve çöpe atılmalık kalıyorum yanlarında. Ama bir şey demiyorlar. Niye desinler ki?  Gideceğini bilen birine kapı göstermez kimse. Usulca gidiyorum yanlarından. Giderken bile çekingen ve korkak. Neden korktuğumu bile bilmiyorum aslında. İnsanların genlerinde değişmez kodlar var sanırım; engelleseler bile hiç gitmeyen. Çekingenlik de böyle bir şey. Bir daha böyle olmasın istiyorum. Günlük falan tutuyorum. Her yazdığım günü yarım bırakıyorum, sonrasında saçmaladığımı fark edip. Belki güzel bir resim çizebilirim diyorum. Sonra onu unutup sadece uyuyorum. Uyumak; uykuda kalabildiğin müddetçe iyi geliyor insana. Aslında düşünmemek daha iyi. Mesela şu masa kırmızı ve kareyse; hiç düşünmemeli insan neden kırmızı ve kare diye . Öyle diye kabul etmeli. İnsanların yanında yaşamaya da 2+2’nin 4 olduğuna inandığı gibi inanmalı. Sonra matematik okuyacağım diye zırvalamamalı mesela. Aklından şüphe etmemeli. Beyne olur olmaz günlerde işkence etmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyumak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen gökyüzüne baktığımda; yıldız görünce seviniyorum. Sanki ‘eski’nin aynı kaldığına dair bir umut yıldızlar. Sonra gülerek dayıyorum kafamı yastığa. Sabah şarkı söyleyerek uyanıyorum sonra. Beş dakikalara sığınmadan anında zıplıyorum yatağımdan. Acaba insanlar farklı ben mi farklı diye düşünmeden dişlerimi fırçalıyorum yavaş yavaş. Acelem yok, kahvaltımı yapıyorum. Çay bile içiyorum o derece. Sonra durağa gidiyorum yavaşça. Koşmuyorum. Zaman’a birisi tekme atmış sanki yavaş yavaş ilerliyor. Durağa geldiğimde kimsenin olmadığını görüyorum. Biraz bekledikten sonra geliyor otobüs. Sanki benim önce geldiğimi bilircesine herkes önümden çekiliyor. İlk ben biniyorum. Otobüs boş, hiçbir zaman olmadığı gibi. Cam kenarına oturup yola bakıyorum; ikinci kattan. Uzakta bir yıldız görüyorum. Belki hiç uyanmadım. Belki hala rüyamdayım. Ama yıldız dönüyor etrafımda. Sonra hızla düşüyor yere. Bir ağacın gölgesine. Baharı düşler gibi dayıyorum kafamı cama. Yol uzun. Yıldız uzak ve beyaz. Belki annenin o gün en sevdiğin yemeği yapması gibi güzel olabilir her şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-4642890040729278854?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/4642890040729278854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/10/yeniye-inat.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4642890040729278854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4642890040729278854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/10/yeniye-inat.html' title='Yeniye inat.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7574287463553592307</id><published>2008-09-06T19:19:00.003+02:00</published><updated>2008-09-06T19:22:36.071+02:00</updated><title type='text'>ada</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SMK7x0NsleI/AAAAAAAAAFE/-B8ZVjC1SDs/s1600-h/3_6_special_occasions.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242959380716754402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 361px; CURSOR: hand; HEIGHT: 172px" height="170" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SMK7x0NsleI/AAAAAAAAAFE/-B8ZVjC1SDs/s400/3_6_special_occasions.jpg" width="382" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Böyle bir yerde yaşamak isterdim mesela. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;hamak. deniz. ada. rüzgar. ben sen o biz siz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;güzeldir ada.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;güzeldir başka şehrin mevsimleri.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7574287463553592307?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7574287463553592307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/09/ada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7574287463553592307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7574287463553592307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/09/ada.html' title='ada'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SMK7x0NsleI/AAAAAAAAAFE/-B8ZVjC1SDs/s72-c/3_6_special_occasions.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1634514053840805328</id><published>2008-08-25T19:41:00.003+02:00</published><updated>2008-08-25T19:44:15.278+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pentel'/><title type='text'>Pentel kalemimle mutluluk</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bugünün pazartesi olması elbette bugünün güzel olmasını engellemez. Hele ki benim mutlu olmamı hiç engellemez. Bugün sabah uzun zamandır kullanmadığım çantanın, alakasız bir cebinde; uzun zamandır aradığım, en sevdiğim kalemimi buldum. Bunun sizin için bir anlamı yok biliyorum. Ama benim için anlamı mutlulukla eşdeğer. Sizin için anlamı olmamasının sebebi; henüz Pentel marka uçlu kalem kullanmıyor olmanızdan olabilir. Bundan önceki Pentel kalemimi bir final sabahı kaybetmiştim. Ardından sınavım kötü geçti. Bu pentel kaleme ilk defa Mephisto’nun kırtasiye bölümünde rastladım. Aslına bakarsanız; biraz ilkokul kullandığımız düz renk kalemlere benziyor bahsettiğim kalem. Ama kullandığımdan beri ayrılamadığım bir kalem oldu kendisi. Nedense çok az yerde satılıyor. Dediğim kaleme sadece Mephisto’da rastladım. Farklı Pentel uçlu kalem modelleri Cağoloğlu’nda birkaç kırtasiyede bulunuyor. Sitesinde diğer modellerine bakıp siz de bu dediğim yerlerden edinebilirsiniz. Bahsettiğim kalem için tıklayınız: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.pentel.com.tr/pentel/kursunkalemler/a120.asp"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;http://www.pentel.com.tr/pentel/kursunkalemler/a120.asp&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; Pentel’in sitesi için: &lt;a href="http://www.pentel.com.tr/pentel/"&gt;http://www.pentel.com.tr/pentel/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sitede iletişimde görünen Karaköy adresinde aramayın Pentel kalemi. Yani eğer toptan alıcı değilseniz. Zira ben gittim ve boş döndüm. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1634514053840805328?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1634514053840805328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/pentel-kalemimle-mutluluk.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1634514053840805328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1634514053840805328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/pentel-kalemimle-mutluluk.html' title='Pentel kalemimle mutluluk'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2997081008292105920</id><published>2008-08-22T19:35:00.001+02:00</published><updated>2008-08-22T19:38:33.818+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SK75ikbz5iI/AAAAAAAAAE8/HFIl0r06eVc/s1600-h/ads%25C4%25B1z.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237397788969657890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SK75ikbz5iI/AAAAAAAAAE8/HFIl0r06eVc/s400/ads%25C4%25B1z.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SK75GKklBVI/AAAAAAAAAE0/i72GFT57z30/s1600-h/ads%C4%B1z.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2997081008292105920?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2997081008292105920/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2997081008292105920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2997081008292105920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/blog-post.html' title=''/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SK75ikbz5iI/AAAAAAAAAE8/HFIl0r06eVc/s72-c/ads%25C4%25B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5723047730567109918</id><published>2008-08-20T18:25:00.004+02:00</published><updated>2008-08-20T18:30:18.541+02:00</updated><title type='text'>yirmiağustosikibinsekiz</title><content type='html'>Bundan yaklaşık üç yıl önce bir hikaye yazmıştım. Yine yaz'dı. Sanırım ÖSS'den sonraki ilk yaz. Hikayede doğumgününde intihar eden bir kız vardı. Şimdi o hikaye nerede bilmiyorum. Ama nedense aklıma geldi. Bugün hayat bin kez daha yordu beni. Gelse de anlatsa o kız hikayesini. Dinlesem, dinlesek hep birlikte. Ardından güzel bir şarkı çalsa. Ne olur bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.yirmiağustosikibinsekiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5723047730567109918?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5723047730567109918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/yirmiaustosikibinsekiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5723047730567109918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5723047730567109918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/yirmiaustosikibinsekiz.html' title='yirmiağustosikibinsekiz'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8589348596460701724</id><published>2008-08-11T17:13:00.002+02:00</published><updated>2008-08-11T17:28:10.229+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük kara balık'/><title type='text'>Büyük Siyah Balık</title><content type='html'>Akvaryumda üç büyük balık var. İkisi karıkoca birisi yabancı. Bu karıkocanın da bir sürü yavrusu var. Bir türlü sayamadım, otuz civarında olabilir. Şimdi bu yabancı balık -yani biz ona büyük siyah balık diyelim- bu karıkocanın yavrularını mideye indirdi bir iki gün önce. Bunu görmedim. Ama sabahın köründe bu mutlu ailenin, büyük siyah balığa saldırmasının başka bir nedeni olamazdı. Belki de olabilirdi. Henüz balıkların ruhlarıyla ilgili bir bilgiye sahip değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri büyük siyah balıktan yana değildim. Gidip pek sevimli yavruları yiyip duruyordu. Ama o sabah bu karıkocanın gidip bu masumu dövdüklerini görünce taraf değiştirdim. Türk genlerini taşıyan bir birey olarak ezilen tarafı tutmasam olmazdı. Hemen büyük siyah balığı dövmelerine müdahele ettim. Diğer iki salak çok korktular. Öyle ki; akvaryumun bir köşesine sıkışıp kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer gün akvaryumdan gelen koku gittikçe arttı. Sahi akvaryumdan gelen kokudan bahsetmedim. Böyle yeni tutulmuş balık gibi kokmaya başladı akvaryum. Akvaryumun daha çok sağ tarafında yaşayan büyük siyah balığın yan yattığını gördüm. Hareket de etmiyordu. Hain karıkocanın geceleyin vura vura pek sevgili büyük siyah balığı öldürdüklerini düşünüyorum. Hatta bunu dişi balığın yaptığını düşünüyorum. Bilmiyorum, böyle bir şey olur mu yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık günlüğümden şimdilik bu kadar. Balık bakmak güzel olabilir. Ama akvaryum temizlemek, ütü yapmak gibi bir şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8589348596460701724?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8589348596460701724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/byk-siyah-balk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8589348596460701724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8589348596460701724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/08/byk-siyah-balk.html' title='Büyük Siyah Balık'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7623641122042249</id><published>2008-06-08T20:05:00.002+02:00</published><updated>2008-07-31T10:06:04.238+02:00</updated><title type='text'>Sınav Zamanı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SEwi7lyts4I/AAAAAAAAAEk/MxCZV0w_VuU/s1600-h/01-06-08_1429.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209577276113269634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SEwi7lyts4I/AAAAAAAAAEk/MxCZV0w_VuU/s200/01-06-08_1429.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınav zamanında; dersin başına oturmadığım zamanlarda da başka bir şey yapmak istemiyorum. Her nedense sürekli uykum geliyor.&lt;br /&gt;Sınav sonrası yapacaklarıma dair bir sürü şey planlıyorum. Yok kitap okuyacağım, yok buraya gideceğim, yok şu ne zamandır düzeltmediğim cd`leri, fotoğrafları düzeltececeğim gibi bir sürü şey geçiyor aklımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders çalışmaksa; tam bir facia. Sanki bu kadar sınavı olan ben değilmişim gibi davranıyorum sürekli.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SEwi8mIRxJI/AAAAAAAAAEs/FbDeUZyeUXc/s1600-h/31-05-08_1955.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209577293383582866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SEwi8mIRxJI/AAAAAAAAAEs/FbDeUZyeUXc/s200/31-05-08_1955.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki sınavı atlattığım halde; Proje gibi seçmeli dersi son anda bütünlemeye bıraktim; kağıdı silerek. İyi mı yaptım kötü mü sınavdan sonra anlayacağız. Nedense seçmeli dersler; ana derslerden daha zor geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bugün sabah ilginç bir şekilde kendi kendime 8`de kalkıp Gökhan Kırdar-Üstüme Basip Geçme`yi dinledim. Bu şarkıyı ilk duyduğumda hayran kalmıştım. Tabii tüm sevdiğim şarkılara yaptığım gibi 100 kere dinlemiş, sonra bir süre arayla -uzun bir sure- dinlemekten vazgeçmiştim. Sonradan dinleyince iyi geldi. Ders bile çalıştım o derece. Şu Proje hariç umarım kalmam bütünlemeye. Zira kalırsam bittim demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7623641122042249?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7623641122042249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/06/snav-zaman.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7623641122042249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7623641122042249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/06/snav-zaman.html' title='Sınav Zamanı'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/SEwi7lyts4I/AAAAAAAAAEk/MxCZV0w_VuU/s72-c/01-06-08_1429.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6179499443946644230</id><published>2008-05-29T23:57:00.002+02:00</published><updated>2008-05-30T00:23:08.851+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çift katlı otobüs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kestaneli dondurma'/><title type='text'>Sınırların ötesinde saçmalamak</title><content type='html'>Çok saçma olabilir belki. Gecenin bu saatinde yazasım geldi. Az evvel biten gün İstanbul`un fethedildiği gündür (takvimlerin yanılma payını saymazsak) İstanbul`un fethi; kurtuluş tarihinden daha iyi bilinir. Nedense İstanbul`un Kurtuluş tarihi  -6 Ekim 1923- genelde pek bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben İstanbul`u gerçekten sevdiğimi; Aksaray-Taksim yolu üzerinden geçerken anlıyorum. Solumda deniz, şehir kaldığında daha bir seviyorum burayı. Ancak ne zaman otobüs yarım saat geç kalıyor, ne zaman insanlarından yoruluyor ve sinirleniyorum; o zaman nefret ediyorum İstanbul`dan. Bugün de bir on beş dakika bekledim otobüsü; neyse ki çift katlı otobüs geldi de mutlu oldum. Nedense ne zaman çift katlı otobüs gelse -kaç kere bindiğim halde- her seferinde mutlu oluyorum. Küçükken legolardan çift katlı otobüs yaptığımdan olabilir. Fikrimi çaldılar; yoksa ben çoktan zengin olacak ve bu berbat üniversitede okumayacaktim. Banane iktisadin yalanlarından ve varsayımlarindan diyebilecektim misal. Şimdi bir de otobüslerin ne zaman geleceğini haber veren bir sistem yapacaklarmış, aslında yapmışlar da uygulamaya geçireceklermis. Bu da aklıma gelmişti. İki saat daha az uyusaydım; kesin süper ötesi insan olacaktim. Ama iste kader.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca şu final haftasında gereksiz bir suru sey yapiyorum. Televizyon bile izliyorum o derece. Daha çok kitap okumak istiyorum. Yok etrafi düzeltiyorum, yok bilgisayar oynuyorum. Yok söyle böyle yapıyorum derken süper boş zaman geçiriyorum. İşte ders çalışmamaya yönelik çalışmalar benimkisi de. Ve her nedense bu aralar Zülfi Livaneli dinlemek istiyorum çok. Gel gör ki; ses kartı silindi bilgisayarın, nasıl oldu diye sormayın. Valla utanıyorum anlatmaya. Virüslü bilgisayarımdan bugünlük bu kadar. Ha bu arada unutmadan söyleyeyim kestaneli dondurma gelmiş bizim buraya yine. Hiçbir şey olmasa kestaneli dondurma olsa yine mutlu olurum. Final zamanı kafayı mı yiyorum ne. Neyse şimdilik hoşça kalın. Eğer okuyorsanız beni -yani Mehlika mit gibi takip ediyor ama diğerlerini bilemem-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6179499443946644230?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6179499443946644230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/05/snrlarn-tesinde-samalamak.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6179499443946644230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6179499443946644230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/05/snrlarn-tesinde-samalamak.html' title='Sınırların ötesinde saçmalamak'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1708564350448906403</id><published>2008-04-10T23:10:00.003+02:00</published><updated>2008-04-10T23:23:35.801+02:00</updated><title type='text'>Mavisel`e</title><content type='html'>Bu yazi sadece ve sadece Mehlika icindir, kimsenin ustune alinmamasi makbuldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`Çok çok önceden yazılmıştı, hatırlıyorum, hani biz sınıfın en arkasına kurulduğumuzda, hani senin ilginç yazı karakterlerin bir kağıda dolduğunda bu satırlar, hani biz gülüyorduk…` demissin `Doktor Sizde Tebessum Var mi? yazim icin. Sen bunu soylemeden ben bu aralar sana yazmayi dusunuyordum. Malum insanlar yoruyor, insanlar bizim gibi degil, hep ayni nedenler. Ve insan ister istemez eskiye donuyor. Aslinda donmek demeyeyim, biz birbirimizden hic vazgecmedik, bu bakimdan donmek degil, aramak diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslinda boyle baslamayacaktim. Nasil baslayacagimi da bilmiyordum, baslamayi pek sevmiyorum sanirim. `Doktor Sizde Tebessum Var mi?`dan baslayayim o zaman direkt, yazma amaci bile eglenmek olan bir yazidan. O aralar hangi minorde, hangi taklada, hangi sarkidaydik bilmiyorum. Belki sesinin gurledigi bir siir dinletisindeydik ya da benim yazmayi biraktigim sinirli donemlerimden birinde. Ne olursa olsun hep bizdik, farkliydik, uzakta ya da yakinda hep birbirimizden haberdardik. Kosarken, gulerken, uyurken (sahi biz ne cok uyurduk) hep beraberdik. Kotu sesimizle sarki soylemedigimiz mi, konferans salonunda korkudan delirmedigimiz mi, sinirden kavga etmedigimiz mi kalmisti. Yok eskiye donmek degil amacim, artik simdideyiz. Eskiye donmek imkansiz artik. Lise bile tasiniyor olduktan sonra, bizim coktan tasinmamiz gerekir eskiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz fazla sansliydik. Bu kadar `guzel insanla` ayni yerde karsilasmak sans eseri degil de nedir ki? Tesaduf mu? Bilirsin, tesaduflere inanmam ben. Sen de inanmazsin. Biz laboratuari yakmaya, spor salonundan kacmaya, derslerde dahi uyumaya inaniriz. Uyudugumuza bakmayin, aslinda cok sey biliriz. Dusunuyorum da Mehlika sen bir zamanlar okuldaki kurallardan dem vurup ne yazilar yazardin, simdi unuttun onlari. Oysa biz o zamanlar yeni tanismistik. Nasil oldu bilmiyorum, birden yanimda buldu sizleri. Hep boyle olur zaten, sevdiklerimle nasil tanistigimi unutuveririm. Olsun, nasil tanistigimiz pek onemli degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz farkliyiz. Bunu binlerce kez tekrarlayabilirim. Yahut insanlarin hepsi farkli, biz ayniyiz. Ursula utopyasinda `Vermediginiz seyi alamazssiniz.`der ama biz tum iyi niyetimizle enayilige kurban gideriz. İnsanlarin akilli, biz aptal. İnsanlari anlayabilmemiz mumkun degil. ya da bize yeni bir dunya lazim. Gercekten barisin oldugu, herkesin sevebildigi. Tutunamayanlar`dan biriyizdir belki. Bu yasam bize dar ve hatta bazen icine bile almiyor bizi. Sonra cekip giden bile olamiyoruz. Cunku insanciliz ve gidemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak nedir, neden yazariz diyoruz ya arada. Her seyi unut be Mehlika, biz insan`dan dolayi yaziyoruz. Bu kadar yormasalardi ve anlasalardi bizi yazmazdik. Mesela benim cicek, bocege karsi asiri bir sevgim yoktur, gidip onu kagida dokecek kadar. İnsan nedir, ins`ten mi gelir, sen oyle diyordun bir yazinda. Insan bizi anlamayacak kadar sacma. Belki de biz sacmayiz bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz keske cocuk oyunlarimizda kalsaydik. Sirf dalga olsun diye siir yazsaydim ben, eglence olsun diye tiyatro oynasaydik, estigimizde siir okusaydik, Derya ile Burcak gidiyor diye yine binlerce kez aglasaydik ve hep en arkada beraber otursaydik. Ben tersten konusup deli etseydim insanlari. Ya da hic konusmasaydik. Biz o zaman daha buyuktuk sahiden. Simdi gittikce kuculuyorum ve insanlardan uzaklasiyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen su anda hadi yolla ne yollayacaksan diye deli ediyorsun beni. Ne gonderecegimi bilmiyorsun, belki begenmeyeceksin bile. Ama nedense begenecegini dusunuyorum, belki benim megalomanligimdandir bu. Belki bir gun gazozundan bir yudum verirsin diye yazdim bunlari, hem senin yuzunden hep Camlica gazoz iciyorum. Unutma, sevmez insanlar farkliyi ve belki bir gun biz farklilastiririz dunyayi. Su an dinledigim ve sanirim en cok sevdigim sarkiyla bitirmek istiyorum sozumu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`öyle sevdik, öyle sevdik seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiçbir şey döndüremez bizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimimiz yıldızlar kadar uzak&lt;br /&gt;kimimiz dört duvar ardında`   ve cok soylemesem de bilirsin, bilmedigin kadar cok severim seni.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1708564350448906403?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1708564350448906403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/04/mavisele.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1708564350448906403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1708564350448906403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/04/mavisele.html' title='Mavisel`e'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7512181293770416104</id><published>2008-03-10T22:14:00.000+02:00</published><updated>2008-03-10T22:15:20.473+02:00</updated><title type='text'>Devam</title><content type='html'>Burayı boş bırakmamak adına; bir iki gün sonra bir şeyler yazacağımı belirtmek adına, neyse öyle şimdi. İzleyin ve bekleyin efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7512181293770416104?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7512181293770416104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/03/devam.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7512181293770416104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7512181293770416104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/03/devam.html' title='Devam'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5700246996868682956</id><published>2008-01-21T14:41:00.000+02:00</published><updated>2008-01-23T02:14:39.816+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='solino'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='moritz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fatih akin'/><title type='text'>Mutluluğun kaynağı:Solino ve çaya batırılmış bisküvi.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVT2QcoI/AAAAAAAAACw/p1UqBukuPPw/s1600-h/solino14_0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5157913865606951554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVT2QcoI/AAAAAAAAACw/p1UqBukuPPw/s200/solino14_0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVz2QcpI/AAAAAAAAAC4/rhM6lRq0iAM/s1600-h/moritz-bleibtreu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5157913874196886162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="216" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVz2QcpI/AAAAAAAAAC4/rhM6lRq0iAM/s200/moritz-bleibtreu.jpg" width="159" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVz2QcqI/AAAAAAAAADA/vBFuQAps2kY/s1600-h/gidiyorumburalardan_solino.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5157913874196886178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="217" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVz2QcqI/AAAAAAAAADA/vBFuQAps2kY/s200/gidiyorumburalardan_solino.jpg" width="167" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVz2QcqI/AAAAAAAAADA/vBFuQAps2kY/s1600-h/gidiyorumburalardan_solino.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SW2z2QcnI/AAAAAAAAACo/R4QSiAPHlHA/s1600-h/moritz-bleibtreu.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bugün uzun zamandan beri aradığım Solino`nun müziklerini buldum. O bakımdan pek sevinçliyim. Her ne kadar final haftasında ve şu an uykusuz olsam da güzel şey müzik dinlemek. Solino`yu ne çok sevmişim o aklıma geldi. Almanca bilmediğim halde -filmin dili Almanca- (lisede öğretilen wie heibe du? ich bin.. haric) ve filmin çoğu yerinde alt yazısı olmamasına rağmen filmi nasıl bu kadar beğenebilirim?&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1-Moritz Bleibtreu (Bu adama uzun bir zamandan beri aşığım sanırım. Yani böyle garip aslında süper yakışıklı falan da değil. Anlayamadım.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2-Fatih Akın (İçinde bulunduğu her filmi vs. izleyebileceğimi düşünüyorum.) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;3-Filmin müzikleri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4-Pizza ve makarna. Türklerin Akdeniz insanı olması sebebi ile İtalyanlara benzediğini söylerler. Bir Akdenizli olarak da sanırım ben İtalyanların yemeklerini seviyorum. Tabii bir de Venedik. Bir gün evden kaçıp uzun zaman orada kalmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;5-Yine Moritz. Sanırım en çok sevdiğim oyuncu kendisi. Kadınlardan da Bennu Yıldırımlar`i severim, ama bunun konumuzla ilgisi yok. Bir ara belki bu filmle ilgili bir şey yazarım.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu aralar kedilere takmış bulunmaktayım. Dün pek sevgili seçmeli dersimi çalışırken kedileri izledim. Onlarla ilgili bir şey yazacağım. Ah kediler, bekleyin ve görün.&lt;br /&gt;Neyse sanki biraz mutluyum, hem mutlu olmak nedir ki?&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Biraz kahve, biraz çikolata &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ve bazen sımsıcak yatak &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;olmadı çaya batırılan bir bisküvi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVz2QcqI/AAAAAAAAADA/vBFuQAps2kY/s1600-h/gidiyorumburalardan_solino.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5700246996868682956?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5700246996868682956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/01/mutluluun-kaynasolino-ve-aya-batrlm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5700246996868682956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5700246996868682956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/01/mutluluun-kaynasolino-ve-aya-batrlm.html' title='Mutluluğun kaynağı:Solino ve çaya batırılmış bisküvi.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R5SXVT2QcoI/AAAAAAAAACw/p1UqBukuPPw/s72-c/solino14_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6025944244174934395</id><published>2008-01-04T23:11:00.001+02:00</published><updated>2008-01-04T23:14:46.135+02:00</updated><title type='text'>2008</title><content type='html'>ikibinsekiz olmus. Bu arada bu iki bin sekizin aynen boyle ayri yazilmasi gerekir. Ama bitisik daha guzel. Sanirsam eksikhece`yi kuruyoruz. Sonra guzel gidiyor gibi her sey. Yani kotu degil en azindan. Istanbul`da kar var, hava soguk, icimiz titrese de, kahve ve uyku guzel. Iyi geceler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6025944244174934395?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6025944244174934395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/01/2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6025944244174934395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6025944244174934395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2008/01/2008.html' title='2008'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8300317603692695017</id><published>2007-12-13T23:35:00.002+02:00</published><updated>2011-04-29T23:01:18.533+02:00</updated><title type='text'>Garip</title><content type='html'>Bugün garip bir şey olmadı.Yalnız ben bir sinir hastasıyım onu fark ettim. Belki de insanlar biraz fazla salak. İnsanlar boşuna küfretmiyor aslında. Bunu burda anlatmak isterdim. Yani anlatsam mı hala kararsızım. Aklıma geldikçe sinir oluyorum zaten. Anlatamayacağım sanırım.Bugün beklediğim olmadı. Aslında beklemek de denmez pek.Bugün yine nezle oldum. Başım çatlıyor, belki yarın ölürüm diyorum, gülüyor insanlar. Ya yarın ölürsem sahiden.Çok gülüyorum bu aralar. Anlamsızca hem de. Ve zaman çok çabuk geçiyor. Daha yeni sınavlarım bitti, yine finallerim başlayacak. Kabus gibi. Bilmiyorum. Bazen yazmak iyi geliyor. Şu yukarıda yazdıklarım ne kadar saçma diyorum sonra. Saçma çünkü beni tanıyan insanlar bile anlayamayacak. Ne için yazıyorum onu da bilmiyorum. Baktım da ilaç da bitmiş o olsaydı iyi gelirdi. Ş i m d i l i k b ö y l e.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8300317603692695017?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8300317603692695017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/12/bugn-garip-bir-ey-olmad.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8300317603692695017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8300317603692695017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/12/bugn-garip-bir-ey-olmad.html' title='Garip'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3617006013595029397</id><published>2007-11-21T22:07:00.001+02:00</published><updated>2011-04-29T23:01:37.567+02:00</updated><title type='text'>Ve sınavlar!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R0SRYAtDQsI/AAAAAAAAACg/tkTMh8ytqKA/s1600-h/DSC05854.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5135389316801053378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R0SRYAtDQsI/AAAAAAAAACg/tkTMh8ytqKA/s320/DSC05854.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdi saçmalayacağım her zamanki gibi, evet sınavlarım var, canım ders çalışmak istemiyor. Ayrıca ticaret hukukuna başlamaya bile korkuyorum. Uluslararası kafamı karıştırdı, kahve çarpıntı yapıyor, ikinci haftadaki sınavlarımı saymak bile istemiyorum. İktisat politikasını çok seviyorum, çok seviyorum, böyle 500 kere desem bile sevemeyeceğim. Bu sene kesin geçerim dediğim tek ders bile yok. Seçmeli dersler bile örnek Devlet ve Ekonomi bir asra bedel. Neyse öyle be hayat, zor işler, hayat şartları falan, gözümün üzerindeki kemik hala ağrımakta, başım çatlıyor, uykum var, en kısa zamanda intihar edelim en iyisi, hiç olmadı sınavlara girmemiş olurum:)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3617006013595029397?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3617006013595029397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/11/imdi-samalayacam-her-zamanki-gibi-evet.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3617006013595029397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3617006013595029397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/11/imdi-samalayacam-her-zamanki-gibi-evet.html' title='Ve sınavlar!'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/R0SRYAtDQsI/AAAAAAAAACg/tkTMh8ytqKA/s72-c/DSC05854.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6648412951587587114</id><published>2007-10-05T22:22:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:26:54.088+02:00</updated><title type='text'>Çarpma bana elektrik!</title><content type='html'>Uzun zamandır açmıyordum bilgisayarımı ve açtım. Ne de güzelmiş aslında. Zaten salak laptopun salak kablosu yüzünden elektrik çarptı az evvel. Öyle bir bağırmışım ki zaten. Benden başka hangi salak kabloya bakmadan prizden çeker ki? (Evet, öyle çok var ki var var)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada okuldan inanılmaz bir şekilde nefret ediyorum. Liseyi özledim, daha çok özledim. Salak salak konuşmak, saçmalamak istiyorum. Ayrıca çkl demek istiyorum defalarca. Çok özledim oradaki arkadaşlarımı da. Canım da sıkkın, şimdi çkl de olup dankek yemek vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şimdi abimin odasındayım, o gittiğinden sonra çok kez uğramıyordum buraya, az önce aradı film izliyormuş. (Askerde film izleyen tip) Abimi çok özledim. sanki bazen böyle gözümün önünde duruyor da, geçip gidiyor gibi. Çok tuhaf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse elektrik çarpıntısı nedeniyle beynim çok fazla geriye sardı. Dondurma yiyemediğimden olsa gerek bunlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6648412951587587114?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6648412951587587114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/10/arpma-bana-elektrik.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6648412951587587114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6648412951587587114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/10/arpma-bana-elektrik.html' title='Çarpma bana elektrik!'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2910728300248185870</id><published>2007-10-05T20:47:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T20:52:23.452+02:00</updated><title type='text'>Kaçık</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;her şeyi bildiğimiz için korkuyoruz belki de&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;tüm bildiklerimizi yok sayıyoruz ama önce&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;özlediğimiz için susuyoruz sessizce&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;susmak güzel mi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;korkmak kötü mü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;arkana yaslan ve otur&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;uyuyalım her zaman yaptığımız gibi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;iyi geceler güzel gün!&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(bu benim de anlayamadığım bir şey ya da anladığım bilmiyorum. çok sevdiğim bir insanın olsun bu, belki onu ne kadar sevdiğimi anlar diye.)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2910728300248185870?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2910728300248185870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/10/her-eyi-bildiimiz-iin-korkuyoruz-belki.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2910728300248185870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2910728300248185870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/10/her-eyi-bildiimiz-iin-korkuyoruz-belki.html' title='Kaçık'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-124315188976850214</id><published>2007-09-28T21:38:00.000+02:00</published><updated>2007-09-28T21:49:18.987+02:00</updated><title type='text'>Kahverengi Zaman</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rv1ZWQlCyFI/AAAAAAAAACE/C7Ns1VJf734/s1600-h/28-09-07_1721.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115342990705084498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rv1ZWQlCyFI/AAAAAAAAACE/C7Ns1VJf734/s320/28-09-07_1721.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Orada kahverengi bir zaman hiçbir şeye takılmadan durunca, biri içinden bir sözcük kusar, ama söyleyemez işte. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-124315188976850214?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/124315188976850214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/kahverengi-zaman.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/124315188976850214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/124315188976850214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/kahverengi-zaman.html' title='Kahverengi Zaman'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rv1ZWQlCyFI/AAAAAAAAACE/C7Ns1VJf734/s72-c/28-09-07_1721.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6108473731554190982</id><published>2007-09-26T21:05:00.001+02:00</published><updated>2007-09-26T21:05:39.144+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Maalesef ki, evet maalesef ki yasamak zorundayiz.,..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6108473731554190982?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6108473731554190982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/maalesef-ki-evet-maalesef-ki-yasamak.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6108473731554190982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6108473731554190982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/maalesef-ki-evet-maalesef-ki-yasamak.html' title=''/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1838287624726168089</id><published>2007-09-18T00:10:00.001+02:00</published><updated>2007-09-18T00:10:49.492+02:00</updated><title type='text'>Yepisyeni</title><content type='html'>&lt;span style="color:#330033;"&gt;Uzun zamandır düşünüyordum değiştirmeyi zaten, bugün öylece değiştiriverdim tipini blogumun, belki yeşili daha güzel olabilirdi, ama şimdi çok büyük sebeplerimle mavi kalmasında tarafım. Oyle iste efendim. Saygılar sunuyorum beni okuyanlara. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1838287624726168089?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1838287624726168089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/yepisyeni.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1838287624726168089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1838287624726168089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/yepisyeni.html' title='Yepisyeni'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5857309523409401859</id><published>2007-09-18T00:00:00.000+02:00</published><updated>2007-09-19T08:06:24.079+02:00</updated><title type='text'>Sevgili Arsız Zaman</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;Orada öyle oturmuş ne diye susuyorsun ki? Odamın üstüne arsızca geliyor gece. Gece nasıl da karanlık ve uykulu öyle. Durduk. Bakışımda sesimi arıyorsun muhtemelen. Konuşmayalım bugün. Belki. Belki başka bir gün. Sinirlerim bir ileri bir geri gidiyor, vücudumda. Bazen `biz` oluyoruz bilmeden. `Biz` kim ki? Korkuyorum ben. En çok da kendimden.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Öylece sinmiş, suskunluklarında ne yapıyorsun ki şimdi? Yeni oyunlar, yeni isimler mı bulmak gerek konuşmak için. En iyisi susalım biz. Suskunlarla bozalım oyunları. Aynı sözcükleri kuran dilimiz, bugün avare, bugün yalnız. Her kuytuda aynı boşluğa çıkıyor yolumuz. Yapmamalıyız diyorum. En iyisi ben gideyim, birisi gidecekse buradan giden ben olmalıyım en azından.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;Saçların kavuruyor sesimi. Ses oluyorsun. Biz oluyoruz. Tüm dengelerimi alt üst etmiş ben duruluyor, susuyoruz. En çok susmaya yakışıyor nefeslerimiz. Bazen diyorum da ölmek kadar yakın geliyor yaşam vücutlarımıza. Biliyorum, uzakta değil. Uzak ne ki zaten&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;? Arta kalan bir mesafeden aynı sınıra kesiliyor biletlerimiz. Korkuyorum. Konuşmak bazen feci bir alışkanlığa dönüşüyor dilimde. Sözcüklerim yok ki benim. Kaçmak, belki de kaçmak evet, yollar karamsar bir kavgaya yenik düşmeden kaçmak. Her çeşidini zorluyorum cesaretin. Yok, olmuyor, başı ağrıyan, hasta bir ruhum ben. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Özlüyorum, apansızca giriyor kelimeler içime. Gitmeliyim. Korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Orada öyle duvarın karşısında neyi bekliyorsun bilmiyorum. Ben beklenilmeyecek kadar yokum aslında. Sus. Bazen en iyisi susmak. Yalanlarımızı inkar eden hayvanlarız biz. Bazen büyüyor sözcükler gözümde, kaçmali, evet kaçmali. Yavaşça üzerime sınıyor geçe, koku, karanlık... Öylece çapraşık kelimelerde konuşamayacağım. En iyisi sen konuş, yok yok, biz iyisi mı tüm tekrarlarda susalım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5857309523409401859?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5857309523409401859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/sevgili-arsiz-zaman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5857309523409401859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5857309523409401859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/sevgili-arsiz-zaman.html' title='Sevgili Arsız Zaman'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3090893338479973849</id><published>2007-09-15T18:00:00.000+02:00</published><updated>2007-09-15T18:01:11.545+02:00</updated><title type='text'>Korkuya Doğru.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Ayaklarımın altında bir yer var, henüz yer olmaya alışamamış, kafamın üzerinde duymaya meyilli. Geçmeyen bir ağrı var gözlerimin üstünde, sanırım ölmek yakın bana yahut ben yakınım ona. Ayaklarımın altında bir zaman var, amaçsız ve kıpırdamakta. Belki dönüyor önümde belki durmuş sızlanmakta. Saçlarımın üzerinde bir renk var kimi zaman kırılmış, kimi zaman özgür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unuttum unutalı sesimi bir şarkı uzaktan gelir içime. Uzak mı, yakın da olabilir, buna karar veremedim bir türlü. İçimde bir şey var, mideme yapışmış, öylece ayrılmıyor benden. Sessiz de olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kafamı yere atıp parçalamak istiyorum. Yerinde mi bilmediğim halde, türlü zamanlara koşuyorum. Zaman mı? Sahi biz ne yapıyorduk ve nereden gelmiştik? Öyle amaçsızca yazıyorum, biliyorum kimse anlamayacak birkaç kişiden ümitliyim sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmkansızda oynayıp duruyorum, duruyoruz. Bütün savaşlar bize sevap belki de. İnsandır, insanız ve ben de insan olduğumu hatırlıyorum bazen maalesef. Yaşlandığımı biliyorum. Evet susmalıyım, konuşursam kötü şeyler olacak. Kötü ne ki, iyi ne ki? Hiçbir şeyin ayrımında değilim. Ayrımında olduğum tek şey illa ki en azından bir kişi beni suçlayacak. Evet tüm suçlu benim. Şu an yaşıyor olmam bile suç. Bazen düşünüyorum da fazlayım bu dünyaya, yanlışlıkla yolumu şaşırıp gelmişim. Bu yüzden belki de uzun zamandır doğumgünlerim kutlanmıyor, iyi ki doğdun denmiyor bana. İyi ki doğmadım ki zaten, iyi ki yoksun demeliler belki bana. Korkuyorum. Sahiden çok korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar içimde salak bir hastalık var. Yalnızlıktan mıdır nedir üşüyorum. Üstümde iki hırka var, yine üşüyorum. Berbat şey üşümek, eylül ortasında. Sahi ne kadar da çabuk bitti yaz, yaşlanıyoruz. Ben korkarak üşüyorum. Belki kelimeler konuşur. Kelimelerden de öyle korkuyorum ki, konuşsam beni yanlış anlayacaklar biliyorum, öyle müsaitim ki yanlış anlaşılmaya zaten. Korktukça geri çekiliyorum, susmalı mıyım, konuşmalı mıyım bilmiyorum. En iyisi, en iyisi, şimdilik, neyse şimdi boşver….&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3090893338479973849?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3090893338479973849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/korkuya-doru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3090893338479973849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3090893338479973849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/korkuya-doru.html' title='Korkuya Doğru.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2146214723138706557</id><published>2007-09-13T22:42:00.001+02:00</published><updated>2007-09-15T13:52:36.224+02:00</updated><title type='text'>sus(ma)sak</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#000066;"&gt;Susmalıyız, yok, en iyisi konuşalım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Olmamalıydı. Ama yapabilirdik. Kaçabilirdim, bitebilirdi. Belki de burada olmamalıydım. Başlamak ne feci bir hastalık, neden bir türlü dengesini sağlayamaz bu garip insan ben? "Neden" diye sorularla allak bullak eder beynini? Uykum var, oldukça. Hastayım, beynen, ruhen, fiziken, her şekilde. Başımda bir ağırlık var atsam, kurtulsam diyorum kimi zaman. Üzerimde bir zaman var, hala inanmadığım, inanmak istemediğim. Koşmak istiyorum bazen, deniz sanırım, deniz. Görmeyeli çok oldu denizi, bazen denizi özler, denizi olan şehirlerde doğmus insanlar. Ben nerde doğdum ki sahiden. Bazen düşünüyorum da, belki ben diye biri yok, öyle birileri benim olduğumu sanıp ustume hayaller kuruyorlar, belki de ben kendim şu anda hayal kuruyorum. Benim üstüme hayal olduğunu da nerden cikardim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum. Çok acayip, icimde hicbir zaman anlamlandıramayacağım bir sey var, belki sinir hastasi oldum bu yaşta. Ben sahiden, ilkokula gittigimden beri her yaşımda kendimi anlamsız bir sekilde üstün hissettim. Hep biliyordum. Kahretsin ki, her zaman her şeyin farkındaydım. Hayalciydim evet, kaçıktı dusuncelerim hep. Ama hep biliyordum. Şimdi de biliyorum. Bilmek güzel aslında. Güzel uçmak, evet hala ucmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün düşündüm, sahiden cok anlamsız biriyim ben. Küçükkken bile, sırf kendi komplolarımla denize gitmek için yeni bir yol bulup kuzenlerimi baştan çıkartıp, sabahın köründe denize girip dedemlerden azar işittiğimizde suçlu bendim. Evet suskun ben aslında hep suçluydu. Uç uç boceklerini kavanoza doldurma planları da hep benden çıkardı. Yoksa karıncalara yuva yapmazdı kimse. Herkes sessizdi, kimse kumaş parcalarından yeni bir evi olsun istemezdi. Hepimiz çocuktuk. Ben ruh hastasıydım. Hala da oyle. Hiç degişmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen unutulurdum evet, unutulurdum. Umursamazdım, tek başına oturur, kendimle konuşurdum. Yazlık diyorum, özledim eski günlerdeki gibi koştugumuz, havuz yapılacak yerdeki boşluğa düştüğümüz gunleri. Köpeğe tas atıp peşimden koşturttugum, bisiklette bataklıga düştüğüm, en saçma halimle karşı çıktığım, tüm gururumla aç kaldigim gunleri. Çocuktuk sahiden o zaman. Çamurdan yaprakla dolma yapardık. Balkonun kenarında bütün kirazlari yiyip de hasta olduğumuz gunlerdi. Çocuktuk hepimiz, kalabalıktık, bense ruh hastasıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafam yine allak bullak. Olmadık zamanlarda olmadık şeyler söylüyorum. En iyisi susmak. Özlemek ne fena şey, sözcükleri ozlemek falan. Ben bu aralar cok üşüyorum, başımda bir ağrı var, gözümün üstündeki kemik kırılacak gibi ağrımakta, korkuyorum. Neden şimdi yaziyorum bilmiyorum. Su allahın cezası kitaba neden başladim ki, belki de ondan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susmaliyiz, yok yok en iyisi konusalim. Ben basladim, belki devami gelir, ne de olsa daha bitiremedim...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2146214723138706557?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2146214723138706557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/susmasak.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2146214723138706557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2146214723138706557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/susmasak.html' title='sus(ma)sak'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2225623476201156355</id><published>2007-09-12T22:34:00.001+02:00</published><updated>2007-09-15T13:57:56.781+02:00</updated><title type='text'>Gitmeye Doğru</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:'Trebuchet MS';" &gt;Küçük bir köy diyorum, öyle bir şeyin olmadığı, insanın az, sorunun az, mavinin cok olduğu. Yorgun yüzlerin olmadıgı, belki elektrik ışıklarına takılmadan gerçek kırmızının olduğu bir köy, ama mutlaka bir deniz olmalı. Kşsmalı, uyumalı bir şeyler yapmalı, ama en başta gitmeli. Buradan uzakta da olabilir yakında da, ama gitmeli. Ses olmasın, bazen güzel bir müzik çalsın kulaklarımda, her şeyi unutabilelim, güzel olsun her şey, düşününce gitme hayali öyle çok büyüyor ki gözümün önünde, birden gittim sanıyorum. Bir bavul olsa, öyle az biraz doldursam içini. Gitsem, trenle olabilir, hiç uzun yol trene binmedim, uykumu kaçırsa, yolu izlesem sürekli. Gitmeliyim, evet, evet gitmeliyim, hem buralar epey soğudu bu aralar...&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2225623476201156355?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2225623476201156355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/kucuk-bir-koy-diyorum-oyle-bir-seyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2225623476201156355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2225623476201156355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/kucuk-bir-koy-diyorum-oyle-bir-seyin.html' title='Gitmeye Doğru'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-4075997814114404039</id><published>2007-09-12T22:08:00.000+02:00</published><updated>2007-09-12T22:10:59.178+02:00</updated><title type='text'>.</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;Uyazlılar ölmez, renkleri hiç silinmez.&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-4075997814114404039?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/4075997814114404039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/uyazllar-lmez-renkleri-hi-silinmez.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4075997814114404039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/4075997814114404039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/uyazllar-lmez-renkleri-hi-silinmez.html' title='.'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1800760631743531536</id><published>2007-09-04T21:36:00.000+02:00</published><updated>2007-09-19T12:27:09.526+02:00</updated><title type='text'>öyle sevdik seni</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rt3RBUQBa_I/AAAAAAAAAB8/sQtB3ObDKj0/s1600-h/29-08-07_1354.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106467373053996018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rt3RBUQBa_I/AAAAAAAAAB8/sQtB3ObDKj0/s320/29-08-07_1354.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;susmak bazen iyi. hatta en iyisi. susmak tüm şiirlerden, türkülerden sonra güzel şey, zor ama güzel. ellerim ne kalem tutmak istiyor, ne de kağıt. yazmak istemiyorum. korkuyorum. yazmaktan değil, sanırım yaşamaktan. öylece bazı şeyleri durdursam diyorum. ne yapıyorum bilmiyorum. özlemek de garip bir şey. sadece sözcükleri özlemek iyicene garip. bir şarkı var yeni türkü-öyle sevdik seni, ne güzel bir şarkıdır o öyle. en iyisi susmak. şarkı konuşabilir belki. karışık ve yorgunum çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle sevdik seni...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1800760631743531536?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1800760631743531536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/susmak-bazen-iyi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1800760631743531536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1800760631743531536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/09/susmak-bazen-iyi.html' title='öyle sevdik seni'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rt3RBUQBa_I/AAAAAAAAAB8/sQtB3ObDKj0/s72-c/29-08-07_1354.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6426950450042473138</id><published>2007-08-31T19:47:00.000+02:00</published><updated>2007-08-31T23:16:23.203+02:00</updated><title type='text'>Rüzgara Doğru</title><content type='html'>Nasıl bir şey bilmiyorum, garip şeyler oluyor bu aralar. Olmasını istediğimden ya da benim yaptığımdan değil bunlar. Bazen korkuyorum. Korkmak çok farklı bir şey, onu fark ettim. Kavga ediyorum kendimle, ne yapıyorsun diyorum. Tanımıyorum, bilmiyorum kendimi uzun zamandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden rüzgar oluyor ki her şey? Hiç mi değişmedim ben? Hep rüzgara doğru yolum. Yoruldum. Yorulmak da değil. Bazen aynaya baktığımda o yorgun çocuğu görüyorum yüzümde. Artık büyüdüm sanırım. Gerçek hiç bu denli yakın olmamıştı bana. Susuyorum. Susmak iyi. Kafam allak bullak. İstemiyorum. Söylemiyorum. Biliyorum. Ama garip bir şey, sadece rüzgara doğru gitmek yetiyor sanırım. Yaptıklarım şaşırtıyor insanları. Ben Pınar bile olamıyorum bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir şarkı dinliyorum da, amcam beni küçükken Leman Sam'a benzetirdi. Uzundu o zaman saçlarım, şimdi uzun değil saçlarım ve düz de değiller. Büyüdüm. Büyümek çok acımasız. Sonra Leman Sam-Rüzgar'ı açtım. Amcam belki şimdi söyleyebilir, ne kadar benziyorsunuz diye. Güzel şarkı, ama dinlemek istemiyorum. Bildiğim halde susuyorum. Bu çok acı. Belki biri anlayacak yazdığımı, belki kimse. Ben rüzgara doğru gidiyorum. Ancak bilmiyor kimse...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6426950450042473138?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6426950450042473138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/rzgara-doru.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6426950450042473138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6426950450042473138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/rzgara-doru.html' title='Rüzgara Doğru'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-6008129038764004266</id><published>2007-08-21T01:15:00.000+02:00</published><updated>2007-09-19T12:40:50.314+02:00</updated><title type='text'>Akasya Kokulu Sabahlar. Bugun Doğumgünüm Benim biliyor musunuz?:)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rs3ynkQBa-I/AAAAAAAAAB0/NyghEKSB3wI/s1600-h/P8200498.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5102000714440338402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rs3ynkQBa-I/AAAAAAAAAB0/NyghEKSB3wI/s320/P8200498.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Artık dondurma yiyebildiğimi söyleyerek&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;başlayayım söze. Bu aralar hayatımdaki en önemli şey dondurma, feci halde dondurmaya takmış durumdayım. Bugünün diğerlerinden ayrı olmayacağını yazmıştım bundan bir ay önce falan. Gerçi orada dogum günümü 15 gun sonra falan hesaplamışım. Her neyse bugün doğum günüm. Diğer doğumgünlerimden pek bir farki olmayacaktı bugün biliyorum. Sırf birileri geceden arar diye dün 2 de yattım, ancak beş kisi kutladı doğum günümü geceleyin. Alev bir koro hazırlamış resmen doğum günüm için çok güzeldi. ilk kutlayan da o oldu doğum günümü. Dün bir çocuk gibi, evet bir çocuk gibi, bilgisayarda bir şarkıyı dinlerken ağlamaya başladım. Tüm doğum günlerimde ölümü düşünürüm ben. Ölme isteği ya da ölüm korkusu değil, birilerinden ayrılma, birilerinin beni bırakma korkusu benimki. Alışkanlık kötü şey, belki de iyi bilmiyorum. Ağladım evet. O an masa, önümde öylece sabit dururken bir şey fark ettim. Ölümle yaşam arasında hiçbir şey yok. Çizgi falan dedikleri de öyle kalın değil, her an bir tarafında olabiliyor bence insan. Masanin diger tarafi olumdu sanki, bir anda o tarafta olabiliyordu insan. Birden tum intiharlari anlamaya basladim. Cok tuhafti, cok garip bir noktaydi, insan birden diger tarafa gecebiliyordu, zor degildi. Zor olan yasamak da degildi aslinda, yasam o kadar basit kaliyordu ki olumun yaninda, insanlarin olum tarihleri kaliyordu akilda, onca sene ne yasadigi, ne de dogdugu zaman. Dogan bir insan bir sekilde yasiyordu, onemli olan olumdu. Dogumgunumde bunlari dusunecek kadar dengesiz bir yapim var evet, insanlar anlamakta gucluk cekiyorlar beni. Ben de gucluk cekiyorum, bazen anlayamiyorum kendimi. Ama bildigim bir sey var, yasama daha yakinim ben tum bu karamsarligimin icinde. Yasam basit oldukca basit, bu bakimdan olum hep siyahla adlandirilir. Siyah ne renk olursa olsun tum renkleri ezebilecek guctedir cunku.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Bugun yine gec kalkmayi basarabildim. Su dunyada alisamadigim tek sey erken uyanmak. Herhangi bir saatte uyuyabilirim ancak, erken uyanmayi hic kaldiramiyorum. Sabah da telefonumu mesaj attigimda yine cok sevdigim bes arkadasimin mesajini &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;gordum, sevindim. Goz doktoruna gittim ayrica, gozumde de alerji varmis, sanirim vucudumun tumden her seye alerjisi var. (Vucudumu da sanki baskasiymis gibi anlattim burada.) Aksama kadar da bir suru mesaj atti sevdiklerim, beni sevenler. Dukkanda da sag olsunlar kutladilar dogumgunumu. Ancak eksik bir sey vardi, birileri eksikti, kutlamayi unutmus olamazlardi onlar. Nefes alirken bile icimde tutarak aglamami dolandim durdum gun boyunca. Bir ara kapinin onunde durmus, babama bir sey soyleyecektim, sag tarafimdaydi babam, oylece bakiyordum. Neye baktigim yahut neyi dusundugumu hatirlamiyorum onemi de yok aslinda. O anda bir seyler kotuydu en azindan onu biliyorum. Bir ses geldi sag tarafimdan, musteri sandim tabii. Ancak gelin gorun ki, Burcak, Derya ve Deniz karsimda. Sanirim dunyada en cok sasirdigim zamanlardan biri oldu. Tepkilerimi kontrol edememisimdir hicbir zaman, bu bakimdan ne kadar sevindigimi belli edemedim. Aslinda sevinmekten ote, sanirim sasirmak ve ucmak arasinda bir yerde kaldim. Sonra bize geldiler, cokca konustuk. İnsanin orada bir yerde, surekli yaninda olmasa da, cok konusmasa da, cok gormese de, ayni yemekten yemese de, her saat arayabilecegi yahut kufrettiginde alinmayacagi, ona trip atmayacagi bir arkadasi olmasi ne guzel. Gercekten guzel insanin olumle yasam arasinda oyle sallanirken, sorunlari bile varken, arkadaslariyla dondurma yiyebilmesi. Benim icin daha otesi yoktur zaten. Muhtemelen daha otesi bana alerji yapar, bunyeme zarar verir. Bunlari yazarken simdi yine olumu dusundum, sahiden olum anlamli bir sey. Beni korkutan tek sey sevdiklerimin olmesi aslinda. Orada binlerce kez yaptigimiz gibi ayni fotografta guluyoruz. Hayat yahu bazen o kadar o kadar cok sasirtiyorsun ki beni, kalpten gidecegimi dusunuyorum bir gun. Tesaduf diye bir sey yok sahiden, biz seciyoruz onu kendimizce, ayrica bir fotograf var onumde, bes yasinda falanim sanirim o fotografta, dislerim eksik agzimda, ancak suratimdaki ifade degismemis. Yillar boyunca cok degistim, tum huylarim, suratim, saclarim falan cok degisti, ama bes yasindaki fotografimdaki ifadem hic eskimemis. Sanki dusunuyorum da bazen, tum senelerin ardindan, ben oradaki kucuk pinar iken birden buyuk olmusum ya da boyle degil, bilmiyorum. Bildigim tek sey var, o da bugunun diger dogum gunlerimden farkli oldugu, bazen bana farkli diyorlar insanlar gulup geciyorum. Simdi hem aglamak hem de gulmek istiyorum. Cok garip, tesaduflere yer birakmadan biraz daha dondurma yemeli, biraz bogazim agriyor, ama deger, dondurma ki en guzel seyi dunyanin, sevdiklerimden sonra. &lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Not: simdi bir komiklik yaparak dogum gunumu kutlayan insanlara tesekkur etmek istiyorum.:) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Pek sevgili guzel insanlarim: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Alev (dogum gunumu bir koro ile kutlayarak epey sasirtti beni)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Muge&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Ozlem (kendisi yeni tanidigim halde cok ozel ve guzel bir insan oldugunu bir kez &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;daha kanitladi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Ceren (sasirtan bir diger insandir, malum uzundur konusmuyorduk.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Bariscan&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Birdal (uyazli insan&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="FONT-FAMILY: Wingdings; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-font-family: Verdana; mso-hansi-font-family: Verdana; mso-char-type: symbolfont-family:Wingdings;" &gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol;font-family:Wingdings;" &gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;:)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Burak (unutmayacagini bildigim guzel insan.:))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Semih (dun uyuya kaldigi icin kendisini cok kiniyorum&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="FONT-FAMILY: Wingdings; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-font-family: Verdana; mso-hansi-font-family: Verdana; mso-char-type: symbolfont-family:Wingdings;" &gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol;font-family:Wingdings;" &gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Asiye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Onkok (pinar basi burma burma`yi hatirlatip epey guldurdu beni yine.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Merve (copadamin canim benim o da unutmadi.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Aysem (abd donusu daha hos geldin diye bile diyememisken ona, ozledim kiz&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="FONT-FAMILY: Wingdings; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-font-family: Verdana; mso-hansi-font-family: Verdana; mso-char-type: symbolfont-family:Wingdings;" &gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol;font-family:Wingdings;" &gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Salis (pek tabii manevi degercim, unutacak en son insanlardan biridir zaten.:)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Pinar (pinarim adasim, canim&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="FONT-FAMILY: Wingdings; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-font-family: Verdana; mso-hansi-font-family: Verdana; mso-char-type: symbolfont-family:Wingdings;" &gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol;font-family:Wingdings;" &gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Raif&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;( unuttu sanmistim, unutmamis, guzel insan..:))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Derya, Burcak ve Deniz ( tum dogum gunlerimi digerinden ayiran bir gune imza &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;attilar, ozel degiller onlar, simdi gittiler mesela, ama bir seyler burada onlardan, anlatamadim sanirim, anlatamam da.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Son olarak da... Sevgili Ozgur arkadasim marstigim cagri atip durdu, sanirim dogum gunumu kutladi ve Mehlika su an okuyorsun biliyorum, su an nerede oldugunu bilmiyorum, sanirim hastaymissin, gecmis olsun. Dogum gunumu hatirlamadigini dusunmuyorum tabii (yoksa dusundum mu:) her neyse simdilik guzel insanlar&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;iyi geceler, biraz daha durup da uyumazsam yarin dukkanda uyuyakalacagim. Dunya bazen guzel olman beni sevindiriyor, hep guzel ol olur mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0in 0in 0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;font-family:Verdana;" &gt;Uzay sistem merkezi Pinar yazdi, dipdip, hatalar bir ara duzeltilecek tarafimdan, saygilar efenim. Kendime bir sarki hediye ettim, dogum gunu hediyesi: &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=akasya"&gt;&lt;span style="color:windowtext;"&gt;akasya&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kokulu"&gt;&lt;span style="color:windowtext;"&gt;kokulu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sabahlar"&gt;&lt;span style="color:windowtext;"&gt;sabahlar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; –yeni turku. Dur ya bir tane daha olsun damien rice-9 crimes. Simdilik iyi geceler. İyi anlar ve tebessumler.:)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-6008129038764004266?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/6008129038764004266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/akasya-kokulu-sabahlar-bugun-dogumgunum.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6008129038764004266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/6008129038764004266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/akasya-kokulu-sabahlar-bugun-dogumgunum.html' title='Akasya Kokulu Sabahlar. Bugun Doğumgünüm Benim biliyor musunuz?:)'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rs3ynkQBa-I/AAAAAAAAAB0/NyghEKSB3wI/s72-c/P8200498.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7071299335670080328</id><published>2007-08-14T15:28:00.001+02:00</published><updated>2007-08-14T15:28:13.621+02:00</updated><title type='text'>Rüzgar</title><content type='html'>İçimden çıkmak gibi bir isteği var midemin. Hiç beklemediğim bir anda midem mahvediyor beni. Sanki tüm görüntüler siliniyor önümden. Taşıyamıyorum vücudumu, o anda yere yığılmak, kalkmamak istiyorum ömrüm boyunca. Evet, yine ölümü düşündüm, mide ağrılarımın arasında. Ölüm birden çok anlamsız geldi gözüme. Birilerinin bir gün bir şekilde öleceğini bildiği için insan, alışıldık bir hikaye gibi geldi ölüm bana. Midem ağrımaya devam ettiğinden ölümü unuttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dondurma yiyemediğimi söylemiş miydim? Sahiden çok kötü şey dondurma yiyememek. Ama şöyle güzel bir şey var geçen dört günün ardından sahiden insanın midesinin bulanmaması, doğru düzgün yemek yiyebilmesi, kafasını kaldırınca başının dönmemesi mükemmel bir şeymiş. Bunun için mutlu olabileceğimi anladım. Evde de epey sıkıldım bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abim Pazar günü askere gitti, çok kalabalıktı cumartesi ev, muhtemelen bizim evin ulaştığı en fazla insan sayısıdır. Bir de yatılı olarak da kalan vardı, her yerde yatak vardı, uyurken ben. Ağabeymi Pazar günü yollarken yine içimden bir şeyler gitti, gittiğinde konuştu, iyiymiş, Diyarbakır’ın sıcağı pek hissedilmiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu kadar var konuşacağım, dondurma yiyemediğimden pek mutsuzum. Dondurma yemeye başladığım bir günde konuşmak dileğiyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7071299335670080328?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7071299335670080328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/rzgar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7071299335670080328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7071299335670080328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/rzgar.html' title='Rüzgar'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-368397386915900751</id><published>2007-08-05T21:08:00.001+02:00</published><updated>2011-04-29T22:55:26.890+02:00</updated><title type='text'>Dünya ve halleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000066;"&gt;Eskiden tüm ödevlerimi pazara bıraktığım için pazarları sevmezdim. Sonraları ödev vermemeye başladı öğretmenler, yine de hala sevmiyorum pazarları. Ama şimdi yaz tatilini çalışarak doldurduğum şu günlerde Pazar günleri kakaolu bir dondurma gibi geliyor bana. Malum daha erken kapatıyoruz, daha geç açıyoruz pazarları. O bakımdan pazarları seviyorum, güzel oluyor. Bugün de iyi işler çıkardığım için (iyi satış yaptım) kendimle pek bir gurur duyuyorum. Memleketini tahmin yürüterek bulduğum bir kadınla bir iki saat konuştuk sanırım, arkadaş olduk, başım çatladı o ayrı. Boş durunca çok yoruluyorum, gerçi bugün boş değildik yine yoruldum ama böylesi daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda çok fazla değişiklik oldu ama çaktırmıyorum kimseye hep yaptığım gibi. Birkaç kişi biliyor, alışırsın diyorlar, alışacağımı biliyorum, ama hayatım hep sorunlu. Gözlerimin üstü ağrıyor çok, bir de başım, sinüzit olabileceğimi düşünüyorum. Hasta olmak çok kötü, bir de benim gibi ruhen de hastaysa bir insan. Gerçekten en yakın zamanda düşüncelerimi söküp kafamdan robot bir makine koymak istiyorum içime. Sadece yemek yiyip uyuyan, tuvalete giden. Yeter o kadar şimdilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Yazlığa gitmek istiyorum, denize gitmek istiyorum acilen. Nasıl olacak bilmiyorum ama gitmek istiyorum. Geçende yazlığı özlediğimi fark ettim birden. Eski zamanlar geldi aklıma. Çileğin ağaçta yetiştiğini düşündüğüm, ağaçlardan düştüğüm, ip atladığım zamanlar. Karınca yuvaları vs... Sanırım sıkıldım biraz biraz da buralardan, gitmek istiyor ruhum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Abim sınava girdi 12 sinde, gidecek askere. Yine tek kalacağım evde, of of, özleyeceğim onu tekrar tekrar. Bugün böyle. 15 gün sonra doğum günüm var, hiçbir şey değişmeyecek o gün biliyorum ve normal bir gün olacak, sadece bazı sevdiğim, beni seven insanlar arayacaklar yahut mesaj atacaklar, kimse bir şey yapmayacak özel olarak biliyorum. Öyle kalacak, ben de bugün ağlamak istemiyorum, aslında ağlayasım da yok. Güzel bir gün bugün, hem az önce dondurma da yedim, hayat da güzeldir herhalde, ezginin günlüğü de güzel bir grup dinlenmeli her daim, neyse yavaşça gideyim ben. Bir ara yine gelirim sanırım, yok yok gelirim tabii...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-368397386915900751?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/368397386915900751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/eskiden-tm-devlerimi-pazara-braktiim_05.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/368397386915900751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/368397386915900751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/08/eskiden-tm-devlerimi-pazara-braktiim_05.html' title='Dünya ve halleri'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3992228492758491468</id><published>2007-07-18T21:02:00.000+02:00</published><updated>2007-07-18T21:36:52.430+02:00</updated><title type='text'>Merhaba Hayat</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rp5qdFj7L_I/AAAAAAAAABs/_dqi3AsR9ng/s1600-h/27-06-07_0805.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5088621676916846578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rp5qdFj7L_I/AAAAAAAAABs/_dqi3AsR9ng/s320/27-06-07_0805.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bugün çarşamba. Eskiden çok severdim çarşambaları, biraz `ç` harfine olan sempatimden, biraz da onun hem özel, hem de boynu bükük diğer dillerde anılmamasından, bazen bizim bile es geçmemizden. Şimdi yine Yeni Türkü dinliyorum. Uzun zamandır zaten hep aynı şarkılarında buluyorum kendimi. Aslında kendimi kaybetmedim pek. Kaybediyorum bazen. Çok yoruluyorum sanırım, yazmaya bile üşenecek kadar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Kaplumbağam öldükten sonra uğramaz olmuştum buralara. Şimdi bugün buraya geldiğim ve bunu bir çarşamba gününe sığdırdığım için kendimle gurur duyuyorum. Bu aralar nedense kendimi seviyorum, öleceğim zaman yaklaşıyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bir şeyleri sürekli saklamaktan sıkıldım artık. Mit de olmadığıma göre konuşmalı deyip bugün `pat` diye söyledim bir seyi. Aferin bana. Rahatladım doğrusu. Bir sürü sevmediğim özelliğim de olsa bu pattadanak her şeyi söyleme huyumu çok seviyorum. Bazen de sevmiyorum tabii.&lt;br /&gt;Bir de başım dönüyor, üşüyorum uzun zamandır.. Yazın hırka giyen salak bir tipim, millet nezle mi olmuş acaba gibi süzmüyor beni. Akıl hastasıymışım gibi bakıyorlar. Evet, kardeşim ruh hastasiyim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Saçlarımdan nefret ediyorum bu aralar. Hangi akla hizmet kestirdiysem!&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İki gün önce dükkanda bir adam -alt tarafı bir süpürge bakan bir adam- süpürgenin kordonunun boyunu sordu, yanındaki kadın ilgilenmediğimi söyledi, ben aslında süpürgelerin tüm özelliklerini saymıştım. Sonra dedim ki; söylemediğim bir renkleri kaldı, bu yeşil mesela dedim. Kadın da dedi ki:`Onu görüyoruz.` Sahiden görebiliyor musun ya, renkleri anlayabiliyor musun mesela, tabii almadan çıktılar efendim. Bu insanlar ayrı alemler. Onlar tanıdıkça kendimi bile anlamaya başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Eksikhece`yi kurmaya çalıştıkça sorun çıkıyor sanki. Sitenin ismini bir alsak kuracağız ama. Mehlika da binbir mail atıyor günde bana bunun için. Kursak da güzel olsa her şey. Yazsak sayfalarca...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sonra hava sıcak. Denize girsek, koşsak, bisiklete binsek. Aklıma geldi, geçende dükkanda koltukta uyuyakalmışım, öyle böyle değil yani icim geçmis, böyle uyku halı ağzım açık falan. Kendimden utandim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neyse hayat bu kadar. Daha güzel şeyler yaşatırsan bana, yazarım kurmaca, dondurmaca. Bu arada canım dondurma çekti, bir bakayım evde var mi. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3992228492758491468?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3992228492758491468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/07/merhaba-hayat.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3992228492758491468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3992228492758491468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/07/merhaba-hayat.html' title='Merhaba Hayat'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rp5qdFj7L_I/AAAAAAAAABs/_dqi3AsR9ng/s72-c/27-06-07_0805.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3957860844201197413</id><published>2007-04-27T20:34:00.000+02:00</published><updated>2007-04-27T20:36:28.972+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RjJCmkVq06I/AAAAAAAAABk/MFXt58_2Vgk/s1600-h/DSC08178.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5058178561847514018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RjJCmkVq06I/AAAAAAAAABk/MFXt58_2Vgk/s320/DSC08178.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3957860844201197413?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3957860844201197413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/blog-post_27.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3957860844201197413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3957860844201197413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/blog-post_27.html' title=''/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RjJCmkVq06I/AAAAAAAAABk/MFXt58_2Vgk/s72-c/DSC08178.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-2423848667257805234</id><published>2007-04-27T20:20:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:25:49.610+02:00</updated><title type='text'>Yeşil Uçurtma</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RjI_wkVq05I/AAAAAAAAABc/MCg5k5EYHC4/s1600-h/son+rÃ¼tuÅ.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;Aç müziğin sesini,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;biraz daha duymalı, biraz daha konuşmalı şimdi.&lt;br /&gt;Biz geçmişte yaşayaduralım,&lt;br /&gt;Gelecek yavaş yavaş sersin kilimlerini yere,&lt;br /&gt;Olmadık yerde başka bir nota gelsin ansızın,&lt;br /&gt;Şaşırtsın şarkı bizi.&lt;br /&gt;Bu sabah kahvaltıda çilekli çikolata var,&lt;br /&gt;Bu sabah kahvaltıda garip bir müzik var.&lt;br /&gt;Açın pencereleri, bugün güzel bir gün olacak!&lt;br /&gt;Aydınlık ya da karanlık&lt;br /&gt;İkisi de bir olacak şimdi&lt;br /&gt;Şimdi mi?&lt;br /&gt;Biz geçmişteyiz oysa,&lt;br /&gt;Şimdiden bıkmış, gelecekten umutsuz insanlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son durak burası,&lt;br /&gt;Yaşlanadursun yaşam,&lt;br /&gt;Bulutlarda ip atlayalım hala biz,&lt;br /&gt;Bulutları mavi sansın yine insanlar,&lt;br /&gt;Biz de gülelim utanmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bahar günü aç müziğin sesini,&lt;br /&gt;Bahar ağır ağır doldursun odanın sessizliğini,&lt;br /&gt;Uçurtmalarıyla koşadursun notalar,&lt;br /&gt;Ve sadece yeşile boya uçurtmanı sen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemi ve iskele arasında bekleyedursun kararsızlık,&lt;br /&gt;Kahraman bir solucana rastlama umuduyla.&lt;br /&gt;Yüz balığın arkasından başla yüzmeye.&lt;br /&gt;Ve bugün güzel bir gün olacak,&lt;br /&gt;Denizden müzik geliyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç müziğin sesini,&lt;br /&gt;Duyduğunda ayağa kalkmalı,&lt;br /&gt;Yürürken koşmalı,&lt;br /&gt;Koşarken sallanmalı,&lt;br /&gt;Ağlarken gülmeli şimdi.&lt;br /&gt;Yanlış bir nota karışsın melodiye,&lt;br /&gt;Yanlış bir harf yazadursun insanlar kağıtlara.&lt;br /&gt;Oysa yaşam güzel sen gördüğünde,&lt;br /&gt;Şimdi eline beyaz bir kalem alıp&lt;br /&gt;Yazabilirsin duvarlara .&lt;br /&gt;Yaşam küçük bir çay bardağında güzeldir belki de,&lt;br /&gt;Tıkır tıkır bir kaşıkla,&lt;br /&gt;Yahut hiç bilmediğin bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç sesini müziğin,&lt;br /&gt;Yalnız insanlara, yanlış zamanlarda uğramamalı,&lt;br /&gt;Birazdan aynı nakarata takılıp&lt;br /&gt;Aynı insanlar oluveririz belki de.&lt;br /&gt;Aç müziğin sesini,&lt;br /&gt;Aç ki,&lt;br /&gt;Kimse duymasın beni… &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;27.04.2007 21:14:40&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-2423848667257805234?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/2423848667257805234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/mziin-sesinibiraz-daha-duymal-biraz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2423848667257805234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/2423848667257805234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/mziin-sesinibiraz-daha-duymal-biraz.html' title='Yeşil Uçurtma'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1801984697285713856</id><published>2007-04-20T22:10:00.001+02:00</published><updated>2007-09-18T19:23:20.359+02:00</updated><title type='text'>rüzgar</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#ffffff;"&gt;rüzgar&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#ffffff;"&gt;kollarında uyuyakaldım dün rüyamda&lt;br /&gt;yumuşak bir yastık sevgin bedenimde&lt;br /&gt;sarıldım sıkı sıkı belki bırakır gidersin diye&lt;br /&gt;yanlış bildiğim şarkıları söyledim&lt;br /&gt;önce derdim oldu&lt;br /&gt;ağladım, dinledin&lt;br /&gt;sonra güldüm, güldük&lt;br /&gt;sanki senden öte bir şey vardı içinde&lt;br /&gt;hep eski filmleri izlerdim tek başına&lt;br /&gt;oysa şimdi sen varsın yanımda&lt;br /&gt;ne yapsam sevecek gibi&lt;br /&gt;elini bıraksam gidecek gibi&lt;br /&gt;uyuyakalmışım dün kollarında&lt;br /&gt;ne çok isterdim gerçek olmasını oysa…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1801984697285713856?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1801984697285713856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/kollarnda-uyuyakaldm-dn-ryamda-yumuak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1801984697285713856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1801984697285713856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/kollarnda-uyuyakaldm-dn-ryamda-yumuak.html' title='rüzgar'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-5091229610939582648</id><published>2007-04-20T21:52:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:23:05.211+02:00</updated><title type='text'>(                )</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#330099;"&gt;gel dediğinde her şey bitmiş olacak artık&lt;br /&gt;zamanı kaçırdık yine&lt;br /&gt;kahveler soğudu fincanlarda&lt;br /&gt;sıcakta içilen bir kahve gibi soğuksun bana&lt;br /&gt;yoruldum beklemekten&lt;br /&gt;ne sende artık her şey ne de bende&lt;br /&gt;yalnızlığım var sadece&lt;br /&gt;uykuda sarıldığım&lt;br /&gt;söylemek zor belki ama&lt;br /&gt;bitirmeliyim bu şarkıyı&lt;br /&gt;sen bir kabussun sonsuzda&lt;br /&gt;ve gecelerime saklanma artık&lt;br /&gt;sensiz tebessümler içten&lt;br /&gt;ve bu son kavgam senle&lt;br /&gt;git hayatımdan&lt;br /&gt;başladığın gibi değil olmadığın gibi git&lt;br /&gt;başlamasın kelimelerin&lt;br /&gt;ne dinlemenin anlamı var senleyken ne de konuşmanın&lt;br /&gt;git&lt;br /&gt;arkandan bakan da yok&lt;br /&gt;ağlayan da&lt;br /&gt;ve sen dönüp baktığında geriye&lt;br /&gt;zaman durmuş&lt;br /&gt;merhabalar unutulmuş olacak&lt;br /&gt;ve gel dediğinde her şey çoktan bitmiş olacak artık&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#330099;"&gt;23 Ekim 2005 14.02&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-5091229610939582648?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/5091229610939582648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/gel-dediinde-her-ey-bitmi-olacak-artk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5091229610939582648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/5091229610939582648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/gel-dediinde-her-ey-bitmi-olacak-artk.html' title='(                )'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3187182431813988406</id><published>2007-04-13T17:25:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:22:45.054+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='papatya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='balık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şarkı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tencere'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dört'/><title type='text'>Dördüncü Şarkı, Beyaz Duvar</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#663366;"&gt;Kafasını ellerinin arasına almış bir kadın oturuyor uzaktaki ağacın altında. Yenmiş yeşil tırnaklarını saklıyor insanlardan. İçindekinden kaçmaya çalışıyor, içindekinin sadece O olduğunu bildiği halde. Elinde bir defter var, hiçbir şey yazmıyor, kalemi de yok zaten. Saçları kırmızı, saçları kısa. Okula ilk başladığı günkü fotoğrafında kaybetmiş tebessümünü. Birini mi bekliyor yaşlanmış ağacın altında? Biri’nin fark edemeyeceği kadar uzakta oysa. Aynı kelimelerden farklı cümleler kuruyor her gün. Her gün yeniden aynı gün oluyor, her gün yine boş bir tencereyle ağacın oraya doğru yürüyor, tencereyi yere bırakıyor ve hep en köşesine oturuyor bankın, sol tarafına, bacakları dışarıda kalıyor biraz. Kafasını elleri arasına alıp hiçbir şey düşünmüyor. Adı:Dünya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adam çizgilere basmadan yürüyor kaldırımda. Karşıya geçerken özellikle turuncuya basıyor, beyaza basmamak için. Üzerinde havaya uymayan bir kazak, elinde bir fotoğraf makinesi. Adımları sakin, çizgilere basmadan ilerliyor yolda. Saçları sanki yok uzaktan bakınca. Ayakları garipçe dengesiz, beyaz duvara doğru yürüyor. Duvar sadece beyaz, üzerinde ne haylaz bir çocuğun sanat denemesi ne de sinirli birinin tekmesi var. Adam kahverengi bir bere takıyor -kardeşinin hediye ettiği, kafasından yaz kış çıkarmadığı-. Beyaz duvara varınca duruyor, her gün bu sona ulaşıyor, başlangıcını yakalamak için. Adam ilginç ve çarpık gülümsemesiyle fotoğrafını çekiyor duvarın. Her gün yeni bir fotoğrafı oluyor beyaz duvarın. Her gün o adam için geliyor duvar oraya, ona poz veriyor. En azından adam böyle düşünüyor. Adı:Bulut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızın elinde küçük bir kavanoz, kavanozun içinde mavi bir balık var. Mavi balık dün geldi ya da ondan önceki gün. Mavi balığın adı Mercan. Mavi balıktan önce turuncu balık vardı. Kız gün boyunca çimlerin üzerinde oturuyor, balığını gezmeye götürüyor, balığıyla konuşuyor. Yemekhanede balığı karşısına oturtuyor, balıkla beraber yemeğini yiyor. Üzerine kendisine iki beden büyük bir pantolon giyiyor, her gün sağ tarafından bağlıyor saçlarını. Adı:Deniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah çerçeveleri var gözlüklerinin, yanında hep sekiz tane kitap taşıyor, hiçbirini okumuyor. Yeşil bir minderle geliyor her gün ve tam bahçenin ortasına oturuyor. Herkes görüyor onu ama kimse fark etmiyor. Sevdiğine yeşil çimen koparıyor, beyaz sarı papatya yerine. İlginç yazılar yazıyor, kimsenin inanmadığı. Adını bile uyduruyor olmalı diyor sessiz fısıltılar. Kakülü hep gözlerine geliyor. Elindeki kitaplarla beraber küçücük bir defter taşıyor. Garip yazılarını bu küçük deftere yazıyor olmalı. Aslında böyle değil gerçek, o her gün sekiz kitabını alıp arka bahçedeki ağaçların arasında bir çukur kazıyor, kitaplarını yavaş yavaş çukura bırakıyor. Sonra çukuru kapatıyor. Her akşamüzeri odasına çekilmeden önce kitaplarını almak için çukuru kazıyor, her gün tozlu sekiz kitabıyla beraber merdivenlerden güçlükle çıkıyor, sabahleyin yeniden sekiz kitabıyla o merdivenlerden aşağı inmek için. Adı:Doğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer gerçekten dünya diye bir şey varsa; yani şöyle ki güneşin her gün yorulmadan doğduğu ve saatini kaçırmadığı, denizin rüzgara göre dalgalandığı, bulutların hızla yer değiştirdiği bir yer varsa; burası da o dünyanın tam olarak tersidir. Ters demişken burada doğru giden tek şey saattir ve esasında zamana inanan yoktur burada. Her saçmalık normal, bütün garip durumlar alışkanlıktır. Burada doğanın dengesi yoktur mesela. İnsanlar birbirine neden diye sormazlar. Neden diye sormayacak kadar bilinçli, nedeni araştırmayacak kadar umursamazlardır çünkü. Duvarlar, odalar, çarşaflar, yastıklar beyazdır .Büyük bir bahçesi vardır buranın, herkesin birbirini gördüğü, kimsenin birbirinden haberdar olmadığı. Bahçenin ortasında sürekli düşünen bir heykel… Herkesin beraberce yalnızlık çektiği tek yer burasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dışarı çıkmadığını söylemiştiniz koridorun sonundaki odada kalan hastanın.&lt;br /&gt;-Çıkmıyor,evet.&lt;br /&gt;-Ama bana dışarıdakilerin hayatını anlattı.&lt;br /&gt;-Bir adam, bir kadın, bir kız ve bir çocuk mu?&lt;br /&gt;-Ama gerçek gibiydi anlattıkları…&lt;br /&gt;-Hoş geldin dünyamıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koridorun sonundaki odada kalan kız kulaklıklarını taktı yine. Dördüncü şarkıyı ayarladı, fark etmiyordu aslında şarkının kaçıncı olduğu. Cd’de on yedi şarkı vardı, on yedisi de dördüncü şarkıydı. Odasından sadece beyaz bir duvar gözüküyordu. Kimse yoktu. Kimse’ler hep gitmişti. Pencereye kafasını dayadı. Arkasında iki adam kapıya dayanmış konuşuyorlardı. Onları duymadı, onlar yokmuş gibi davranmaya devam etti.&lt;br /&gt;Gölgeler oynuyordu duvarın üzerinde, o anda şarkı “ Hayat bir hayaldir.” diyordu bağıra çağıra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa saçlı kadın yorgun argın iniyordu merdivenlerden. Adam turuncu basamağında duruyordu kaldırımın, kızın elindeki kavanozun içinde siyah bir balık vardı, kız çimlerin üzerinde oturuyordu. Çocuk kitaplarını koyduğu çukurun üzerinde ayakta duruyordu. Böyle değildi aslında gerçek.Şöyle ki koridorun sonundaki odada kalan genç bir kız var, her gün yeni bir gün olur ve kız her gün aynı şarkıyı dinler, bıkmadan usanmadan.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3187182431813988406?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3187182431813988406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/drdnc-ark-beyaz-duvar-kafasn-ellerinin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3187182431813988406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3187182431813988406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/drdnc-ark-beyaz-duvar-kafasn-ellerinin.html' title='Dördüncü Şarkı, Beyaz Duvar'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-484524122322609948</id><published>2007-04-10T22:08:00.000+02:00</published><updated>2007-04-10T22:10:47.567+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RhvvPfPDr1I/AAAAAAAAABU/1LQdFwmWj6M/s1600-h/DSC08042.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5051894456387874642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RhvvPfPDr1I/AAAAAAAAABU/1LQdFwmWj6M/s320/DSC08042.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-484524122322609948?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/484524122322609948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/484524122322609948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/484524122322609948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/blog-post.html' title=''/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RhvvPfPDr1I/AAAAAAAAABU/1LQdFwmWj6M/s72-c/DSC08042.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-341975284149563169</id><published>2007-04-06T23:28:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:22:14.050+02:00</updated><title type='text'>İsimsiz Resim</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rha_qD_sdvI/AAAAAAAAABM/EPeVxo19J3E/s1600-h/DSC07976.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5050434761490462450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rha_qD_sdvI/AAAAAAAAABM/EPeVxo19J3E/s320/DSC07976.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;Herhangi bir sesim boşluğun ötesinde&lt;br /&gt;İsmim yok benim.&lt;br /&gt;Büyük bir uçurtmayım küçük ellerde,&lt;br /&gt;Küçük bir umudum, büyük düşlerde.&lt;br /&gt;Hayalim yok benim.&lt;br /&gt;Beklenen bir tren sesiyim istasyonlarda,&lt;br /&gt;Siyah bir karıncayım adımlarda ezilen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarım yeşil, saçlarım mor&lt;br /&gt;Rengim yok benim.&lt;br /&gt;4’üm dört harfli bir hücre&lt;br /&gt;Herkesim ama aslında kimse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümüm, beyaz bir tavanda&lt;br /&gt;Yalnız, bir sessizim ben.&lt;br /&gt;Sessiz bir yalnızım ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni demlenmiş bir çay.&lt;br /&gt;Tanıdık bir dize,&lt;br /&gt;Mavi bir yolum uzaklarda.&lt;br /&gt;Uzakları sevmem&lt;br /&gt;Gideceğim yer yok benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir el iziyim yeni boyanmış bir duvarda&lt;br /&gt;Küçük bir mutluluğum&lt;br /&gt;Çocuğunun ilk anne deyişini duyduğunda anne gibi&lt;br /&gt;Korkuyum&lt;br /&gt;Birden çıkabilirim karanlıklardan&lt;br /&gt;Gözlerim turuncu benim&lt;br /&gt;Yazmayı bilmem ki ben...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-341975284149563169?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/341975284149563169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/herhangi-bir-sesim-boluun-tesinde-ismim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/341975284149563169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/341975284149563169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/herhangi-bir-sesim-boluun-tesinde-ismim.html' title='İsimsiz Resim'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rha_qD_sdvI/AAAAAAAAABM/EPeVxo19J3E/s72-c/DSC07976.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1093146372577265307</id><published>2007-04-01T20:08:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:21:54.349+02:00</updated><title type='text'>Pero</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rg_1ln5E3UI/AAAAAAAAABE/VKtDJuUulPM/s1600-h/pero-ninja.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5048523734017957186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rg_1ln5E3UI/AAAAAAAAABE/VKtDJuUulPM/s320/pero-ninja.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Bu benim şirin mi sirin sevgili ninjam, adı Pero. Dün intihar etti, başarısız oldu, bugün de kaçmaya çalısıyor;)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1093146372577265307?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1093146372577265307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/bu-benim-sirin-mi-sirin-sevgili-ninjam.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1093146372577265307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1093146372577265307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/04/bu-benim-sirin-mi-sirin-sevgili-ninjam.html' title='Pero'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/Rg_1ln5E3UI/AAAAAAAAABE/VKtDJuUulPM/s72-c/pero-ninja.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7714344129876203577</id><published>2007-03-28T19:36:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:21:02.544+02:00</updated><title type='text'>Ada</title><content type='html'>&lt;span style="color:#333333;"&gt;Mavi, yeşil arada koyu mavi bir rengi vardır denizin. Saydam olduğunudüşünüp renksiz olarak da nitelendirebiliriz belki Ada gibi. Her şeyin bir rengi vardır ve denizin rengi renksiz- saydamdır- Ada'ya göre. Görünenden daha karmaşık yahut anlaşılmaz şeyler vardır. Mesela balıklar da aşıkolabilirler miydi yahut deniz yıldızları da gökteki yıldızlar kadar parlayabilirler miydi? Balıklar başta onları kandırıp da midelerine indiren insanlardan nefret ediyorlar mıydı? Deniz bir yer miydi yahut içine düştüğümüzde kaybolmaya alıştığımız renksiz bir dünya mıydı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Öyle ya da böyle hayat bütün karmaşık soruları içinde tutacak kadar büyük bir yerdi. Belki de küçüktü… Bütün sorular karışık bir halde birbirine tutunmuş, hepsi bir diğerinin cevabını bekliyordu, cevaplanmak için. Denize yakın şehirlerde insanlar hep farklı bir hasret sahibiydiler. Hep uzakta bir şeyleri vardı, bekledikleri çoktu. Uyku zamanları da farklıydı onların. Kimi zaman eksik bir uykuda sabaha açarlardı gözlerini, kimi zaman da uzaktaydı düşleri onların.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Denize yakındı tüm yalnızlıkları Ada'nın. Eskimiş bir bankta, artık yaşayamaya tahammül edemedikleri denizden kaçan balıkların ardından sadece küçük bir tebessümle bakıp geride kalan onların balık arkadaşlarını izliyordu Ada. Balık gibi gözlerini kocaman açmış, güneşin altında, maviden uzaklaşmış denizden kayan düşüncelerine dalmıştı. Düşünmek her şekilde başa belaydı. Konuşmak da farklı fikirlere boğulmaktan başka bir işe yaramıyordu. Paylaşmak güzeldi, içindekini anlatmak da, ancak mantıksız düşüncelere fikir üretemiyordu insanoğlu ki bu mantıksız düşünce hem farklı, hem de anlamlandıramadıkları bir his olmaya görsün , bütün konuşmalar sadece fikir karmaşıklığına neden oluyordu o saatten sonra. Ada yakın olduğu tüm insanlarla paylaşmak isterdi içindekini, ki hissettiğini kendisi tam olarak anlayabilseydi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Bilmediği bir dilde bilindik bir müziği dinliyordu. Müziğin mi yoksa sözlerin mi önemli olduğuna dair bir açıklama getirememişti. Ama bu Fransız grup ne söylüyorsa şarkısında onu anlatıyordu. Buna inanmak içini rahatlasa da beynindeki bütün soru işaretlerini, ünlemleri sadece bir anlığına kovabiliyordu şarkı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Yine aklındaydı o kimseye hiçbir şekilde anlatamadığı düşünce. Sevmenin çok fazla çeşidi olabilirdi. Ama sonuçta hepsi uzaktan aynı gibi gözükürdü. Aslında insanlar tüm çeşitleri aynı gibi görmekten hoşlanır, her şeyi normal saymaya bayılırlardı. Ada sevmenin farklı bir çeşidini mi yaşıyordu yoksa aşk denilen salıncakta mı sallanıyordu farkında değildi. En azından farkında olmadığını düşünmek istiyordu. Nasıl anlardı insan aşık olduğunu? Ona sarılınca vücudundan ılık bir şey akmış gibi hissettiğinde mi, yoksa rüyasında onla ilgili güzel bir gelecek gördüğünde mi? Bütün bu genellemeler oldukça can sıkıcı geldi, midesi ağrıdı Ada'nın.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Önünden geçen çocuklar bütün büyük harfleri yutmuş gibi bağıra çağıra koşuyorlardı. Keşke onlar gibi yüksek sesle söyleyebilseydi içindekileri. Keşke yüksek sesle söyleyebileceği kadar normal olsaydı düşünceleri. İnsanlar duyduğunda garipsemekten öte anlasalardı mesela. Ada böyle bir yargıya varmak da yeterince haksızdı. Ne de olsa şu an sadece kendisi biliyordu içindekini. Sevmenin farklı bir haliydi belki de yaşadığı. En yakın arkadaşlarından birini gizlice seviyordu. Aşk denemezdi çünkü karşısındakinin tüm sevmelerine gözlerini kapatıyordu. Belki de kalbi baştan sona salaktı. Sevilmeden sevmek hatta bunu her gün biraz daha bilerek garip bir sevginin kucağında yaşamak; aptallıktan öte bir şey olamazdı herhalde. Onu herhangi birini sevdiği gibi sevmiyordu yahut herhangi birinin onu seveceği gibi. Yakın bir dost olarak görseydi sadece, geceleri yorganın altına sığınmadan önce o malum zor soru kafasında yer etmezdi: "Acaba onu seviyor muyum?" O malum insansa kim bilir rüyasında kimi görme umuduyla dayıyordu bedenini uykuya. Görmek istediği isim Ada değildi muhtemelen. Yani Ada öyle düşünüyordu. Onun hayatında güzel bir yeri vardı Ada'nın, büyük parçalarından biriydi küçük dünyasının. Ama sadece bu kadardı. Ada kızgın değildi ona. Sevdiği insan onu sevmek zorunda değildi. Değildi de asıl sorun insanın karşısındakini nasıl sevdiğini bilememesiydi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Çikolatasını ısırıp üzerine ayranını içti, hayat karmaşıktı ya yediklerinin düzenli olmaması hiç önemli değildi Ada için. Garip bir maviye dönüşüyordu deniz, sanki üzerindeki kirli tabakayı atarcasına. Sıkıntılı bakışlarla izledi bu değişimi Ada. Defteri çantasından aldığı gibi yerine koydu. Yazdıklarını yırtmadı, belki olur da biri okur diye defterin sayfaları arasında saklanmasına izin verdi yazdıklarının. Olur da bir gün biri okuyup anlamaz bakışlarla ya saçma yorumlarda bulunur ya da bundan da kötüsü sadece anlamsız bir ifadeyle susar diye bıraktı satırlarını defterin içinde. Mavi çantasını sırtına taktı, mor çerçeveli gözlüklerini düzeltti, ayaklarına ve yola uzunca bakarak kalktı eskimiş banktan. Yol uzundu, bekleyeni yoktu, Yağmur, şarkının arkasında ağır bir fon gibi dalgalanmaya başladı. İçinden ne olursa olsun söylemeyeceğim dedi. Adımlarını sıklaştırdı, yağmur damlalarının süzüldüğü gözlük camlarının ardından hayat daha bir hüzünlüydü. Ama o her zamanki gibi anlamsızca güldü, önünden geçen adam ona deliymiş gibi baktı. Umurunda değildi. Yarın daha sessiz bir gün olacaktı, büyük adımlarla uzağa doğru koştu. İçindeki müzik artık cesaret vermiyordu, aramızda kalsın söyleme diyordu.Çalan başka bir şarkıydı artık kulaklarında; Ada farkında olmasa da hakkında tam olarak ne hissettiğini anlayamadığı (aslında anladığı ama kabullenmek istemediği) insanı da o an o şarkıyı dinliyordu: Tesadüf mü? Ada tesadüflere inanmazdı. Gözlerini kapatıp muzipçe güldü.O da aynı şekilde güldü. Farklı yerlerde aynı tebessümlerle.Söyleyememenin verdiği fazlalıkla; saklamanın gizemliliğiyle, sadece yazabildiği duygularıyla devam etti yola. Sevmek tüm sırlarında sadece tek kişilik kalacaktı belki de. Yarın daha fazla susacaktı. Sessizce denizden uzaklaştı, yarın daha uzun bir gün olacaktı, söylenmeyenlere dair.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7714344129876203577?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7714344129876203577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/ada-mavi-yeil-arada-koyu-mavi-bir-rengi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7714344129876203577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7714344129876203577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/ada-mavi-yeil-arada-koyu-mavi-bir-rengi.html' title='Ada'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8770356041314086579</id><published>2007-03-27T20:09:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T19:20:30.948+02:00</updated><title type='text'>4</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgleUxZO6BI/AAAAAAAAAA4/EP7FfP6-x2Y/s1600-h/832F504E831F8DFF.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5046668568394917906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgleUxZO6BI/AAAAAAAAAA4/EP7FfP6-x2Y/s320/832F504E831F8DFF.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#000066;"&gt;-Art arda dört kere burnunu çekince insanlar nezle olduğuna inanıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#000066;"&gt;-Ne?-Art arda dört kere burnunu çekince insanlar nezle olduğuna inanıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#000066;"&gt;-İyi misin sen?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#000066;"&gt;-Aralıksız dört kere burnunu çekersen herkes nezle olduğuna inandığı için kimse içinden ağladığını fark etmez ki nezle olmak çoğu zaman ağlamaktan daha iyidir. Nezle oldum deyince sadece "geçmiş olsun"u duyarsın. Ağlamaksa arkasında soru işaretleri bırakır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8770356041314086579?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8770356041314086579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/art-arda-drt-kere-burnunu-ekince.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8770356041314086579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8770356041314086579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/art-arda-drt-kere-burnunu-ekince.html' title='4'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgleUxZO6BI/AAAAAAAAAA4/EP7FfP6-x2Y/s72-c/832F504E831F8DFF.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-7973608127945604229</id><published>2007-03-27T19:55:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:36:09.647+02:00</updated><title type='text'>Denge’siz Bulut</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RglccRZO6AI/AAAAAAAAAAw/DumEY7kKlNo/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5046666498220681218" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RglccRZO6AI/AAAAAAAAAAw/DumEY7kKlNo/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;em&gt;“Yüksek sesle konuşmalı,&lt;br /&gt;Bağıra çağıra şarkı söylemeli aslında,&lt;br /&gt;Yaşamla ölümü nasıl ayırabiliriz ki başka?”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bildiğin her şarkıda ağlayabilir, duyduğun her cümleye gülebilir, tanıdığın herkese merhaba diyebilir yahut tanımadıklarına elveda diyebilirsin şimdi. Artık öyle ya da böyle yaşayabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman kısaldıkça sana yaklaşıyor. Bu gördüklerinin hiçbiri gerçek değil. En sevdiğin odan yok mesela. Şimdi uzun,dümdüz bir caddede koşmuyorsun, ayaklarının altındaki cadde değil, beyaz çizgileri de yok üstelik bu caddenin. Ne’den kaçıyorsun, yaşadıklarından mı? Korkuyor musun insanlardan? Her gün aynı durakta, aynı otobüsü beklediğin insanları mı bekliyorsun, o kaldırıma oturmuş, gelmeyeceklerini bildiğin halde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Neredesin? Kimsin?”&lt;/em&gt; Bu soruları önceden hiç sormamıştın kendine. Şimdi çantanın içinden zar zor çıkardığın aynaya bakıp kendine hesap mı soruyorsun? Gözlüklerin biraz yamulmuş mesela, belki de yeni bir numaraya talip olmalı gözlerin, biraz sisli bir pencereden bakıyorsun çünkü aynaya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız mısın? &lt;em&gt;“Yalnızlık güzel şeydir, yanında sevdiklerin varken”.&lt;/em&gt; Ağlayamayacak kadar karışık, gülemeyecek kadar mutsuzsun şimdi. Sen şimdiki zamandan mı bahsediyorsun? Oysa sen hep geçmişte kaybolmuştun. Fotoğraflara bak biraz, belki hatırlarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Yaşam garip bir şiir, herkesin anlayamadığı.”&lt;/em&gt; demiştin geçende. Şimdi anlayabiliyor musun yaşamını? Ayakkabılarını bile giymeden gitmek istiyorsun bu evden, biliyorum.&lt;em&gt; “Bütün her şeyi silebilsem.”&lt;/em&gt; diyorsun içinden, aslında hiçbir şey yazmadın güzelim sen yaşamına, hiç farkında değilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ölene kadar uyusan… Bütün her şey garip bir şaka olsa… Dünyada iki gerçek vardır aslında: Yaşam ve ölüm. Sevdiğinin öldüğüne inanıp üzülmek mi daha iyidir yoksa onun hiçbir zaman yaşamadığını bilmek mi? Bütün sorular beynini delip geçiyor, hepsi küçük bir iğneyle takılı kalıyor beynine. .Düşündüğünü sanıyorsun oysa. Bunca zamandır çok şey yaşamış olduğuna inandığın insan aslında yokmuş. Varlık ve yokluk arasında kafan karışıyor. Onun ölmediğine sevinmek istiyorsun, ancak sevinemiyorsun, zaten olmayan birinin ölmemesine sevinebilir mi ki insan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlüklerini çıkartıp yeniden bakıyorsun puslu aynana. &lt;em&gt;“Belki ben de yokumdur.”&lt;/em&gt; diyorsun içinden. İnsanlara bakıyorsun, seni görüp görmediklerini merak ettiğinden, aniden bağırıyorsun, sana bakıyorlar bazıları garip bakışlarla. Sokak kalabalık, bazıları duymuyor sanki seni. Koşarak şarkı söylemeye başlıyorsun. Yine bazıları bakıyor sadece, hiçbir zaman herkesin ilgisini çekmiyorsun. Ben sadece bazıları için görünebilirim deyip onun da sadece senin için yaşamış olduğuna dair iyimser varsayımlarda bulunuyorsun. Nefes nefese kalıyorsun, şarkın daha bitmemişken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyduklarına inanmak ya da inanmamak senin elinde. Ama öyle birisi yok işte. Bulut diye birisi yok, senin hayatına girip daha sonra ani bir ölümle çıkmış. Onun öldüğüne üzülmen de mantıksız. “Neden sadece bir hayalde yaşamışım?” diye soruyorsun kendine. Bütün soruların cevabı olmadığını öğreneli çok oldu oysa senin için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini dikip baktığın yerde de maviye boyanmış dört katlı bir ev yok aslında, hiç olmadı da. Karşında küçük bir bakkal var, hemen kendine en sevdiğini sandığın çikolatalardan alabileceğin. Bağırıp çağırmak ya da susmak istiyorsun, biliyorum. Sen sadece adının Denge olduğunu biliyorsun. Yanılmıyorsun bu sefer, adın Denge. Ama ismini koyanlar yanılmışlar, görüntünle, konuşmalarınla, hayatınla tam bir dengesizlik çiziyorsun. &lt;em&gt;“İnsanlar isimlerinin anlamını taşırlar.”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Hava soğuk, ayakların titriyor, tüm vücudun ürperiyor birden. Soğuk üşütmüyor aslında tenini, sorular sarmışken beynini. Çantana bakıyorsun –çantan gerçek- , içinden mavi cüzdanını çıkartıp O’nun fotoğrafını arıyorsun. Hafızanın sana hatırlattığı gibi ilk sırada olmalı cüzdanında, O’nun fotoğrafı. Sadece küçük beyaz bir kağıt görüyorsun ilk sırada. Küçücük gözlerini koskocaman açıp korkuyorsun. Elindeki çantanı yere atıp basamaklara oturuyorsun. Bütün fotoğraflara bakıyorsun, herkes yerli yerinde sadece O yok. Küçük, beyaz kağıdın arkasına &lt;em&gt;“Bulut “&lt;/em&gt;yazmışsın mor bir kalemle. &lt;em&gt;“Moru çok severim…Bulut…”&lt;/em&gt; diyorsun içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzunca bir süre oturuyorsun gri, yan tarafı turuncu beyaz çizgilerle uzayıp giden kaldırımın üzerinde. Hava soğuk, yüzünü ellerinin arasına almış, tüm hücrelerinin yerini değiştirmeye çalışıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Farklı zamanlarda kaybolmalı insan.”&lt;/em&gt; Kendini bulamıyorsun. Oturduğun kaldırımın biraz ötesinde bir otobüs duruyor, o her gün beklediğin durakta. Neyin gerçek, neyin sahte olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Her şey gerçek gibi aslında. İnsanlar geçiyor önünden, sana bakıyorlar, senin hakkında tahmin bile edemeyeceğin şeyler düşünüyorlar. Şu kavşaktan döndüklerinde unutulup gideceksin onların beyninden. Kendini “deli” gibi hissediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa kalkıp koşmaya başlıyorsun. Uzun gri bir yol var önünde, ortasından beyaz çizgiler geçen. Onun bile gerçek olduğuna inanamıyorsun. Aynadaki suratın aklına geliyor, korkuyorsun. Gerçek nedir ki sahiden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bunu Denge’ye yaptığın için her zaman pişman olacaksın Bulut! Artık isminden bile şüphe ediyor kız.&lt;br /&gt;-Üzgünüm, beni unutması için tek yol buydu.&lt;br /&gt;-…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denge, mor kalemini eline alıp uzun zamandır dokunmadığı defterine ilk defa yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Yüksek sesle konuşmalı,&lt;br /&gt;Sessizce uçmalı aslında,&lt;br /&gt;Ve uyandığında sadece aynaya bakmalı,&lt;br /&gt;Hayalle gerçeği&lt;br /&gt;Yahut gökteki bulutla, yerdeki Bulut arasındaki farkı,&lt;br /&gt;Nasıl ayırabilir ki insan başka?”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.03.2007 22:05:25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-7973608127945604229?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/7973608127945604229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/dengesiz-bulut-yksek-sesle-konumal-bara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7973608127945604229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/7973608127945604229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/dengesiz-bulut-yksek-sesle-konumal-bara.html' title='Denge’siz Bulut'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RglccRZO6AI/AAAAAAAAAAw/DumEY7kKlNo/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-8458930809433143217</id><published>2007-03-24T01:09:00.000+02:00</published><updated>2007-05-07T16:19:53.865+02:00</updated><title type='text'>Ekmek, Diş macunu, Işkembe çorbası</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;Saat kaç, günlerden hangi gün bilmiyorum. Bugün dışarısı soğuk mu, sıcak mı olur hiçbir fikrim yok. Uzun zamandan beri benim için dışarısı yok, içeriden de kaçabildiğim kadarıyla kaçıyorum. İnsanlarla konuşamıyorum, konuştuğumda ya evet ya da hayır diyorum, hatta arada kafamı sallıyorum yine evet ya da hayır anlamında. İnsanlar garip bakışlarını üzerimden alamıyorlar. Bu genç yaştaki insanda, bu kadar hüzünlü bir bedeni kaldıramıyorlar. Hüzün nedir ki?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;Yatağımı hiç toplamıyorum bu ara. Sürekli yatağımdayım zaten. Kitap okuyorum, hep yarım bıraktığım kitaplar ortasından açılmış bir şekilde duruyor masamın üzerinde. Hiçbir müziği dinleyemiyorum sonuna kadar, hiçbiri iyi gelmiyor. Masamın üzerinde yine yarım kalmış bisküviler, bitiremediğim kahve, her içtiğimde boğulacağım hissi veren su. Yemek yiyemiyorum, sürekli midem bulanıyor, çikolatanın üzerinde “sütlü” yazısını gördükten sonra çikolata da yiyemez oldum. Midem de, hayatım da alt üst.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;Ne zamandan beri evden dışarı çıkmadım bilmiyorum, geceyle gündüz ayrımını yapamayacak kadar dengesiz uyuyorum. Gerçek mi rüya mı ayıramayacağım denli gerçeğe benzeyen rüyalar görüyorum. Karışığım, hiçbir şey yapmayacak kadar. Dümdüz yerde bile dengemi sağlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;Sonunda karnımın acıktığını anladım. Buzdolabına baktım. Uzun zamandan beri açmamıştım kapısını. Süt vardı, kesin bozuktu, sevmezdim de zaten, asidi kaçmış kola, ne zaman yapıldığını hatırlayamadığım çorba… Midem bunların görüntüsünü bile kaldıramayacak kadar kötüydü zaten.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;Hırkamı aldım odamdan, dışarı çıktım, az kalsın unutuyordum ki anahtarı almayı, son anda aklıma geldi. Markete gittim, aslında hiç düşünmemiştim gitmeyi, sihirli bir el benim hareket etmemi sağlıyordu sanki. Uzun zaman sonra ilk defa dışarı çıkmıştım, yağmur yağıyordu, mantomu giymeliydim aslında. Marketten yine düşünmeden bir şeyler aldım, elimde biriktirdim aldıklarımı, insanlar bana garip garip bakıyorlardı, bu kadar şeyi elimde taşımam komikti sanırım. Yine de sepet almaya üşendim. Solumdaki aynada suratımı görünce en son ne zaman aynaya baktığımı düşündüm. Gözlerim şişmiş, darmadağın bir haldeydim. Belki de insanlar bu yüzden bakıyorlardı bana. Aldıklarımı elimde taşımaktan daha garip olan yanlarım vardı, mesela sonradan fark ettiğim, iki farklı ayakkabı giymiş olmam gibi. İnsanlar ne düşünürlerse düşünsünler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Kasaya doğru yürüdüm, çantamı almak gibi bir akıllılık yaptığım için kendimi tebrik ettim. Dışarıyı neredeyse unutmuştum, insanlar gözümü acıtıyordu. Görüntülerine alışmak için şişmiş gözlerimle daha bir dikkatli bakıyordum onlara. Garipsiyorlardı bakışlarımı ki ben onlar bana bakarken hiçbir şey demiyordum onlara. Kasaya yaklaşınca elimdekileri bıraktım, aldıklarıma hiç dikkat etmemiştim, onları görünce, tekrarın sıradanlığında kafayı yiyeceğimi düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;Elimdeki poşette ekmek, çikolata, krem, bisküvi, hazır işkembe çorbası, diş macunu ve kek vardı, karşı yolda dedemi görüp ona gülümsediğimde, dedem gülerken gülümsemesi suratında kayboldu. Dedem yere düştü, daha ben karşıya geçemeden. Elimdeki poşetle karşıya geçtiğimde insanlar toplanmaya başladı etrafımızda. Kurtaramadılar. Aniden öldü gözlerimin önünde dedem, aniden gelen misafirlere bile alışamazken, bir ölümle nasıl başa çıkabilirdim ki ben? Sanki her şeyi unutmuştum o an, ezberlediğim numaraları bile hatırlayamadım, rehberden baktım, babamı aradım.&lt;br /&gt;“De-dem-öl-dü.”&lt;br /&gt;Ne dediğini yahut ne demeye çalıştığını hatırlamıyorum babamın. O an duvardan farksızdım zaten. Her şeyi duyuyordum, saklıyordum içimde ama, hiçbir şeyi anlamıyordum sanki. Cenazesinde dedemin midem bulandı birden, ölüm midemi bulandırmıştı sanki. Kaldıramıyordum ölümü. Herkes siyahtı. Gözlerim acıyordu. Ölümünden sonra dedemin evden dışarı çıkmamaya başladım, sanki her baktığım, sevdiğim, gülümsediğim insan ölecekmiş gibi geliyordu.&lt;br /&gt;Beynim kaldıramayacağım kadar ağırlaşmıştı sanki. Ben neden hiçbir şeye alışamıyordum ki? Psikolojik olarak alışırmış insanlar böyle durumlara. Sabahları erken uyanmaya bile alışamadım kaç seneden beri. Benim bağışıklık sistemimde mi sorun var?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#660000;"&gt;-Bayan! İyi misiniz?&lt;br /&gt;Bana bakan market görevlisi neden kasiyerin olmadığı kasanın önünde durduğumu merak ediyordu. İnsanlar yine bakışlarını üzerime dikmişti. Kim bilir kaç kere “Bayan!” diye seslendi ki adam, iyi misiniz demeye gerek gördü. Kasanın üzerine bıraktıklarımı toplayıp diğer kasaya geçtim, adama cevap vermedim. Saygısızlığımdan değil, iyi olup olmadığımı bilmiyordum gerçekten. Kasiyer gülümseyerek “Hoş geldiniz.”dedi sanki “Uzun zamandan beri yoksun.” gibi anladım bu cümleyi. Oysa herkese söylediği basit bir “hoş geldiniz”di. Öznel olmayan diğer kelime topluluğundan biriydi sadece. Teker teker bakarak poşete koydum aldıklarımı. Aynı’lık ne kadar da mahvedebiliyordu insanı ve bilinçaltı nasıl da unutmuyordu hiçbir şeyi. Nasıl bu kadar iyi tekrar edebiliyordu insan yaşadıklarını?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Elime alıp poşeti yürümeye başladım, karşıya geçmeyi düşündüğüm an midem bulandı, yolumu uzattım, karşıya geçmemek için. Eve geldim, poşette ekmek, çikolata, krem, bisküvi, hazır işkembe çorbası, diş macunu ve kek vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;24 Mart 2007 Cumartesi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-8458930809433143217?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/8458930809433143217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/ekmek-di-macunu-ikembe-orbas-saat-ka.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8458930809433143217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/8458930809433143217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/ekmek-di-macunu-ikembe-orbas-saat-ka.html' title='Ekmek, Diş macunu, Işkembe çorbası'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3691640542475371029</id><published>2007-03-23T22:52:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:33:47.181+02:00</updated><title type='text'>Beyaz Sayfada Beyaz Dizeler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgQ_qxZO59I/AAAAAAAAAAY/kcGuXBsOxbQ/s1600-h/nazÄ±m.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5045227486608025554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgQ_qxZO59I/AAAAAAAAAAY/kcGuXBsOxbQ/s320/naz%C4%B1m.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;“Bugün pazar&lt;br /&gt;Bugün ilk defa güneşe çıkardılar beni.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;Ve ben ömrümde ilk defa güneşin benden bu kadar uzak&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;g&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;ökyüzünün bu kadar mavi &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;bu kadar geniş olduğuna şaşarak &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;kımıldanmadan durdum.”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisedeyken gazetenin orta sayfalarında bir haber okumuş, başta sevinmiş, sonra üzülmüştüm. Nazım’ın hayatı film oluyor! Ne güzel diye geçirip içimden devam etmiştim okumaya. Mavi Gözlü Dev yazmışlardı büyük harflerle haberin başına. Ama yeterli bütçe sağlanamadığı için film çekilemiyormuş. Nasıl yeterli bütçe bulunamadı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin bir gün çekileceğinden emindim o zaman da. Bu sene yine bir haber gördüm, yine büyük harflerle yazılmış, Mavi Gözlü Dev, yakında sinemalarda! Büyük harflerle çok hoş duruyordu başlık, sıkıcı gazetenin sayfasında. Küçük dünyamda büyük bir hayal olduğundan olsa gerek sinemaya gideceğim günü hesaplayarak güzel hayaller kurmuştum. Hayal dünyası sınırsızdı zaten. Bir de rüyamda görmüştüm. Yaşadığım yahut yaşayacağım şeyleri rüyamda görmekten yorulup uyanırım kimi zaman yatağımdan. Rüyalarım bu kadar gerçek olmak zorunda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftanın ilk günü gittim arkadaşlarımla Mavi Gözlü Dev’e.Nazım’ın Bursa Hapishanesi’nde geçen günlerini anlatıyor film. Arada hapishaneye girmeden önceki görüntülerinde Piraye beliriyor. Piraye; hayatımda en sevdiğim kadın dediği, kadınım dediği Piraye. Nazım’ın dizeleri dökülüyor Yetkin Dikinciler’in dudaklarından. Ne kadar da çok benzemiş Nazım’a, saçları ,renkli gözleriyle. Benim de küçük mavi gözlerim olsaydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların Nazım’a olan tepkileri, Nazım’ı sevenler, sevmeyenler filmde anlatılmış. Küçük mutluluklara sığınıyor Nazım herkesten uzak olduğu hücresinde. &lt;em&gt;“Ben bir başıma onlardan uzağım, /hep birlikte onlar benden uzak. “&lt;/em&gt; Resim yapıyor, şiir yazıyor. Küçük bir tavşanda sevgisini besliyor. Sonra demir parmaklıklardan uçuruyor kendisi gibi tutsak kuşu dışarıya, özgür dünyaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimde kaybetsem şimdi dünyamı,&lt;br /&gt;Dizelerin sarılsa öyle sarı kağıttaki gibi&lt;br /&gt;Eski bir sana koşsam yakalar mıyım,&lt;br /&gt;Sende kalmış zamanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman tanıştım Nazım’ın satırlarıyla bilmiyorum. Ortaokulda hoca şehirle ilgili şiir istemişti, açıp kitaplarından birini yazmıştım, Nazım’ın şiirini. Hoca “Bu olmaz Pınar, sonra.” demişti. Sonra? Sonra ne zaman gelir ki? Bir gün koskoca tahtaya büyük harflerle yazmıştı “Tahir ile Zühre Meselesi”. Sonra gelmişti demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisede bütün son dönem şiirlerini incelediğimiz kitabımızda, Nazım yoktu. Neden yoktu ki? Hala mı vatan haini Nazım? Şiir dinletisi yapacağımız zaman “Nazım okumasınız iyi olur.” demişti hocam. İki şiirini de ben okudum şiir dinletisinde. Aslında şiir okumayı sevmem, sözde şiir duygusu veren insanları sevmediğimden. “Kerem Gibi”yi okurken ve daha şiir dinletisi bitmemişken birer ikişer çoğalıyor alkışlar, gözlerim parlıyor.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ben yanmasam &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;sen yanmasan &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;biz yanmasak, &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.. “&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;“Komünist!” diye bağırıyor arkadaşım bana, Nazım okuyorum diye.” Neden? Sen şunu okuduğunda terörist mi oluyorsun.” demek istiyorum. Demiyorum, ben Mevlana’yı da severim çünkü. “Komünist değilim.” diyorum sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Karlı Kayın Ormanı”nda şarkısını hep Zülfü Livaneli’den duymuş olduğumdan, şiiriyle çok geç tanışmıştım. Nazım’ın en sonunda:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“şimdi şurdan saptım mıydı,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;şose, tirenyolu, ova.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;yirmi beş kilometreden&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;pırıl pırıldır Moskova...”&lt;/em&gt; yazmasına üzülmüştüm biraz. Ben dinlerken hiçbir zaman Moskova olduğunu düşünmediğimden olsa gerek, o anlattığı yerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde bir yerde “Bugün Pazar” dizelerini söylüyor Nazım. Ankara cezaevindeyken yazdığı bir şiir aslında. Filmde Nazım’ın Münevver ile olan ilişkisi de anlatılıyor. Sonra Nazım en saf haliyle, dizeleriyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmdeki oyuncuları da çok beğendim, Yetkin Dikinciler’in sesi hala kulaklarımda. Biraz durgun bir film aslında, ama hiçbir karesinde sıkılmadım. Biraz daha ayrıntıya girilseydi daha iyi olacağını düşünüyorum, oğluyla ilişkilerinden yahut cezaevi harici nasıl bir insan olduğundan bahsedilebilirdi mesela. İzlenilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum, belki de Nazım’a nesnel bakamayan gözlerim, filmdeki bazı hataları görmüyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film bittiğinde yerimden kalkmak biraz zor oldu, siyah perdenin üzerinde, sabit, büyük bir yazıyla:&lt;br /&gt;“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” yazıyordu. Biz ki gönlümüzde nice vatan hainlerini büyüten insanlarız, Nazım gibi insanları içimizden dışlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimi arkama saklayıp&lt;br /&gt;Koşsam küçük bir çocuk gibi,&lt;br /&gt;Uçurtmanın peşinde&lt;br /&gt;Ve renklerinde kaybolsam senin.&lt;br /&gt;Ölmek nasıl bir şey Nazım,&lt;br /&gt;Demişsin ya&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür&lt;br /&gt;Ve bir orman gibi kardeşcesine!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalik dizeler Nazım Hikmet Ran’ a aittir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3691640542475371029?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3691640542475371029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/bugn-pazar-bugn-ilk-defa-gnee-kardlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3691640542475371029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3691640542475371029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/03/bugn-pazar-bugn-ilk-defa-gnee-kardlar.html' title='Beyaz Sayfada Beyaz Dizeler'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgQ_qxZO59I/AAAAAAAAAAY/kcGuXBsOxbQ/s72-c/naz%C4%B1m.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-1180921556000644082</id><published>2007-02-14T18:27:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:31:49.581+02:00</updated><title type='text'>Turuncu Zaman, Mavi Dünya</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgRdWRZO5-I/AAAAAAAAAAg/ff1E_bNB5nc/s1600-h/DSC07817.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5045260119769540578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgRdWRZO5-I/AAAAAAAAAAg/ff1E_bNB5nc/s320/DSC07817.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Turuncu maviyi sevebilir mi? Ya mavi?&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Basamaklarından indiğimde turuncu bir sokağa açılıyor evimizin kapısı. Aslında turuncu değil, gri bir sokak. Ama ben ne zaman koşarak insem o basamaklardan turuncuymuş gibi davranıyorum sokağa. Hoşuma gidiyor, biliyorum sokak da seviyor turuncu gibi hissetmeyi. Zaten küçükken de sevmezdim griyi, ayrı bir köşeye atardım, diğer boyaların olmadığı. Neden mi? Bazı sonuçların nedeni yok bence, biraz büyümüş olduğumu düşünerek vardım bu kanıya.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Yalnız bir İstanbul sabahı… Parmağımı gözümün önünde tutup dışarı bakıyorum penceremden. Yeşil gözüküyor sokak. Saçlarım darmadağınık sessizce günün ilk kahvesini yudumluyorum, kahveye karşı ayrı bir saygım vardır. Tadını beğenmediğim bir kahveyi bile içerim, kokusu da içimde yeni bir dünya yaratır, çocukken de “çocuklar kahve içmez.” derlerdi, bu bakımdan da büyülüdür gözümde. Çocuklar kahve içmez, ben hariç. Bomboş bir kafayla kahve içmeyi seviyorum, hele ki sokağın yeşil olduğu günlerde.:Beni şu anda izleyen olsa bir şey düşündüğümü sanır, her zaman düşündüğüm için düşünürken nasıl bir mimiğe bürüneceğimi hiçbir zaman kestirememişimdir. Şu an zaten herhangi bir şey düşünmeyecek kadar da karışık kafam. Dörde kadar sayıyorum gözlerimi kapatıp. Hala aklımda, demek ki rüya değil.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Turuncu maviyi sevebilir? Peki mavi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Küçükken sevdiğim tek fotoğrafım susam sokağının herhangi bir saniyesini kaçırırım diye televizyonun yanında annemin zoruyla çekilmiş fotoğrafım. Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum, ama okula gitmeyecek kadar küçüktüm, o anı hatırlıyorum. Susam sokağını da… En sevdiğim programın susam sokağı, bebeklerime şu an bile ezberleyemeyeceğim kadar çok isim koyduğum zamanlardı. İlk defa ilkokul birde birini sevdim, o da ikinci sınıfta gitti, sevdiklerimin beni her zaman terk edeceğine inanmıştım, ilkokul üçte en sevdiğim öğretmenim bizi bıraktı, evet, sevdiklerim sadece bir elveda’ya sığınarak beni hep terk edeceklerdi. O zamanlar sevmenin tanımını yapamayacak kadar küçük değildim. Sevmek en sevdiğin çikolatanı sevdiğinle paylaşmaktı. (Dünyada en sevdiğim şey çikolataydı(dır).)&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;Şimdiyse sevginin tanımını yapamıyorum, sadece çeşitlerinden bahsedip duruyorum, insanlar büyüdükçe düşünceleri küçülüyor sanırım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Turuncu maviyi seviyor? Mavi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Yaklaşıyorum, sonra kaçıyorum. Korkuyorum sevmekten, belki de çikolatamı paylaşmak istemiyorum. Yanına gidiyorum, içimden garip bir şey kayıyor onu gördüğümde, binlerce balık yüzüyor, binlerce kuş kanat çırpıyor sanki içimde. Onu görünce kırkırımızı oluyor suratım, anlayacak diye korkuyorum. Birden zaman duruyor, gözlerimi kapatıp ona kadar sayıyorum, ona sarılıp seni seviyorum demek istiyorum, söylemiyorum. Elbette söyleyebilirim, ama büyü bozulur diye susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Rüya değil, ama gerçeğin de bu kadar güzel olmasına inanamıyorum. Sessizce yanıma geliyor, adımlarından bile tanıyorum onu. Zaman duruyor yine o anda ve ben sanki yine nefes alamıyormuşum gibi hissediyorum, kalbim durdu sanırım diyorum, gülüyor insanlar, ben de gülüyorum, ama dün yatağımda yatarken de öyle olmuştu, karnımın üzerinde yatınca sanki nefes alamayacakmışım gibi gelmişti. Ben de öldüğümü sanıp, üzerime en güzel giysimi giyip uyumuştum, uyurken ölü bulunmalıydım, bir de güzel olmalıydım. Bunları tabi ki de anlatmadım insanlara, sonra deli diyorlar bana.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Kahvemi bitirip kaldırıyorum fincanı masanın üzerine, çikolatamı yiyorum. Çikolata mutlu ediyor insanı, mutsuz değilim, en azından mutlu olduğuma inanmak mutlu ediyor beni. Çikolatamın yarısını bırakıyorum, masanın üzerine, yarısı onun çünkü. Gülümsüyorum, onu her hatırladığımda yaptığım gibi. İnsan severken içinde ilginç bir müzik çalıyor, hiçbir yerde duymadığı. Ben şarkıların melodilerini değiştirerek söylemeyi severim, ama nedense içimdeki müziğin melodisi hiç değişmiyor. Kitabımı karıştırıp her zaman dinlediğim bir şarkıyı açıyorum. Evet, güzel dünya merhaba!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Sokak yeşil mantosunu çıkartıp siyahı giyiyor. Geceleyin baktığımda siyah gözüküyor sokak. Yatağımda bir sağa bir sola dönüyorum, uyku uğramıyor bir türlü. Beklemekten nefret ederim, hele ki uykuyu. Beklemek gridir hem , bir de bu yüzden nefret ederim beklemekten. Ne ara uyudum bilmiyorum ama, onu gördüm rüyamda, yanımda duruyor konuşmadan, ona bakıyorum, sevdiğini, sevildiğini bilmek güzel diye geçiriyorum içimden. Salak saatin sayesinde uyanıyorum, zamanla ilgili şeyler hep sinirim bozmuştur zaten. Yine aynı rüyaya dalarım diye, başımı dayıyorum yastığıma. Kalkıp kendimce gülüyorum, en sevdiğim şarkıyı açmaya gerek bile duymuyorum, içimde çalıyor zaten. Evet, dünya başımı döndürüyorsun, seviyorum, ayrıca uçan tek insan benim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Evden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum, olur da geç kalırım diye koştum yol boyunca, tabi ki de baktım sokağın rengine, turuncuydu, gülümsedim, sokak da güldü. Bugün mutluyum. Kulaklarımda o en sevdiğim müzik,(aslında kulaklıktan gelmiyor ses,içimden geliyor, kulaklık sadece boş bir sessizlik yapıyor,kimse duymasın diye yapıyorum bunu, biliyorum saçmalıyorum.) adımlarımı büyük büyük atıyorum onu daha erken göreyim diye.&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;”Kulaklıkları çıkaracağım onu görünce” diyorum içimden 14 kere. O da aslında sessizliği dinlediğimi bilmiyor. Onu görüyorum, gülümseyip yaklaşıyorum, yine sanki nefes alamıyormuşum gibi geliyor, tüm dikkatim dağlıyor, seksek oynarken nasıl dengesizse insan, ona yaklaşırken de öyle dengesizleşiyor adımlarım. O da bakıp gülümsüyor. Biraz konuştuktan sonra anlıyorum, kulaklıkları kulağımda unuttuğumu, ah evet salağım sanırım. Bir dahaki sefere 15 kere sayacağım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Bana farklısın diyor, aslında farklı olan kendisi, belki de onu sevdiğim için farklı geliyorumdur ona, anlıyor mu acaba diye geçiriyorum içimden. Göz göze geliyoruz, kaçırıyorum gözlerimi, benle uğraşıyor, bak seni döverim deyip vuruyorum ona, sanırım insanlarla aynı tepkileri gösteremiyorum. Beni seviyor mu ki? Sevmiyorsa da saçlarımı mora boyatıp dikkatini çekeceğim.Olmadı turuncuya boyatırım, renk çok değil mi? Saat yine ayrılacağımız zamanı gösteriyor, işte zaman senden nefret etmem için bir sebep daha. Ayrılırken kulağıma bir şey söylüyor, işte o an gerçekten uçuyorum sanırım, evet biraz da kırmızı oluyorum. Çocukken yaptığım gibi ona kadar saydıktan sonra ben de seni seviyorum diyorum. Evet, dünya merhaba yine çok güzelsin, o da beni seviyor.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Turuncu maviyi o kadar çok seviyor ki, çikolatasının hepsini ona verebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Eve koşar adımlarla giriyorum, hava kararmış biraz, sokağa bakıyorum, hala turuncu, göz kırpıyorum, gülümsüyor sokak. Sokağın bana böyle güzellikler yapması hoşuma gidiyor doğrusu. Odama gidiyorum hemen. Yatağıma uzanıyorum, gözlerimi kapatıp dörde kadar sayıyorum, içimde çalan şarkıyı açıyorum. Saatlerce belirsiz bir noktaya bakıyorum, mutluluk mu, ben her zaman mutluyum. Sevmek mi? Onu küçük bir çocuğun kalbinden daha fazla seviyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Hoş geldin dünya, sen şimdi daha bir güzelsin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Turuncu maviyi seviyor, mavi de turuncuyu…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;31.01.2007 18:58:50&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-1180921556000644082?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/1180921556000644082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/02/turuncu-maviyi-sevebilir-mi-ya-mavi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1180921556000644082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/1180921556000644082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/02/turuncu-maviyi-sevebilir-mi-ya-mavi.html' title='Turuncu Zaman, Mavi Dünya'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RgRdWRZO5-I/AAAAAAAAAAg/ff1E_bNB5nc/s72-c/DSC07817.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-590952575475957622</id><published>2007-01-31T01:14:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:30:09.148+02:00</updated><title type='text'>sessizlik kolaydır bozulan dengelerde</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;hani anlamsız bir sessizlikti uzaklar&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;her şey güzeldi dengeler bozuluncaya kadar&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;herkes mutluydu o rüzgar eserken&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ama bozuldu dengeler&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;her şey bitti rüyalarda&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;yine açsa kanatlarını rüyalar&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ve beni alsa pencereden içeri&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;uykudan uyansam yeni bir güne&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ve gülebilsem yeniden...&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;masallara inansam eskisi gibi&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;zaman bitti mi&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;çok mu geç kaldık her şey için&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;yazılmamış bir cümle olsaydı sana söyleyeceğim&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ve şiir bile anlamsız kalsaydı dizelerin arasında&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;sonra sarılsaydın eskisi gibi&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ama artık her şey kurmaca&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;sen soğuk bir rüzgarsın uzaklardan esen&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;artık uzatsam elimi bırakırsın üşdüğümde&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ve yine içim acır yazarken&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;yine korkar kelimeler konuşmaya&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;sonra susarım mevsimlerde&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;en iyi ilaç sessizlik belki de&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;kaybolur fotoğraftaki tebessüm&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ve artık ben yokum sende&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;kaybolur içimde eski&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;yuvarlanır hep aynı yerde&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;sanki bitmiyor gece&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;yazmak güzel&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ama duyulmamak değil&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;sevmek güzel&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;ama sevilmemek değil&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;belki de yine bir şarkı anlatır derdimi&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;sus söyleme &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;her şey ortada artık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-590952575475957622?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/590952575475957622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/sessizlik-kolaydr-bozulan-dengelerde.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/590952575475957622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/590952575475957622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/sessizlik-kolaydr-bozulan-dengelerde.html' title='sessizlik kolaydır bozulan dengelerde'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-3217507298118150036</id><published>2007-01-15T11:51:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:29:07.822+02:00</updated><title type='text'>zaman</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RatPDSOCS_I/AAAAAAAAAAM/PPNUMuH0cOg/s1600-h/mahsen14.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020193127483460594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RatPDSOCS_I/AAAAAAAAAAM/PPNUMuH0cOg/s320/mahsen14.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(102,0,0)"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;o günlerde bambaşka olabilirdi zaman&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;hepimiz aynı yöne bakıp, aynı tebessümle gülebilirdik, &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;o fotoğrafta... &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;belki de farklı kavşaklarda olmazdı yollarımız..&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;gün geçtikçe tükenen bir takvimde aramazdık zamanı,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;yahut koşarak giden bir saatte...&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;ağır ağır söylerdik şarkımızı bilseydik yaşamın kısa olduğunu &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;o günler başka olabilirdi&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;son kadehe kadar beklemezdik belki sarhoş olmak için&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;intiharı kötü günlere saklamayıp,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;güzel bir günde de sarılabilirdik,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;ölümün karanlık demirlerine.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;yahut yaşamak güzel diye yazardık duvarlara&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;yaşamak sadece mavide güzeldir aslında&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;sadece balık olmak güzeldir dünyada&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;tüm dertlerin ardında 3 saniyelik bir hafızaya sığınır yaşam&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;evet balıklar aşık olabilir mi dostum&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;ve o günlerde her şey aynı olabilirdi aslında&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;hadi balık olabilenler içelim şimdi de &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;tabi ki&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;olamayanlar için de...&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,102,0)"&gt;18 ekim 2006 23.09&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,51,0)"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;BALIK&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Yine geceye akıyor zaman boş saatlerde…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Kahveye sığınarak, &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Biraz daha uyumamaya alışıyor bedenim…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Hiçbir şey yapmadan uzanıyorum yatağımda&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Gözlerim aslında bakmadığım bir noktada,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;İçimde anlamsız bir tebessüm,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Her an kalbim atmıyormuş hissi veren bir duygu.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Saatlerce uçabilirim şimdi…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Şimdi bir deli gibi ruhum,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Her an kaçıp susabilirim. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Şimdi bir çocuk kadar mutlu tebessümlerim..&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Her şeyi bir anda söyleyebilirim.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Bütün renklerde görüyorum onu&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Bir şeyler iniyor içimde yaklaşınca ona, &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Sanki dünya duruyor o anda,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Her şey çekiliyor birden…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Sadece o…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Geceyi seyrediyorum penceremden,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Her yer karanlık oysa,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Anlamsızca bakınıyorum&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Sevince dünya güzel geliyor sanırım,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;Ve küçük bir balık ben için&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;İçebiliriz şimdi…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;14.01.2007 18:15:40&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-3217507298118150036?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/3217507298118150036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/zaman-o-gnlerde-bambaka-olabilirdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3217507298118150036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/3217507298118150036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/zaman-o-gnlerde-bambaka-olabilirdi.html' title='zaman'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_r3NmwhOm3Dw/RatPDSOCS_I/AAAAAAAAAAM/PPNUMuH0cOg/s72-c/mahsen14.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-116786662468630166</id><published>2007-01-04T01:19:00.000+02:00</published><updated>2007-10-05T22:28:32.785+02:00</updated><title type='text'>'En güzel insanlar'</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1698/3824/1600/262193/PIC_0028.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1698/3824/320/955839/PIC_0028.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugün ilk defa demeyeyim- çünkü bu senenin nisanında da buluşmuştuk- , uzun zamandan beri ben, Derya, Mehlika,Burçak buluşmuyorduk, buluştuk. Çok güzeldi.Eğlendik beraberce, dörtlüce, her zaman böyle eğlenmek dileğiyle. Dördümüzün beraber olduğu tek fotoğraf bu, tanımadığımız bu fotoğrafı çeken insana saygılar, sevgiler, bu üç güzel, özel insana da buradan selamlar...:)&lt;br /&gt;30.12.2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-116786662468630166?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/116786662468630166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/bugn-ilk-defa-demeyeyim-nk-bu-senenin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/116786662468630166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/116786662468630166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/bugn-ilk-defa-demeyeyim-nk-bu-senenin.html' title='&apos;En güzel insanlar&apos;'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-116786629514831664</id><published>2007-01-04T01:15:00.000+02:00</published><updated>2007-05-07T16:27:23.691+02:00</updated><title type='text'>Gitmek alti harf kalmak da...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1698/3824/1600/288075/DSC04187.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1698/3824/320/152366/DSC04187.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;-Five, four, six ay three...&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;-Salak yanlış sayıyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Gün yine her zamanki gibi karardı, zaten gün ve doğa her zamanki gibi yaşamayı çok sever. Anlamsız hüzünlerin habercisidir gece. Hava karardığında ağır bir yalnızlık çöker insanın üzerine,kimisi taşıyamaz; bedenini uykuya dayar, kimisi mazoşisttir; geceleri sever. &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Sanırım biraz gündüzleri uyanamadığımdan,biraz yalnız kalmaya,kendimi dinlemeye meğilli olduğumdan geceyi severim. Aslında ben siyahı, yazmayı ve kahveyi daha çok severim.Yanımda mideme dokunduğu halde içmeye devam ettiğim kahve, biraz müzik-ki geceleyin her şarkı biraz daha da büyütür acıları-... Yazıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Abim gideli üç aya yakın zaman olmuş. Onu özlemenin üst doruklarında gezindim durdum gün boyunca, akşam üzeri çalan telefonu annemler açsın diye açmadım dört kere çalana kadar. Sınır sayım dörttür, ondan sonra açtım , ki annem açmıştı paralelden telefonu. Arayan abim. Ah salağım benim açma sen! Tabi onlar konuşurken ben sadece ağlamakla yetindim, konuşamadım, ona doya doya sarılmak geldi içimden, ama o yoktu. Ne bok vardı ki gittin Amerika'ya abi?&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Hayatla ve sorunlarımla dalga geçmek bir alışkanlığım olmuş benim, herkes umursamaz sanabilir beni, güzel rol yaparım, gece olunca da kendimce saçmalarım. Abim bile görmemiştir gidene kadar ağladığımı. Ağlayacağım an içimde tuttum her şeyi, tavsiye etmem, damarlarım acıyor. O giderken ve sonrasında çok kötü ağladım tabi. &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Güzel şey ki teknoloji, o kadar uzak bir mesefaden görebiliyoruz birbirimizi. O özledin mi beni diye soruyor, ben de hayır diyorum. Ne zaman geleceksin diye soruyorum her seferinde, ne zaman geleceğini bildiğim halde. Ve sanırım ne kadar uzak olduğumuzu anlayalım diye saati soruyoruz birbirimize, oysa biliyoruz 7 saat geri işte... İnsan bildiği soruları da sorabilir değil mi, sorarmış demek ki.&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Her gün varken yanında ,fark etmiyor sanırım insan içinde ne kadar yerini doldurduğunu kardeşinin. Türlü manyaklıklarımızı özlüyorum. Geldiğinde gıdıklamasına bile razı olacağım, istediği kadar da kahve yapacağım. Annem sessiz olun diye cümle kullanmıyor artık, sesli olunabilecek bir abim yok çünkü şu an. Yokluğuna alışamadım(k).&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Seni çektiğim bir video yu izledim, sınav zamanı, saçma şarkımız, komik dansın, mimiklerin eğlendirmiyor beni, oysa izleyip izleyip gülerdik bunu. O kadar canlı ve o kadar uzaksın ki orada dokunamadığımdan sana her seferinde ağlıyorum. Ve sen saymayı beceremiyorsun,&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;"-Five, four, six ay three...&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;-Salak yanlış sayıyorsun." bunun arkasından uzunca gülüyorum ben, gülüyoruz. Şu an aynı karede olmak için neler vermezdim.&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;Bizim saatimizle iyi geceler abicim, orada saat kaç? Sor, söyliyim, seni o kadar çok özledim ki anlatamam ve sen her aklıma geldikçe ağlıyorum, oldu mu ,bence de:)&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;02,53 &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-BOTTOM: 0pt"&gt;15 kasım 2006&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-116786629514831664?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/116786629514831664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/gitmek-ya-da-kalmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/116786629514831664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/116786629514831664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2007/01/gitmek-ya-da-kalmak.html' title='Gitmek alti harf kalmak da...'/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34672275.post-116543151967741668</id><published>2006-12-06T20:58:00.000+02:00</published><updated>2006-12-06T20:58:39.693+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1698/3824/640/836240/DSC05150.jpg"&gt;&lt;img style="CLEAR: all; FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1698/3824/320/753971/DSC05150.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href='http://picasa.google.com/blogger/' target='ext'&gt;&lt;img src='http://photos1.blogger.com/pbp.gif' alt='Posted by Picasa' style='border: 0px none ; padding: 0px; background: transparent none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: initial; -moz-background-origin: initial; -moz-background-inline-policy: initial;' align='middle' border='0' /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34672275-116543151967741668?l=pinarozcanli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/feeds/116543151967741668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2006/12/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/116543151967741668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34672275/posts/default/116543151967741668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinarozcanli.blogspot.com/2006/12/blog-post.html' title=''/><author><name>Pınar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01374824816260939976</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp0.blogger.com/_r3NmwhOm3Dw/R5Sbpj2QctI/AAAAAAAAADU/4_FUZeqsNhw/S220/25-09-07_1452.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
